Ne çok tavşan var. Ve bir o kadar da çok tazı… Daha da acısı tavşana kaçma, tazıya tutma talimatını veren ne çok kişi var. Ne çok konuşmayı seven var. Ne çok ses var.
Ne çok takım elbiseli, ne çok koltuk… Koltukların sadece oturup kalkılacak kadar geçici yerler olduğunu unutan ne kadar çok insan var böyle. Hele de doğruyu hatırlatınca umursamayan ne çok kişi var.
Ne çok anlatan… Ne çok anlamayan. Ne çok dinliyormuş gibi yapan… Ne çok müsvedde kahraman… Korkmadan hesap soran, sormaya yeltenen ne kadar da az. Ne çok düğüm, ne çok ölüm var etrafımızda. Çözüm az hem de yok denecek kadar az.
Ne çok “Ben, bu filmi daha önceden görmüştüm,” hissini tekrar tekrar yaşıyoruz böyle. Bu sözü söyleye söyleye artık alışmış olan ne kadar çok kişi var etrafımızda.
Sonunun ne olacağı bilinen ne çok olay var. Şaşırmayı unutalı ne kadar çok zaman oldu. Ne çok pişmanlıklar, ne çok ders çıkarılamadığı için verilen kayıplar ve ne çok kayıp yakınları var. Ne çok ağlamaklarla dolu ekranlar. Ne çok ihmalkârlıkların faturasını ödeyen insan var. Ne kadar çok, işini hakkıyla yapmadığı için nice insanın hayatına sebep olan var.
Yasaklanan, yayımlanmayan ne çok şey var? Susturulan ne çok!
Paraya olan açlık ne çok. Öncesi de sonrası da para olan insan ne kadar çok. Para denilen şey ne kadar az.
Ne çok tekinsizliklerden doğan kalp çarpıntılarımız var. Kaygılardan hasta olan ne çok. Bu yüzden hastanelerde sonu gelmeyen upuzun sıralar var. Hastalıklar ne kadar çok.
Ne çok şikâyet edilesi mesele, ne çok şikâyet etmekten değil edememekten gözü açık gidenler var mezara. Mezarları sadece bayramlarda ziyaret yeri olarak gören müstakbel ölüler ne kadar çok yaşıyor şu dünyada.
Ne çok kuyu var. Kuyuya düşen ne çok Yusuf var böyle… Ne çok rüyalar var tabire muhtaç. Yusuflar kuyudan çıkamayınca tabir edilemeyen ne çok müjdeden bihaber geçmiş ve geçecek yıllar var.
Ne çok yer kaplayan, ne çok ayakta kalanlar var aramızda. Kurula kurula kurulmaktan yorulan ne kadar çok hayal var. Ne çok olması gereken var, ne kadar az olanlar…
Mikrofon tutulan ne çok yetişkin, her köşe başında kendisine görüşlerinin sorulmasını bekleyen ne çok uzman var. Ne çok gürültü var insanlar arasında.
Ben demiyorum, bir küçük çocuğun gözüyle böyle bu dünya. Ondan duydum da yazmaya değer buldum. Oradan bize bakınca böyle görünüyormuşuz demek.
Sadece bizim hanede değil, bu günlerde birçok evde haberlere bakıp bakıp art arda yaşanan vahim olayları şaşkın şaşkın izleyip sessizce köşesine çekilen ne çok çocuk var! İtiraz edecek olanlar? Ne kadar?..
Gamze Koç

Yazmak istediklerini açık açık yazamayan ne çok dertliler var. İçi yanan ama közünü dışa vuramayan ne çok yürek var. Açık açık yazılmak istenen ne çok cümleler var. Atılmak istenen ne çok başlıklar var. Çoklar çok ama anlayacak olanlar azlardan az. Az olanlar artmadıkça çok olanlar azalmayacak.
Böyle kalemlerin artması temennisiyle.
Teşekkürler
Sözlerimin anlaşıldığını,bir yerlerde makes bulduğunu bilmek çok hoş hocam.Hele de insan yıllar öncesine dayanan bir uhuvvetin bir yazıyla tekrar gün yüzüne çıkıvermesi paha biçilemez.Ben de şunu bilmenizi isterim ki böylesi bir asırda kıymet verdiğiniz yazılara kalkıp yorum yapabilmek,buna vakit ayırmak çok sıradışı bir şey haline geldi.Bu taktire şayan davranış için ben de sizi tebrik ediyorum müsadenizle abi.Duanız duamdır.Dualarımızın kabul olması ümidiyle…
Maalesef çok doğru okuduklarım
Umut hep var olsun
Biz de görelim güzellikleri
En kısa zamanda dilerim
Ne kadar?
İnsan düşünmekten yorulur mu?, bakmaktan, duymaktan, görmekten, seyretmekten, aynı cümleleri tekrar etmekten, yorulur mu? Yorulurmuş, hem de öyle böyle dinlensen de geçmeyecek, geçemeyecek bir yorgunluk. Zincirleme kaza gibi, her seferinde biri ekleniyor, her seferinde daha bı yorgunluk… Hani metinde geçiyor ya “Kurula kurula kurulmaktan yorulan ne kadar çok hayal var. Ne çok olması gereken var, ne kadar az olanlar…” tıpkı öyle. İnsan hayal etmekten yoruldu. Hayaller hayallerden… Cahit Zarifoğlu demiş ya “Biliyor musunuz? Ben bu çağdan nefret ettim. Etimle, kemiğimle nefret ettim.” ben her seferinde bu satırların dönüp dolanıp zihnimde belirmesinden, kendini hatırlatmasından ne kadar çok nefret ettim, ne kadar çok nefret etmekten yoruldum.
Kaleminize sağlık Gamze Hocam 🖊️🦋