MAZMAZA

Çamura, pise, pasa gerek yok kirlenmek için. Artık tek başına konuşmak yetiyor kirlenmeye. Üstünüze bir şey dökülse ya da paçanıza bir şey sıçrasa siler, olmadı yıkarsınız, geçer. Bu kirse başka! Bunu su sabun paklayamaz!

İnsan konuşa konuşa kirleniyor ve ne yazık ki yine her şeyi
konuşarak kirletiyor. Deriye dahası derine işliyor bu kirler. Çitile çitile de çıkmaz bana kalsa bu lekeler. İzi kalır, sesi kalır ardında illaki bir işaret bırakır. Ama bunun olacağı belliydi kimse için sürpriz değil bu yaşananlar. Bu gediğin, her yanlışa, her yalana bir kılıf hazırlamakta mahir olanların ellerinden çıktığı aşikar. Önce siparişle mantar gibi türeyen sinsi fenomenler aldı eline mikrofonları koca koca kitleleri efsunladılar. Ardından sütten çıkmış ak kaşık olan klavye şövalyeleri devreye girdi. Ve virüs hızla yayıldı. Yılanın başı küçükken ezilmedi ya şimdi zehirlenen zehirlenene.

Tek hamleyle büzülebilen bir torba olsa keşke bazı insanların ağızları. Nasıl ki onlar “Ben onun yüzüne de söylüyorum,” diye kendilerini savunabiliyorlarsa birileri de onların ağızlarını bir torba gibi büzüp kapatabilme hakkına sahip olabilmeli. Çok matah bir şey yapmış gibi “Ben onun yüzüne de söylerim”miş. Ne olduysa da zaten bu sözün arkasına sığınmakla başladı her şey. Nasıl olsa her yerde böyle diyen birileri var diye çoğunluktan güç alıp rahat rahat konuşmayı kendine görev bilenler, cevaz almışçasına yaptığını doğru sanıp, başının üstünde gezdirenlerle doldu etrafımız. Ellerde görünmez terazilerle tartılır oldu günah ve sevaplar! Vatandaşın vatanseverliği, kadınların anneliği, Müslümanların kulluğu sorgulandı ve şimdi de kişinin niyetine geldi sıra. Kim ağır geldi, kim az çekti her şeyi en iyi onlar bildi. Kimin has kimin çürük olduğuna karar veren bu “Seyyar tartıcılar” bela oldu başımıza. Bu ne kadar kendini tastamam görme hali böyle! Yoksa başkalarının eksiğini, kusurunu bulup çıkarmaya, yetmedi ortalığa döküp saçmaya bu kadar hevesli olunabilir mi?

Ne zaman ki dedikodu hafife alınmaya başlandı bence tam da o zaman sağlamlığı ile övündüğümüz surlarımızdan içeri girdi düşman. Mücadele edeceğimiz düşman sanki azmış gibi savaşmamız gereken bir cephemiz daha oldu. Ve “Dilin kemiği yok,” mazereti yetişti imdada. Mahcubiyet maskesi de böylece sırtını kerli ferli bir atasözüne yasladı. Pişmanlık yaşayıp bu çirkin labirentte sıkışıp kalanın kaçışı kurtuluşu oldu. Ne de olsa atalar söylemiş bunu zamanında demek ki yapılabiliyor böyle gaflar, diye bilen bildiğini okudu. Elini kolunu sallaya sallaya başkasının aleyhinde konuşabilmek maharet oldu. Bedel ödeyen olmayınca da cahil yüz buldu, konuştukça konuştu. Ve biz isimleri değil fikirleri konuşmayı öğrenemedik gitti. Dedikodu kıyafet değiştirerek ete kemiğe büründü de fikir beyan etme özgürlüğü olarak aramızda göründü Kim bilir belki de nasihat eden yaşlıları küstürdük de onlar da köşelerine çekildi, bunlara kaldı meydan.

Hasılı kelam kimse vahşeti çok uzaklarda aramasın. Ademoğlunun dişleri arasında ölmüş insan eti parçaları… İyiler yükünü alıp gitmeden aramızdan, ağızlar tez elden çalkalanmalı.

Gamze Koç

Gamze Koç

9 “MAZMAZA”yanıtını veriyor

  1. Elinize kaleminize sağlık. Keyifli pazar günü yazınızı okumakla daha keyifli oluyor…

  2. Elinize kolunuza sağlık, maalesef tam da böyle bir durum yaşıyoruz. Günümüzü anlatmak için daha çok şey söylenebilir ama anlayana… Mütevazi olmak, kendini kullandırmak oldu, herkes sadece kendisinin anlaşılmasını istiyor ! Sonumuz hayrola …

  3. Bedel ödeyen olmayınca da cahil yüz buldu, konuştukça konuştu. Ve biz isimleri değil fikirleri konuşmayı öğrenemedik gitti. Dedikodu kıyafet değiştirerek ete kemiğe büründü de fikir beyan etme özgürlüğü olarak aramızda göründü Kim bilir belki de nasihat eden yaşlıları küstürdük de onlar da köşelerine çekildi, bunlara kaldı meydan. ÇOK DOĞRU TAMAMEN KATILIYORUM HOCAM.

  4. Çok güzel ve güncel bir konu seçilmiş Allah razı olsun.
    Önemli bir iletişim aracı olan dilimizi güzel kullandıkça insanın güzelliği artıyor . Ama Günlük hayatımızda dilimizle çok hatalar yapabiliyoruz . Bir çok insanın kalbini kırabiliyor veya değişik yerlerde değişik hatlar işleyebiliyoruz.
    Çoğu zaman dilimizden çıkan sözler aslında kalbimizin ve düşüncemizin bir yansıması. Nasıl
    düşünürsek öyle söz üretiriz. Bazen de tersi olabilir. Düşündüğümüzün tersini söylüyebiliyoruz O da Allah korusun iki yüzlülük olabiliyor.
    Allah’tan diini doğruya kullanabilen arzu ederim

  5. Mazmaza

    Kelimeler nasıl bu kadar ağırlaştı? Ağzımızdan çıkan her şey, havada kalmıyor artık birikirken iz bırakıyor, kir bırakıyor. Konuştukça kirleniyoruz sanki. Yalan çoğalıyor, dedikodu büyüyor, söylenen her söz aramızda bir duvar örüyor.

    Dinleyen de, susan da bu döngünün içinde. Susmak bazen onay, bazen suç ortaklığı. Peki biz hangi tarafı seçiyoruz? Hangi sözün peşinden gidip kimlerin sesi oluyoruz?

    Yunus Emre’nin bir sözü var “Söz ola kese savaşı”… Düşündükçe belki de çözüm, dillerimizi teraziye koymakta ve konuşmadan önce fikirlerimizi tartmakta. İnsanları kıran konuşmaların yerini onaran sessizliklere bırakmakta. Ve böylelikle geride bıraktığımız yarayı sarmakta artık.

    Kaleminize sağlık Gamze Hocam. 🖊️🦋

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir