KAÇIŞ

İnsan dediğin giyime kuşama özenir. Hiç olacak şey mi yani? Pekala, olabiliyormuş. Özendim işte. Elle tutulup gözle görülebilecek olan onca şey varken sen git, bir duygunun peşine takıl. Hadi tamam, takıldın; hiç değilse etrafına bakın, ölçülerinde gezin, makul ol bari. Psikiyatri hekimi, aynı zamanda yazar ve şair olan birinin yaşadığı şeye özenmek nedir? 

İnsan hakikaten çok tuhaf, kimlerin yaşadığı şeylere nasıl keşkeli cümleler kuracağı belli olmuyor. Ne yapalım insanız, olmaz dememek gerekiyormuş. Oluyor, istiyor insan işte.

Hatırasını dinlediğim andan itibaren mahalle çocuklarının külahta kocaman top top dondurmaları yalarken, uzaktan bakıp bakıp yutkunan çocuğa benzedim resmen. Ben de aynı şeyi yaşamak, aynı duyguyu tatmak istedim. Mevzu ne mi, hemen izah edeyim hatta Kemal (Sayar) Hoca’nın ağzından aktarayım, olay tam şöyle cereyan etmiş.

“Geçen akşam malum bir muhallebiciye çorba içmeye girdim. Çorbamı içtim. Dışarı çıktım. Orada kâğıt mendil satan bir abimiz var, yaşça benden büyük olduğu açık. Tam da muhallebicinin önünde bir seyyar tezgâhta salep satılıyor. Giderken dedi ki “Beyfendi, bir şey konuşabilir miyiz? Çok nazik. Buyrun, dedim. Herhâlde para isteyecek diye düşündüm. ‘Bana bir salep alabilir misiniz?’ Evet, dedim, memnuniyetle dedim, tabi dedim. Burada duruyorsunuz, canınız çekmiştir, olabilir. Hemen alayım filan…

Onun isteyişindeki o eda, nezaket aslında müstağnilik… Başka bir şey istemiyor. Salep, orda canı çekmiş ve onu çok kibarca size söylüyor. Neyse ben, hemen verdikten sonra kaçtım. Sonra düşündüm ne kadar büyük bir bağış… Size gönderilmiş bir bağış… Güzel bir insan, kibar bir şekilde sizden canının çektiği bir şey istiyor ve sizin de onu almaya takatiniz var, alıyorsunuz ve rahatlıyorsunuz. Size bir armağan, size bir bağış, verene bir bağış, ruhen bir bağış… Minicik bir şey… Bayıldım. Manzara gözümün önünde canlandıkça daha da hayran kaldım. Böylesi bir iyiliğin bu bağışın, bağışlanışın bizzat içinde olmayı çok istedim. Artık ne kadar içten istediysem aradan sadece iki gün geçmişti. Bitirmeye can attığım bir hafta sonu akşamı… İçim patladı patlayacak. Canım sıkkın. Darım. Dardayım. Öyle bir ruh hâli… Katıldığım resmî, bir o kadar da ciddi toplantının ardından, o topuklu ayakkabılarla tam günü kapattım, çok şükür bitti, derken ani bir gelişmeyle rotayı değiştirip, eve geçemeden bir işimiz çıktı ve eşimle işimizi uzatmış olduk. Yorulduğum için birkaç kez gitmemek için ayak diretsem de olmadı. Yaşanacak bir şey varmış kaderde. Sonradan anlıyorum neyi, neden ısrarla istediğimi. O isteği içime verenin niye bunu istettiğini. İsteyenin istemesini de istemenin kendisini de her şeyin hesabı kitabı önceden yapılmış meğer. Özendiğim şey dua olmuş, kabul olmuş haberim yok.     

Çarşıdaki işimiz de bitti. Eşim eski bir öğrencisini görünce ayaküstü balık hâlinin önünde laflamaya başladı. Ben de bazen muhabbete dâhil oluyor, ara ara da balıkçıların tezgâhlarda istifledikleri balıklara bakıyorum. O esnada omuzunda solmuş vişne çürüğü şallı, kahverengi eprimiş başörtülü, bembeyaz tenli ve su yeşili gözleriyle yaşlı bir kadın yanıma yanaştı. Yanaşmakla da kalmadı, dibime kadar sokuldu. Bir an için tedirgin oldum ama korkmadım. Kimsenin duymaması gereken bir sırrı fısıldar gibi bir şey söyledi ve geri çekildi. “Bana bir tane balık alır mısın kızım?” 

Aynısı, tıpkısı. Allah’ım o özendiğim hatıra gibi. Milimi milimine hem de. Hiçbir detayı şaşmaz mı? Şaşmadı. Teyze, önce para isteyecek sandım ama yok; istediği bir tane balıkmış… Balık. Besbelli canı çekmiş işte. Parmağıyla da gösterdi üstelik. Balık da pırıl pırıl parlayan pullarıyla, ışıl ışıl derisiyle teyzenin balığı olmak için orada sanki.

Saniyelik afallamam geçtikten sonra, önce cüzdanıma davrandım, sonra eşime nasıl yapalım diyen bir bakış fırlattım, gözlerle sessizce anlaştık. Balığın parasını öder ödemez temizlenme safhasına kalmadan oradan kaçar gibi uzaklaştık. Ömrümün en güzel kaçışı olabilirdi.

Gamze Koç

   

 

9 “KAÇIŞ”yanıtını veriyor

  1. Nasipten kaçış olmaz.
    Neye nispet edersek…
    Neyi canı gönülden istersek
    Nedendir bilinmez…
    Nasıl oldu demeden olur.

    Kaleminiz ilham olsun tüm okurlarınıza…

    1. Hakikaten oluyormuş.Bakalım daha nelere şahit olacağız yaşayıp göreceğiz hocam

  2. Ne güzel ne anlamlı ne dualı bir an yaşanmış….
    Hakkını verebilecek herkese nasip olması dileğiyle….

  3. Yazının hikayesinin en yakın şahidi olarak gözlerim dolu dolu okudum. Elinize sağlık Gamze Hanım.

    1. Şahidimsin hakikaten .Bu ne güzel bir şahitlikti öyle… Beraber böyle nice güzel şahitliklere..

  4. Kaçış
    Nasıl güzel, tam ayarında hemde en güzel kaçışlardan. İnsan güzellikten kaçar mı, kaçarmış. Dua yerine gelince duanın yerine geldiği, o istediğin an seni bulduğu için biraz sevinçli, biraz buruklu, biraz da hisli bir kaçıştır o. Tüm kaçışlardan tek farkı bu kaçışın dıştan içe bir kapanış, terkediş değil de tam olarak içten dışa tüm duygularla buradayım, huzurla burukluk arasında tam ayarında bir kaçışıdır.

    Kaleminize sağlık Gamze Hocam. 🖊️🦋

  5. Rabbim iyilik yapacak fırsatlar çıkarsın karşımıza. Kalemine sağlık adaş

  6. Kaçış
    Nasıl güzel, tam ayarında hemde en güzel kaçışlardan. İnsan güzellikten kaçar mı, kaçarmış. Dua yerine gelince duanın yerine geldiği, o istediğin an seni bulduğu için biraz sevinçli, biraz buruklu, biraz da hisli bir kaçıştır o. Tek fark ise kaçışın dıştan içe bir kapanış, terkediş değil tam olarak içten dışa doğru tüm duygularla buradayım, huzurla burukluk arasında tam ayarında bir kaçışıdır.

    Kaleminize sağlık Gamze Hocam. 🖊️🦋

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir