Uçağa her bindiğimde bir ürperme olur içimde. Toprağa yahut bir zemine alışmış bedenim bir kaygı içine girer. Uçağın ilk kalkışındaki o basınç kaygıyı biraz daha arttırsa da sonra belli yüksekliğe eriş ve daha sonra sağa veya sola dönüp belli bir rotaya girmesi ile biraz olsun rahatlarım. Herhangi bir basınç değişikliği veya türbülans da olmazsa kaygı yerini bir hava boşluğunun üstündeki ferahlığa ve bulutların salınışına ve dansına bırakır. Temaşa başlar; dağlar, tepeler, ovalar, göller ve illaki bulutların pamuksu dokusu…
Yine her defasında uçak irtifa kazanıp yükseldikçe şunu hatırlarım. Uğruna savaş verilen ne kadar dünyalık varsa küçülür küçülür adeta nokta hâline gelir. Ölümden sonra dünyanın geri kalması duygusu belirir zihnimde. Bir de ölmeden önce ölenlerin dünyalıklara nokta gözüyle bakmaları aklıma gelir.
Bu duygu ve düşüncelerle başladı Malatya yolculuğumuz. Malatya kitap fuarı için davetliydik. Bir gün önce uçağı kaçırmanın burukluğu olsa da içimizde, ilk andan itibaren Malatya’dan gelen sıcaklık, “Gitmeliyiz” hissiyatını canlı tuttu. Çünkü bizi karşılayacak ekip biz daha İstanbul’dayken titiz bir çalışmanın içine girmişti bile. Emine Hanım ve Yusuf Bey’den sonra Hakan Bey’in mesajları özenli bir organizasyonun habercisiydi.
Sağ salim Malatya’ya indiğimizde bizi Hakan Bey karşıladı ve kalacağımız yere kadar yapılan yolculukta hemen ısınıverdim şehre. Şehir onun şahsında güler yüzü ile karşılamıştı bizi. Fakat depremin konuşulduğu demlerde tekrar o hüzne döndüm. Ateşin düştüğü yerdeki insanların ruh hâlini tam olarak anlayamam belki ama birkaç damla gözyaşı döküldü gözlerimden.
Bu büyük deprem hem insanların hem de şehrin ruhunda ağır travmalar oluşturmuştu. Fakat şehir ve insanlar gülmeye kararlıydı. Hakan Bey ile sohbetimde böyle hissettim. Yine Sakarya’dan İngilizce Öğretmeni Ümmühan Gerizli de araçtaydı. Onun da katkısıyla kısa sürede güzel bir iletişim ve muhabbet kuruldu.
Epey zaman sonra Polisevi yeni binasıyla karşıladı bizi. Kalacağımız yere yerleşir yerleşmez fuar alanına geçmek istedik ve yine hazır kıta bina önünde bekleniyorduk. Ulaşım noktasında hiç boşluk bırakılmamıştı. Fuar alanına vardığımızda ise bizi Zeynep Hanım karşıladı. Üç mihmandarımızdan biri kendisi. İlgi ve özen, burada da kendini gösteriyordu: “Herhangi bir istek veya olumsuz bir durum olursa bize haber vermeniz yeterli.” Yolculuğun nasıl geçtiğinden tutun da yemek yiyip yemediğimize kadar ihtimamla ve güler yüzle sorulması kendimizi evimizde gibi hissetmemize sebep oldu.
Bir müddet sonra Esma Hanım elinde bir hatıra defteri ile geldi ve fuar ile ilgili duygu ve düşüncelerimizi istedi bizden. Yine aynı sıcaklık, ilgi, özen ve yüzündeki tebessümle.
Yayınevimizin (Akıl Fikir Yayınları) standında biraz zaman geçirdikten sonra kısa bir şehir gezisi için yola çıktık. Yine organize bir ekip ile hayran kalacağımız bir yolculuk başladı. Arslantepe Höyüğü, terastan şehrin deprem sonrası değişimini gördüğümüz seyir, Kent Müzesi ve BiMekan Kafe, Fotoğraf Makina Müzesi, Sanat sokağı, belediyeye bitişik Şehir Kütüphanesi, Radyo Gramofon Müzesi gibi mekânları gezme imkânını bulduk. Rehberimiz Emre İnan’a özel bir başlık açmak gerekir. Gezdirdiği yerlerde daha önce çalışması ve emek harcamasından dolayı mekânlara ve muhtevasına gayet hâkimdi. Ve yer yer ciddi yer yer esprili anlatımıyla da bizi gezinin içinde tuttu. Tutamadığı bir noktada ise ayna önünde fotoğraf çekme metaforu üzerinden dikkatleri tekrar sunumuna çekmeyi başardı. Tebessümle hatırlayacağımız bir an olmasını da sağladı.
Fotoğraf Makina Müzesi’ne bir parantez açmak gerekir. Sahasında dünyanın 3. büyük müzesiymiş. Neredeyse bütün makinaların çalışır halde olduğunu, fotoğrafçılığın gelişim sürecini ve ölü fotoğrafçılığı gibi bilmediğimiz fotoğrafçılık alanları olduğunu öğrendik. İnteraktif atölye çalışmaları, karanlık oda deneyimi, körüklü ve filmli nostaljik makinelerin yanı sıra, tarihi olaylarda kullanılmış casus ve dedektif kameralar müzenin en ilgi çekici noktalarından… Ve sunumu yapanların bahsettiği isim Baki Tümer Selçuk… Mühendis ve aynı zamanda radyo televizyon tamiri işleri ile uğraşan Selçuk koleksiyoner olarak topladığı eserlerle müzenin açılmasına öncülük etmiş. Ve Baki Tamer Selçuk, büyük bir çoğunluğunu sigarayı bıraktıktan sonra ayırdığı bütçeyle toplamış.
Radyo Gramofon Müzesi’nde de güzel anlar yaşadık. Malatyalı Ahmet Kaya’nın “Hani Benim Gençliğim” eserini plaktan dinledik ve eşlik ettik.
Gezi bitiminde yemek molası ile yazar ve şairlerin sohbeti başladı. Taha Altay, Perihan Dündar, Şeyda Bozkurt, Aykut Çınar, Ümmühan Gerizli… Bu tür organizasyonların insanların kaynaşmasına vesile olmasını da bizatihi yaşamış olduk.
Ve tekrar fuar alanına geri döndük. Amcaoğlu Salih Osman ve yeğenlerim kök salmışlardı bizi beklerken. Elif meyveye bile durmuştu. Emir ve Aden ise henüz ağaç olma konusunda bilgi sahibi değillerdi. İşin latifesi uzun zaman sonrası tekrar bir araya gelince sarmaş dolaş olduk. Aynı imtihanlardan geçenler birbirini anlar kabilince sohbet etme imkânı bulduk. Biliyoruz ki sohbet de şifadır.
Akşam ise Şefika Yalım-Mehmet Yalım çiftinin evine misafir olduk. Misafirperverlik, sıcaklık ve güzel bir hazırlık ile karşılandık. Oğulları Halit Ertuğrul kardeşimle tanışma imkânımız oldu. Yeni dostlar kazanmanın keyfine vardık.
Biraz neşe biraz da hüzün ile başlayan yolculuğumuz arka planda çalışan ekibin gayretleriyle yerini umuda bıraktı. “Malatya kitapla iyileşiyor” fikrinden sonra bu sene de “Malatya kitapla güçleniyor” mottosunu hem fuar alanında hem de özellikle Şehir Kütüphanesi’nde görmüş olduk. Kütüphanede boş yer yoktu. Öyle ki büyük bir alan ayrılmış bekleme salonu da sıra bekleyen gençlerle dolmuş taşmıştı. Şehrin fiziki yaraları sarılıyor gördüğümüz kadarıyla. Gençlerin kitaba olan ilgisini de deprem travmasından çıkış olarak yorumladım.
Deprem veya savaş gibi sebeplerle oluşan yıkımlar insanların ruhlarında da yıkıma yahut yeniden doğuşa sebep olabiliyor. Şair arkadaşlardan Şeyda Bozkurt’un kitabının ismi “Külce” idi. Küllerinden yeniden doğuşu simgelediğini söylemişti. İnşallah şehir ve sakinleri küllerinden yeniden doğuyor ve doğacak diye dua ettik.
Hulâsa deprem de yüksek bir basıncın yeri sarsması ve sonrasında kadim şehirleri bir ürpermenin ve kaygının içine bırakması galiba. Ağır bir türbülansa giren bir ruhun tekrar bulutlar üzerindeki o ferahlığa ermesi biraz zaman alacağa benziyor. Yine orada yaşayanların şahitlikleriyle şehir yeniden doğuyor. Kitap ve şehri farklı kılan bu sanat çalışmalarının, bu doğuşu ve güçlenişi destekleyeceğini düşünüyorum. Şehrin ve sakinlerinin ruhu da kitap, sanat ve kültür çalışmaları ile güçlenecektir. Ve irtifa kazanıp yükseldikçe dağlar kadar görünen dertler de küçülüp nokta kadar olacaktır.
Son olarak Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er başta olmak üzere emeği geçen ve bizi ihtimam ve tebessümle karşılayan bütün çalışanlara teşekkür ediyoruz.
Vesselam…
Mücahit Kocabaş












Çok güzel dile getirmişsiniz Mücahit bey.Kaleminize sağlık.Malatya unutulmayacak güzel anılar ve güzel insanlar kattı benim de hayatıma.Siz ve değerli eşiniz Saliha hanımın varlığı ile güzelce başladım Malatya serüvenime.İyi ki katılmışım diyeceğim bir fuar oldu…
Değerli yazarım kaleminize yüreğinize sağlık.
İnşallah başka güzel anlarda rastlaşmak dileğiyle
Hoş geldiniz
Hoş vardınız inşallah