GENÇLERE HİTAP

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

( …)

Eminim “Kim” dediğimde sağa sola bakmadan tereddütsüz ben, dediniz. Türk milletinin bağımsızlık tutkusunu, bayrak ve vatan sevgisini bildiği içindir ki Mehmet Akif Ersoy cevap beklemediği bir soru sormuştu. Çünkü mesele vatan olunca gerisinin bizler için teferruat olduğunu biliyordu.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

( …)

Simalarınızdan anlıyorum, hiçbir çılgının haddi değil bana zincir vuracak, diyorsunuz.

Sevgili gençler, 12 Mart 2026 İstiklâl Marşı kabulünün 105’inci yıl dönümü münasebetiyle bir aradayız. İlk günkü gibi heyecanlı ve şevkliyiz. İstiklâl Marşı, istikbal marşımızdır. “İstiklali olmayanın istikbali olmaz.”

Gençler, ağır bedeller ödeyerek istiklâlimizi kazandık! Mehmet Akif Ersoy yazdığı İstiklâl Marşı’yla Millî Mücadele’mizin kitabesini yazdı. Şimdi istiklâlimizi istikballe taçlandırmanın belgesi sizlersiniz. Yolunuz uzun, yükünüz ağır, seferiniz kutludur.

(…)

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.

Hatırlayın, ülkenin dört bir yanı “tek dişi kalmış canavar”larla kuşatılıp işgal edilmişti. Cephedeki asker ve cephe gerisindeki halk bitkin bir durumdaydı. Emperyalistler Osmanlı İmparatorluğunu dağıttığı gibi çırpınan son umudu da bitirmek için her taraftan saldırıyorlardı.

Dönemin Genelkurmayı, Maarif Nezaretine müracaat ederek “Bu mücadelemizin manasını anlatacak, halka ve askere heyecan verecek ve diğer milletlerde bulunan millî marşlara denk gelecek bir marş” istemesi sonucu Maarif Nazırı ülke geneline bir genelge gönderdi, gazetelere ilan verildi.

Yarışmaya yedi yüz yirmi dört şiir katıldı. Fakat istenen şiir gelmemiştir. Para ödülü olduğu için Mehmet Akif bu müsabakaya katılmamıştır. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver bir mektupla her ne engel varsa kaldırılacağını söyler. Arkadaşlarının da ısrarıyla Mehmet Akif on iki gün gibi kısa bir sürede İstiklâl Marşı’nı yazacaktır. 1 Mart’ta mecliste okunup müzakere edilir. 12 Mart 1921’de dönemin Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey tarafından kürsüde şiddetli alkışlar eşliğinde dört defa okundu ve milletimizin İstiklâl Marşı olarak kabul edildi. Mehmet Akif, İstiklâl Marşı’nı kahraman ordumuza, milletimize hediye etmiştir. Akif, o artık benim milletimindir, diyerek “Safahat” adlı eserine almamıştır.

Gençler, Azerbaycan’ın millî şairi Bahtiyar Vahabzâde: “Men yirmi altı ülkenin marşını araştırdım. Hiçbiri İstiklâl Marşı’na benzemiyor. Men inanmıram Akif’in kalemiyle yazdığına, belki birisi kulağına söyledi.” der.

İstiklâl Mücadelesi ve İstiklâl Marşı emperyalistlerin heveslerini kursaklarında bırakmıştır. Anadolu yekvücut olarak mücadele etmiştir.

Mehmet Akif, İstiklâl Marşı’yla hiçbir kesimi dışarıda bırakmamıştır. Herkesi vatan, millet, bayrak ve din gibi ortak değerler etrafında toplamıştır. Bundandır ki biriz, diriyiz ve hep birlikte Türkiye’yiz. Bu birlik ve beraberliğimiz daim olsun. Biz, bir ve beraber olursak tarihte olduğu gibi hiçbir güç Allah’ın izniyle bizi yenemeyecektir.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Akif, İstiklâl Marşı’na “Korkma” diye başlar. Korkma, Allah’tan ümidini kesme “Allah bizimle beraberdir.” Akif, Allah’a mutlak teslimiyet sahibiydi. O, biliyordu ki Allah asla ümidinizi kesmeyin, diyordu. Akif de bayrağa, askere, millete, bize ve bizden sonra geleceklere korkmayın, yurdumun üstünde tüten tek ocak kalıncaya dek korkmayın. Bu al bayrak, bu yurt bizimdir. Sonsuza kadar yurdumuzun üstünde dalgalanacaktır.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu, celal?

(…)

Bayrağımız rengini şehitlerimizin kanından almıştır. Bağımsızlığımızın nişanesidir. Onun içindir ki yıldızı hep parlayacaktır. Fakat gidişattan memnun değildir. Nazlıdır, sitem eder. Kahraman milletimiz de uğruna verdiği mücadeleleri ona hatırlatıyordu, ondan teselli bekliyordu, onu teselli ediyordu.  Darılma, çatma çehreni, milletim seni yüceltmek, gönderde dalgalanman için nice canlar verdi.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Sevgili gençler, tarihe dönüp baktığımızda asırlardır milletimiz hür yaşamıştır. Bizler de hür yaşayacağız. Bizi esaret altına almaya hiçbir gücün haddi değildir. Hiçbir engel tanımayız. Tarih buna şahittir. Bunları sizlere ve sizden sonra geleceklere aktarmak konusunda hepimize büyük iş düşüyor.

“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar?
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?”

Medeniyet bizim bildiğimiz manada insana refah, saadet getirir. İnsanı insana yakışan değerlerle mücehhez kılar. Yoksa insanlara felaket getiren medeniyet dün de yarın da canavardan ibarettir. Batı, Orta Çağdan sonra bütün gücüyle maddeye çalıştı. Yükseldi. Ama insanlık tarafını eksik bıraktı. İddia ettiği gibi hiçbir ülkeye demokrasi, huzur, refah götürmedi. Kendinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımadı. Aksine sömürdü, böldü, parçaladı ve yuttu. Bir millet hariç, o da biziz. Maddi donanımlarıyla bize meydan okuyanlar, imanlı göğüslerimize yenik düştüler.

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın
Siper gövdeni dursun, bu hayasızca akın
Doğacaktır vadettiği günler Hakk’ın
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.

Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor ki: “Siz Hak yolunda giderseniz, Allah size yardım eder.” Yurdunu alçakların hayasızca saldırılarına karşı gövdeni siper et, akınlarını durdur. O zaman göreceksin ki Allah’ın va’dettiği yardım elbet imdadına yetişecektir. Çünkü sen doğru yol üzeresin.

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, yazıktır incitme atanı
Verme dünyaları da alsan bu cennet vatanı.”

Sevgili gençler, şairin dediği gibi: “Bu memleket bizim… bu cehennem, bu cennet bizim…”dir. Türkiye’yi herhangi bir ülkeyle karşılaştıramayız. “toprak”tır diyerek şuursuzca basıp geçemeyiz. Vatan uğrunda nice şehitler verdik, halen de şehitler veriyoruz. Bu uğurda şehit olmaya hepimiz tereddütsüz hazırız. Aman ha uyanık olalım, oyuna gelmeyelim. Dünyanın gözünü diktiği bu cennet vatanı kendi menfaatlerimiz için düşmana bırakmayalım.

Kıymetli gençler, İstiklâl Marşı’nı anlamak için çok çalışmalıyız, sorumluluklarımızı en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Bizden sonra gelecek nesillere de doğru bir şekilde aktarıp anlatmalıyız. O zaman göreceğiz ki sonsuza kadar yıldızımız sönmeyecek. Hilalimiz gönderden inmeyecektir.

İstiklâl Marşı’nı anlamak için Mehmet Akif’i anlamak gerekiyor. Akif’siz İstiklâl Marşı’nı düşünemeyiz. Akif’in çalışkanlığı, duruşu, eğitimi, sporculuğu, dildeki başarısı hepimiz ve gelecek nesillerimiz için çok iyi bir rol modeldir. O, kendisi gibi düşünmeyenin dahi takdirini kazandı. Onun hayatı şiirinden daha güzeldi, dedirtti. İstiklâl Marşı böyle müstesna bir şahsın eseridir.

Akif, İstiklâl Marşı için duygularını şöyle dile getiriyor: “İstiklâl Marşı… o günler ne samimi ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facianın karşısında bunalan ruhların, ıstıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz… onu kimse yazamaz… onu ben de yazamam… onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur…”

Hasta yatağından kendisini ziyarete gelenlerden biri “Acaba yeniden İstiklal Marşı yazılsa daha iyi olmaz mı?” deyince yatağında bitkin bir halde yatan Akif, hiddetlenerek, yatağından doğruldu: “Kardeşim sen ne diyorsun? Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmak mecburiyetinde bırakmasın.” der.

Bizler de Akif’in duasına âmin, diyoruz. Yarınımızın teminatı olan siz gençlerin sabır ve anlayışı için teşekkür ederim.  Sözlerime İstiklâl Marşı’nın dizeleriyle son vermek istiyorum.

Dalgalan sen de şafaklar ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımız hepsi helal.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal;
Hakkıdır hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Ezelden… Ebede….

Şemsettin Çetin

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir