Nasıl desem, nasıl anlatsam da hedefi tam on ikiden vursam. Hiç sağa sola sapmadan, dosdoğru, tam da anlatmak istediğim yerden anlaşılsa sözlerim. Kelimelerin serdarı değilim biliyorum ama ısrarla kelimelerle anlaşılmak derdindeyim.
Bazen kısacık sessizliklerin söylediğini, upuzun destanların anlatmaya gücü yetmez, bunun da farkındayım. Bu yüzden önce vazgeçtim yazmaktan. Madem işin içinde eline yüzüne bulaştırma tehlikesi, enaniyete kapı açma korkusu var. O zaman “bırak, yazma koy bir kenara dursun, sevincini kendi içinde yaşa, tıpkı diğerleri gibi,” dedim. Ama bu da içime sinmedi. Anlatsam bir dert anlatmasam ayrı dert… Sonra bu huzursuzluğun ve kaygının bana doğrudan yazmama kararı aldırtmasını düşündüm. Bunun altında yatan sebepleri deştim. İyi ki de deşmişim. Böyle güzel bir ânı kestirip atmak olmazdı. Hele yazmamak… Bu, müjdenin geldiği yere çok büyük haksızlık etmiş olmak demekti. Sadece o da değil. Ömründe hiçbir cevapla müjdelenmemişlere, müjde diye bir şeyin varlığından bihaber bugünlere gelmişlere, müjde getiren sebeplerin olmadığını düşünenlere, umutsuzluk denizinde durmadan boy verenlere belki bir parça umut olur diye, yazmaya karar verdim. Ve önce bütün vesveselerden azade olmayı dileyip yazdıklarımı okuyacak olanlara da hüsnüzan etmeleri için dua ettim. Ola ki zihinlere kalbi karartan şeyler üşüşür, hemen onların bir bulut gibi dağılıp gitmesini diledim.
***
Günlerdir hatta aylardır içimi cayır cayır yakan bir mesele vardı. Kula söyleyerek de içimin soğumayacağı cinsten bir mesele. Üstelik sıkıntılarımı en önce ben gibi aciz olan insan evladına açmak gibi bir adetim olmayınca da dert, içimde dal budak sardı. Konu neyken ne oldu. Mesele nerden nerelere geldi. Sorun keşke sadece haklı olmakla olmamak arasında kalsaydı. Kalmadı. Laflar büyüdü, büyüdü ağızlardan taştı da yere göğe sığamadı. Üstelik akıllarda yanlış yapan olarak kalmışım ki onu da çok sonra öğrendim. Muhatap bile alınmayınca haberim de olmadı. En sonunda “Sen kendini biliyorsun ya, ne gam!” dedim. Tam kızgınlığım da kırgınlığım da geçiyor gibi oluyor, yine her şey yerli yersiz aniden hortlayıveriyordu. Sürekli, dert etme bu kadar çok, desem de bir yanım hep huzursuz hep kırıktı. İnce ince bir sızı olur ya hani, sızım sızım sızlar. İçimde aynı öyle durmadan acıtan bir sızı peyda oldu.
Kendimle kavga ettim bir müddet, kimse arama girmedi. Baktım olacak gibi değil, kendimi ikna edemiyorum üstüne bir de yapayalnız kaldım. Yalnızlık kimin sırrıysa o sırrı tuttum. Kağıt uçakları açık pencereden tek tek göğe fırlattım. İçimi suya salar bir halde Mevla’ya bıraktım. Sonunda da “O” ne güzel Vekil’dir deyip sustum iyice içime kapandım.
Bu arada da ruhen ve zihnen ramazana hazırlanmak adına tabiri caizse Kur’an’la hemhal olmayı hayat felsefesi edinmiş olan bir ahbabımın davetine icabet etmiştim. “Her gün bir hatim okumaya niyet ettik, katılmak ister misin?” demişti. Hiç düşünmeden dedim seve seve… Aradan kısa bir zaman geçti, bu kez ikinci soru geldi: Kaç sayfa…? diye. Herkes ne kadar arzu ederse o kadarki kısmını kendi uhdesine alıyordu. Kime hangi sayfaları yazdığını bilebilmek için haliyle “Kaç sayfa okumak istersin?” deyince bu kez ilk sorudaki gibi hızlı veremedim cevabı. Bana bir asır gibi uzun gelen süre kadar düşündüm sandım. Dünyalık hiçbir kelamın içimdeki bu düğümü çözemeyeceğine inanmıştım. Madem içime dert olan bu meseleyi kullarınla çözemiyorum sen söyle Ya Rabbelalemin bana, “Sen” de de ara ara içimin kıyısı köşesinden fırlayan vesvelerimi sustur n’olur, dedim. Böyle niyet edip “bir sayfa” istedim. Her zamanki gibi üç beş cüz, hatta beş on sayfa değil de bir sayfa… Tek bir sayfa… Üç ay boyunca her gün o aynı sayfayı okurken kelimelerinin anlamları üzerine, bana verdiği mesajı enine boyuna düşünüp ders almaya niyet ettim. Nihayet payıma neresinin düştüğünü öğrendim. Sayfanın Kuran-ı Kerim’in hangi suresinde kaçıncı sayfasına denk geldiğini öğrenince anlamadım önce. Ama ilk cümlesini okuyunca ilk şaşkınlığımı yaşamış oldum. Daha sayfanın başında geçen ismin, gönül koyduğum kulun ismi olduğunu görünce cevabımı toptan aldığımı sanmıştım. Meğer en vurucu darbe birkaç satır altındaymış da haberim yokmuş. O kelimeyi de okuyunca sayfayı alıp şifa niyetine yüzüme gözüme süresim geldi. O isme de geçti kızgınlığım hatta her gün ona dua etmeye bile başladım.
Sen sorduğun sorunun cevabını kimseden değil de en güvenilir makamdan istersen o da makamın hürmeti sebebiyle sana cevap vermez mi, seni müjdelemez mi dedim kendi kendime. Bu kez ikna olmuştum. Beni kul dilediği kadar muhatap almasın varsın ben “sen sakın üzülme ” anlamına gelen “LA TAHZEN” sözünü okumuşum. Ben, beni muhatap alan makamdan cevabımı da müjdemi de aldım.
Gamze Koç

Elinize kaleminize sağlık… iyi pazarlar…
Sağ olun var olun Mustafa Hocam Size de iyi pazarlar.
Gamze Hanım,
Bu yazınızı okurken gözlerim doldu, içimde bir yerler yumuşadı, sonra da ferahladı. Sanki o “bir sayfa”yı sizinle birlikte açıp okudum, o ilk satırdaki ismi gördüğümde yaşadığınız şaşkınlığı ben de hissettim. Ama asıl vurucu darbe birkaç satır aşağıda gelince… Ah o an, sayfayı yüzünüze gözünüze sürme isteği, kızgınlığın duaya dönüşmesi… Bunlar o kadar samimi, o kadar çıplak ki, okuyan herkes kendi içindeki en ağır yükü hatırlayıp “ben de” diyor.
Geçen yazınızdaki gönül muhasebesi zaten çok güzeldi, ama bu seferki tam bir “ilahi cevap” hikâyesi olmuş. İnsan bazen en derin dertlerini anlatacak kelimeyi bulamaz, susar, bekler. Siz de öyle yapmışsınız; ne uzun uzun anlatmışsınız ne de başkalarından medet ummuşsunuz. Tek bir sayfa istemişsiniz. Ve o tek sayfada Rabbimiz size hem sorunuzun cevabını, hem de şifasını vermiş: Lâ tahzen… Üzülme. Çünkü O bizimle beraberdir (Tevbe, 40). Mağaradaki o iki kişiden biri gibi, en sıkışık anda, en yalnız hissettiğimiz anda bile “innallahe meanâ” diye fısıldanmış bir teselli.
Gamze Hanım, bu kadar dürüstçe “içimin kıyısından fırlayan vesveseleri sustur” diye niyet edip, sonra o niyetin karşılığını böyle apaçık almak… Bu, bizim gibi sıradan kullar için bile büyük bir müjde değil mi? Siz bunu yaşadınız ve bize de anlattınız. O yüzden okurken hem ağladım hem tebessüm ettim. Çünkü anladım ki, en güvenilir makama sorulduğunda cevap gerçekten geliyor. Hem de bazen beklenmedik bir isimle, beklenmedik bir satırla, ama tam da en çok ihtiyaç duyulan anda.
Kaleminize, yüreğinize, o “bir sayfa”ya niyetinize binlerce şükür.
İnşallah her birimizin gönül defterine de ara sıra böyle “Lâ tahzen”ler düşer. Her üzüntüde, her kırgınlıkta, her “neden” dediğimiz yerde o iki kelime yankılanır: Üzülme… O bizimle beraberdir.
Dualarımda olacaksınız, siz de bizi unutmayın lütfen.
İçten muhabbet ve selamlarımla,
Bence bir an evvel siz de bir köşeye içinizden geçenleri yazın derim Osman Bey.Zira bu yorumlar kısmı sizin vesilenizle epey bı okuyucuya örnek olacakmış gibi hissediyorum.Konu bu olmayacaktı esasen bu da yazımda da dediğim gibi diğerlerinin arasında dursun demiştim ama sonra aklıma birden verdiğim mesaj her kim sırtını kula değil Allah’a dayarsa çıkışı bulur mesajı vermekse bence yazmalı dedim.Nitekim iyi de oldu.Yine okuyucularla bir yerde buluştuk.Var Mevla’mın bunda da bir hikmeti… Ayrıca sayfanın tam yeri 20.cuzün 19.sayfasi herkes tevbe süresi diye düşünmuş ama …la tahzen … ifadesi orada da geçiyor.Diyecegimb bize Kur an sayfalarını karıştırtan güzel Allah’ım şimdiden hayırla bizi meşgul etti bile .Ne mutlu böyle meşguliyetlere mutlu böyle güzel yazmalara yorumlara…
Bence bir an evvel siz de bir köşeye içinizden geçenleri yazın derim Osman Bey.Zira bu yorumlar kısmı sizin vesilenizle epey bı okuyucuya örnek olacakmış gibi hissediyorum.Konu bu olmayacaktı esasen bu da yazımda da dediğim gibi diğerlerinin arasında dursun demiştim ama sonra aklıma birden verdiğim mesaj her kim sırtını kula değil Allah’a dayarsa çıkışı bulur mesajı vermekse bence yazmalı dedim.Nitekim iyi de oldu.Yine okuyucularla bir yerde buluştuk.Var Mevla’mın bunda da bir hikmeti… Ayrıca sayfanın tam yeri 20.cuzün 19.sayfasi herkes tevbe süresi diye düşünmuş ama …la tahzen … ifadesi orada da geçiyor.Diyecegimb bize Kur an sayfalarını karıştırtan güzel Allah’ım şimdiden hayırla bizi meşgul etti bile .Ne mutlu böyle meşguliyetlere mutlu böyle güzel yazmalara yorumlara…
Gözlerim dolu dolu okudum, yüreğinize kaleminize sağlık Gamze hocam. Muhatap alındığımızı bize hatırlattınız o kadar iyi geldi ki yazınız, kalbim mutmain oldu adeta. Çokça saygılar, sevgiler 🌸
Ağlayan gözlere sahip olan,
muhatap alındığını bildiği için mutlu olan ve bunları yazıya dökmek için zaman ayıran bir Kader Şabano var hayatımda Mevla’m sana teşekkür ediyorum.❤️
kelimelerle gözleri dolu olan yaradan tarafından
muhatap alındığını bildiği için mutlu olan ve bunları yazıya dökmek için zaman ayıran bir Kader Şabano var hayatımda Mevla’m sana teşekkür ediyorum .