YEVMİYE DEFTERİ

İyice muhasebecilere döndüm. Tek bir farkla, benim parayla turayla işim yok! Bu da haliyle zihinlerdeki ezbere sahneleri darmaduman ediyor. Misal, hesap kitap yapıyorum ama bir hesap makinesi yok elimde. Hepsi zihnimden “gönlümden”… Sonra gider tablosu, satış bilançosu, sabit kâr şemasıyla da işim yok. Her şey zaten ortada, resmetmeye ne hacet! Nakit akışı ya da cari geliri gösteren sayılar da yok! Sayılar yok olmasına yok da onun haricinde hepsi mevcut.

Geçen yıla nazaran kaybedilen kazanılan insanlar bakiyesi… Kar zarar dengesi… Gönlün bütçesi… Masraflı dostluklar… İsraf edilen zamanla… Sağlık ve zamandan ibaret olan eldeki sermaye… Alacaklarım… Verilecekler… Hakkım olanlar… Çaldırdıklarım… Harcadıklarım… Bir kalemde silinenler… Hep borçlu olduklarım… Ortağım… Ne desen var. Üstüne bir de benim payıma düşen hüzünler, onun payına düşen düğümler, berikinin sitemleri, öbürünün hiç bitmeyen istekleri, bir diğerinin tahammül edilmesi zor kaprisleri, yapbozumuzun eksik parçaları, yerli yersiz çimdikleyip duran yoklukların varlıkları… Seve seve öğrendiklerim… Zar zor öğrettiklerim… Bir türlü anlam veremediklerim… Şükrüme şükür vesilesi olan inandıklarım… Bile isteye oyalandıklarım… Hep tökezleyip durduklarım… Çırpındıkça bocaladıklarım… Daha ne olsun. Bunlara kafa patlatınca benden âlâ muhasebeci mi olur?

Takvimler koca bir yılı devirdiğimizi söyleyince haliyle insanın şapkasını önüne koyup şöyle enine boyuna düşünesi geliyor. Ne oldu şimdi? Hakikaten o koca üç basamaklı gün geride kaldı da yine başa mı döndük yani? Yoksa bizde değişen dönüşen şeyler var mı? Kârda mıyım yoksa zararda mı? Üstelik ne çabuk…! Çok hızlı geçmedi mi zaman, sırf bana mı öyle geliyor? Aylar, arkalarından atlı kovalıyormuşçasına dört nala geçip gitti bana kalsa. Hele haftalar… Çoğu zaman alelacele bir yere yetişme telaşı varmış gibiydiler. Salıdan sonra sanki birden pazar geldi. Ne ara tekrar hafta başı dedik? Günün orta yerinde saatin kadranlarına ilerlemesin diye ağırlıklar bağlamak istedim. Öyle saatleri bir saat yerine iki üç saat geri almak da kâr etmezdi benim için. Elimden gelse vakti demir halatlarla çekip, anı yavaşlatabilmek isterdim. Bu fikir ne çok geçti aklımdan. Şaka değil az buz yaşamadım bu hali. “Şu zaman bir an evvel geçse de kurtulsam” dedirtenler de oldu olmadı değil. Yalan yok.

Rakamlarla mı yoksa insanlarla uğraşmak mı daha kolaydır? diye sorsalar, çok zor bir bulmaca olan insanın yanında hesap kitap yapmak da neymiş? derim. Hele işin içine para da girince muhasebenin ilk dersi olan o konuda afallıyor işte insan. Paranın bütün ilişkileri düzeltebilecek güce sahip olduğu düşünülen anlarda çuvallayan çuvallayana. Ya bir de iyiliği çok pahalı olanlar varsa… Eyvah eyvah! O dakikadan sonra şunu, onun yüzünden yaşadım, falancaya bu yüzden böyle davrandım diye başlayan cümlelerin hattı hesabı olmuyor. Allahtan gün gün tutulan yevmiye defterleri var, eskilerin deyimiyle “Defter-i Kebir”! Ne mutlu ki hepsi orada yazıyor, ne büyük teselli ki hepsi kayıt altında.

Gamze Koç

Gamze Koç

8 “YEVMİYE DEFTERİ”yanıtını veriyor

    1. Çok teşekkür ediyorum İbrahim Bey.Düşünceleriniz benim için çok kıymetli.

  1. Gamze Hanım,
    Yazınızı okurken sanki kendi gönül muhasebemi yapıyor gibi oldum; üstelik sizden daha çok hesap hatası buldum kendimde. 😊
    Sizinki gibi bir muhasebe defteri açmak cesaret ister. Çünkü rakamlar yalan söylemez ama gönül bazen en büyük yalanı kendine söyler: “Bu sefer kârdasın, geçti gitti” ya da “Zarar büyük, kapatalım şu defteri artık”. Oysa sizin satır aralarında öyle güzel bir şeffaflık var ki… Kaybedilen-kazanılan insanlar bakiyesi, masraflı dostluklar, israf edilen zaman, çaldırdıklarım, hakkım olanlar… Hepsi öyle çıplak, öyle dürüst ki, okurken insan “Aynen, bende de var bundan” diyor içinden.
    Zamanın hızına yetişememek kısmı ise… Ah o kısım resmen içimi acıttı. Ben de sık sık saatlere ağırlık bağlamak istiyorum. Bazen “Şu anı uzat Allah’ım” diye yalvarıyorum, bazen de “Şu günü çabuk bitir” diye dua ediyorum. İkisi de aynı hızla geçip gidiyor ne yazık ki. Ama sizin yazınızda bir teselli var: Her şey kayıt altında. Defter-i Kebir boş değil, dolu. Ve o defterde sadece zararlar değil, seve seve öğrendiklerim, şükrüme şükür vesileleri de yazıyor.
    Bana sorarsanız, bu kadar dürüst bir gönül muhasebesi yapan insan zaten en büyük kârı elde etmiş demektir. Çünkü kendini kandırmıyor. Ve bu çağda, en nadir bulunan şey bu değil mi zaten?
    Kaleminize, yüreğinize, bu güzel düşüne sağlık.
    Yeni yıla girerken hepimizin defterine biraz daha şükür, biraz daha affediş, bolca da “devam” yazılması dileğiyle…
    Saygı ve muhabbetle

    1. Bu haftaki yazıma upuzun bir yorum yazmışsınız bu benim için iki şekilde çok kıymetliydi.Birincisi yazmam sadece bana iyi gelmiyormuş demek aynı paydada buluşabildiğim okuyucularım varmış diyor, gelecek hafta yazmak için mühim bir sebebim olduğunu düşünüyorum.☺️☺️İkincisi siz bir iki kelimeyle değil içinizi de dökerek vakit ayırıyorsunuz ya çok teşekkür ediyorum.👏👏👏 var olun

  2. Nasıl da nokta atışı yapmışsınız gönlümüzden geçenlere, biz ki bunları kaleme alıp satırlara dökemesekte aynı hisleri taşıyoruz. Şükür ki gönlümüzden geçenleri duyurup yazdıran var . Tabi bu elzem muhasebeyi yaparken daim defterimizde yazılı olanlar da… Eksik olmayın hayatımdan💝

    1. Şimdiye dek hayatında olmamı dileyen kimsenin bile isteye hayatından çıkmadım.Ne güzel, ne samimisiniz böyle Kader Hanım.Rabbim hep böyle hayırlı işlerde buluştursun bizi dilerim .

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir