Ruhumuz dört bir yana saçılmış nar gibi, topla topla bitmiyor. Hangi eller çaldı bizi yere de göremedik bu kadar dağıldığımızı. Nasıl müsaade ettik sonra bu kadar darmaduman olmaya? İnsan kendine bu zulmü nasıl yapar? İyi ki emin ellerdeyiz. Allah’tan hastalıklarımıza “derman” olan, zihnimizi kaybetmişçesine, doğrunun ne olduğunu bilmiyormuşçasına yaptığımız yanlışları telafi etme fırsatı veren bir “makam” var da ucuz atlatıyoruz. Yoksa bilerek ya da istemeyerek ettiklerimizden ötürü açtığımız bu yaralar çok pahalıya mal olurdu. Kendimiz kotarabilseydik senede bir kere açılan bu hastaneye bu kadar rağbet olur muydu hiç?
Taburcu olmaya var daha. Çoğu gitti, o doğru ama kalana ne demeli onu bilemedim. Bu, azla ifade edilebilecek bir şey değil. Burası böyle bir yer işte, azın da çoğun da manası alt üst oluyor birden. Sayılar zaten sadece kâğıdın üstüne geçirilmek gerektiğinde lazım oluyor. Matematiğin hükmü yok burada. Bereket matematiğin izah edebileceği bir şey olmaktan çıkıyor. Beş, bildiğimiz beşe karşılık gelmiyor. Bir, ikiden büyük olabiliyor. Sıfırın sırrı ise çok daha başka. Yapılan hesap kitapların şaşırtıcı bir biçimde burada başka bir işleyişi var. Misal “Bu kadarı da olmaz!” dedirten şeyler yaşanabiliyor. Zaten bu denk gelişler ancak bu zamanda yaşanmasıyla açıklanabilir. Yoksa kim izah edebilir kimseye avcunu açmadan tam da ihtiyacı olan kadarının tam da ihtiyacı olduğu zamanda gelip onu bulmasını? Üç eksik, beş fazla olsa ya. Yok, tam nokta atışı! Şimdi kolaysa dil ol da çoğu gitti, azı kaldı de. Denmez, denmiyor. Belki çoğu gitti, anısı kaldı denebilir. Zaman, ağrısı kalmasın da gerisi hallolur dedirtiyor.
Alışamam zannedenler, nasıl yapar nasıl ederim diyenler “Keşke bu kadar gözümde büyütmeseydim,” diyor. Kendini daha dinç ve hafif hisseden hissedene. Saçındaki akların çokluğu ile meşgul olan değil kalbindeki akların ne alemde olduğunun muhasebesini yapanlar günden güne çoğalıyor. Kendi ömrünü söküp dikemeyen terziler, her yanı cılk yara olmuş merhem bulamayan hekimler de var burada. Burada üvey rütbelerin esamesi okunmuyor. Hastane listesinde her birimizin isimleri yerine “kul” yazıyor. Kimi “kül” oluyor. Onlara da şahit oluyor gözlerimiz.
Taburcu olmaya var daha. Yokluyorum kendimi, azalan yüklerimi, yük ettiğim dertlerimi… Ramazan, bir insanı ne kadar iyi edebilirse o kadar “iyiyim” demek istiyorum. Yavaşlamaya ihtiyaç duyuyorum. Balkonumu yuva bilmiş kuşları kaçırtmamak için temkinli davranmak, öfkelenebilecek yerlerim uyanmasın diye parmak uçlarında yürümek gibi bir sakinlik istiyor hep içim. Aksi gibi karanlıklarla dolu her yan, duymamak mümkün değil. Kötülüğü kendine vazife bilmişler vazifelerini işliyorlar yine. Savaş bile var şu yeryüzünde, hem de şu vakitte. Tam gam, kasavet saracakken etrafımızı, bu göz gözü görmeyen zifirin içinde meğer fenerin adıymış “şükür” diyoruz. Zaman onarılıyor. Ayaklanan tüm korku ve kaygılar yerli yerine oturuyor.
Nar gibi hep dağıldığımız doğru ama biz yine de niyet ettik toparlanmaya. Aydınlanmak ve aydınlatmak için her gün tekrar uyuyup uyanıyoruz. Nasılsın diyen olursa narla nur arasında uğraşıp duruyoruz.
Gamze Koç

Elinize kaleminize sağlık…
Her hafta iki kelam dahi olsa vakit ayırıp yorum yaptığınız için çok teşekkür ediyorum Mustafa Hocam.
👏🏼👏🏼👏🏼
Daimi okuyucularımdan biri olmanız beni nasıl mutlu ediyor size anlatamam İsmail abi.Sağ olun var olun.🌸
“Her satırında ruhun dağılışını ve şükürle toparlanışını öyle içten anlatmışsınız ki, okurken kendimi yeniden buldum. ‘Narla nur arasında uğraşıp duruyoruz’ cümlesi tamda oturdu;.Hem hüzün, hem umut, hem teslim olma. Bu yazı, uzun zamandır okuduğum en dokunaklı yazılardan biri oldu Gamze hanım. Ramazan ayında bile ilham geliyo size, oruçlu nefsiniz de demiyorki ;Bu ay da az dinlenelim yazmayalım. Ne güzel bi his yazma hissi. Tüm okuyucularınız adına teşekkür ederim.
Size bir değil iki teşekkür iletmem gerekiyor Osman Bey birincisi bayan okuyucularımdan Sizin okuduğunu yorumlayan, buna vakit ayıran üstüne bir de bunu çekinmeden böyle bir alanda uzun uzun paylaşan bir okuyucu olmanız insanların da dikkatini çekmiş Galiba bayan okuyucularım bu konuda biraz cesaretli olmayı öğreniyor sizden.İkinci teşekkür de bana ait bir yazarı en mutlu eden şeylerden biri satır aralarına gizlediği şeylerin bulunması olsa gerek.Her duygu anlatılmaz her kişi kendi payına düşeni alır.Siz yapmadıklarımı da okuyorsunuz.Misal ramazanda yazma içine çekil dedim ama bir şey ısrarla beni yazmaya itti.Gelen yorumlara bakınca da iyi ki o dinlenmeyi tercih etmeyip devam etmişim diyorum.Ramazan hepimize iyi gelsin dilerim.
Narlı nur arası ne güzel ifade…