AÇMAZ

Hava soğuk değil, buz! Hava, termometrenin üstünde yazanı görünce kimsenin başının göğe ermeyeceği ve bu bilgiyi öğrenmenin de ısınmaya bir faydası olmayacağı kadar soğuk… Zaten soğuğun ne kadar soğuk olduğunu bilmeye her zaman gerek de olmaz. Soğuk işte! İlla dereceye bakalım denmez. Bunun başka habercileri de vardır. Çeneleri takırdatan, parmakları mütemadiyen üşümesine güya engel olabiliyormuş gibi kazağın yenlerini çekiştirmek suretiyle örtmeye zorlayan, evlerin çatılarındaki su oluklarından aşağı doğru inen sivri sivri sarkıtların hedefi olmamak için temkinli yürünen, gecenin ayazını yedikten sonra cam gibi kaygan olan yollarda yürümekte zorlanılan zamanlardan geçiliyorsa her şey ayan beyan ortadadır zaten.

Hani böyle eve girmeden önce ayaküstü bir şey konuşmak icap ettiğinde, insanın sıcacık nefesi hava boşluğuna dağılırken görünecek kadar hatta ete kemiğe bürünecek, az daha zorlasan senle oturup sohbet edecek kadar ilik kemik donduran bir soğukluk olur ya, hava tam da öyle.

Dışarda kar yağmıyor belki ama hava aklımdan geçenleri donduracak kadar soğuk… Kesin bunun ardı kar, dedirten cinsten. Üstelik kokusunu da ta genzimde hissediyorum. Soğuk kokuyor ortalık. Soğuğun kokusu mu olurmuş?Baharın, yağmurun kokusu var da soğuğun kokusu olmaz mı hiç? Hem de nasıl güzel olur. İnanmayan da iyice yoklasın tüm kışlarını, ayazlarını. Kimse ezbere “olmaz” deyip kestirip atmasın. İlla ki bir hatıranın altına sıkışmış kalmıştır.
Güneşe gelince, güneş yalancı olur bu mevsimde. Güneşe kanan yandı. Kış güneşi bu, ısıttığı nerde görülmüş. Ben ısıtmak için değil de beni mest etmek için doğduğunu düşündüğümden kandırılmış saymam kendimi. Çünkü ışık oyunlarım var.

Güneş, bu soğuk kış günlerinde ne de güzel vurur çalışma masasına anlatamam. Yaz zamanındaki gibi perdelere abanmadan, komşu eşyaları da saygıyla selamlayarak… Nazlı ve güzel bir gelin edasıyla… Haklı ve tevazu sahibi bir müvekkil gibi… Bazen sadece masanın karşısındaki sandalyeye vurarak… Kaçamak dokunuşlarla arada bir de kütüphane raflarında gezinerek… Bir ışık oyununa şahit olmak… Çok hoş!

Her şey anlık gelişir. Saniyeler değil saliseler mevzu bahistir. O an adımla seslenen biri olsa da arkama dönsem ya da sehpaya koyduğum çayıma bir yudum almak için uzansam, yok, gitmiş! Tüm dikkatin bende olacaktı bu kadarcık bir seyirdi, dercesine. Sonrası puf! Sihir gibi… Bu mevsimde hep olmaz bu manzara. Hem kış hem güneş hem ışık oyunları hepsi bir arada, çok zor.
Dün mesela… Güneş, sanki doğmayı unutmuş ya da tam da şehrin memur dokusuna uygun, mesaiye gecikir gibi doğmuştu. Saat altıyı vurunca da pılısını pırtısını toplayıp çekip gitmişti. Buna ne buyrulur? Işıkmış, seyirmiş, keyifmiş bulabilene aşk olsun. Bir günü bir gününe uymayan insanlara benzer kışın hava. Daha da fazlası… Havalar bu günler böyle yanar döner olmasaydı, belki içimde talim ettiklerim de çıkmazdı gün yüzüne.

Küçükken oynadığımız “tahmin etme” oyunumuz gelmezdi belki aklıma. Saate bakmadan saatin kaç olduğunu bilmeye çalışırdık o zamanlar. En yakın tahminde bulunan kazanırdı. Havaya bakıp şıp diye anlardık vakti hem de bir zaman sonra göğe bile bakmadan bulurduk. Bilmece gibi. Bu yaşa geldik hâlâ çocuklarla ara ara oynamak gelir aklıma. Tutar da çoğu kez cevabım. Bir insanda takıldık kaldık maalesef.

Soğuk nevale gibi gelenin içinde aslında kaç derece volkan yanarmış? Çok candan görünenin sıcacık sözleri gerçek mi içten mi, bu ardı arkası kesilmez iltifatların ardında meğer neler yatarmış? Yoksa içinde yalandan bir kış güneşi mi varmış? Tahmin edemiyorsun. Etsen de her zaman doğru olmayabiliyor. Sen istediğin kadar karı bil, ayazı yaşa, soğuğu tanı, iş buraya gelince ne kadar tahmin etsen de tutmayınca tutmuyor.

Keşke bu açmazlardan bizi kurtaran, sözlerin sıcaklığını ölçen bir cihaz olsa. Kalpten gelenlerle rol kesenler bir bir ortaya çıksa. Hatta daha baştan sinyal verse de tahmin etmelerle falan hiç uğraşmasak.

Gamze Koç

Gamze Koç

8 “AÇMAZ”yanıtını veriyor

  1. Gamze Hanım,
    Yazınız kışın en keskin soğuğunu bile zarif bir şiire dönüştürmüş. Soğuğun kokusunu, yalancı güneşi, nefesin havada donup kalışını ve asıl o son kısımda insanların sözlerindeki sıcaklığı ölçememe çaresizliğini öyle incelikle anlatmışsınız ki, okurlarınızda eminim durup düşünüyorlardır.
    Kaleminiz bu mevsimde bile ısıtıyor, teşekkür ederim bu güzel satırlara.
    Saygı ve selamlarımla,

    1. Bizler karları kazanlara ellerimizle dolduran ve onların su olmasını bekleyen çocuklardık Osman Bey.
      Yine üniversiteside eve dönüşlerde yürürken belimize kadar karın içinden geçen gençlerdik.
      Kar bu kadar üşütmez insanlar bu kadar düşündürmez miydi o zamanlar yoksa biz mi yaşlandık da buluttan nem kapar olduk bilemedim.Beğenmenize sevindim.Kıymetli bir okuyucum “buz tutmasın kalbiniz” diye dua etmiş.Ben de öyle diyeyim şimdi.Buz tutmasın kalplerimiz de hepsi olur evvellallah.İyi pazarlar diliyorum.

  2. Karı buzu ve kış soğunu en iyi şekilde ifade ediyor. Buz gibi bir Pazar gününde yazınızı kemiğiz hissediyor.
    Ellerine sağlık

    1. Kardan da buzdan da kıştan da hayrı ve huzuru çıkarabilmeyi diler ve dilenirim.Hele de yaşadığım her neye dairse onun okuyanda da mâkes bulmasını isterim.Yazmakta en başta muradım budur.Hissettirene şükürler olsun.

  3. Güzel bir geçiş ile insani ilişkileri bu kadar ince ve nazik anlatmak , sevgilerimle…

    Samimi ve içten insanlara denk gelmek ümidiyle.

  4. Birde nedenini bilmediğimiz ve anlatamadığımız durumlar var sanki
    çok iyi tanımıyorsunuz ama yakinlasamiyorsunuz bazı insanlarla ya da ilk kez görüyor ama yıllardır tanıyormuş gibi hissediyorsunuz.
    Çok değişik duygular insanlarla yaşadıklarımız adını koyamıyorum…. ama sık sık yaşıyorum bu duyguları…
    Sevgiler….

    1. İnsanız ya, çıkışı bulunması güç olan labirent gibiyiz hepimiz belki ondandır.Belki de sürekli değişiyor ya duygularımız onun bedelini ödüyoruzdur.Beş dakika önceki hal ile bir saat sonraki halimizin arasında dağlar kadar fark oluyor.Akşama kadar kaç kez evetlerimiz hayıra sevdiklerimiz gözümüzün hiç görmek istemeyeceklerine dönüşüveriyor anlamadan kalıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir