DÖNDÜRÜLDÜĞÜN KADARSIN

Kalbin hâlden hâle girmesi bana oldum olası garip gelmiştir. Bazen oturmuş bir yerlere yetişmeye çalışan kalabalıkları izlerken, bazense birinin gözlerinin içine bakarken aklıma gelir. Öyle ya şu an sohbet ettiğim ve bundan da fevkalâde zevk aldığım insan, yarın benim düşmanım olabilir. İçimde bir yerlerde hüküm dağıtan o imparator, yarın ondan alakamı kesmemi isteyebilir. Ne yazık ki, benim bu müstebite boyun eğmekten başka da bir çarem kalmaz.

Bu ikiliği ve korkuyu öyle çok uzaklarda aramaya gerek yok. Mesela ilkokul anılarımıza dönmek bence gayet yerinde bir hareket olacaktır. Hangimizin sıra arkadaşı yoktu? Hepimizin bir yahut iki sıra arkadaşı vardı ve bu insan annemizden, babamızdan daha çok sırrımızı bilirdi. Daha yaşam denen cellatla tanışmamışken yanımızda o vardı. Sonrasında bir gün incir çekirdeğini doldurmayacak sebepten, belki sadece pas atmadığı için, ona küsen de aynı insan değil miydi? Değişen yalnızca kalp denen bir et parçası… Bizim içimizde, bizden bağımsız bir imparator. İnsan ona iltihak eden bir derebeyinden farksız.

Bu hükümdarın yönettiği topraklar birçok garipliğe de ev sahipliği yapar. Kimi zaman bu topraklarda nefret boy verirken kimi zaman sevgi meyveleri çıkar. İkisi de bu toprağın ürünü, ikisi de buranın yerli malıdır. İşte kalp dediğimiz boyutu avcumuz kadar yahut ondan biraz büyükçe olan bu ulu mahluk böylesine maharetlidir. Bilim adamları onun bizden bir parça olduğunu söylüyorlar. İstedikleri kadar söylesinler, ben inanmıyorum. Hatta bizlerin ondan bir parça olduğunu iddia ediyorum!

Beni böylesine ikiyüzlü, kötümser hâle sokan bu et parçasından özerkliğimi geri istiyorum! Onun bendeki tahakkümüne son vermek için elden ne gelirse yapmaya hazırım. Bir hasırın üzerine uzanmış göğe bakarken dahi onun tesirini hissetmekten, birinden kin duymasından tiksiniyorum. Tüm bu tiksinmelere rağmen ondan ayrılamamak ise sanırım kaderim. Onsuz bir hayatı asla tecrübe etmedim, edemem de.

Belki tüm esrar kalp kelimesinin geçmişinde gizlidir. Zannımca bazı kelimeler anlamlarına öylesine kök salmışlardır ki, lügat araştırması yapmadan konuşmak abesle iştigal olur. Kalp kelimesi o güzide kelimelerden biri. Anlamlarından ikisi çevirmek, değiştirmek. İşte tam da bu noktada insanı ikilemlere sürüklüyor bu organ. İnsanı öylesine şekilden şekle, hâlden hâle sokuyor ki; insan diğerlerine değil, kendisine yabancılaşıyor. Dünkü halimle yarınki durumum arasına fersah fersah mesafe girmiş oluyor.

Tüm bunlardan suçlu olan ben miyimdir, ya da burada bir suçlu var mı? Zannederim ki burada bir suçlu yok. Zira kalpleri eviren ve çeviren, onu mevsimlerden geçiren bir sahibi vardır. Öyle ki, kalp onun iki eli arasında gidip gelir ve bizi imtihan eder. Bazen yazı kışa, kışı da yaza çevirir. Bizlerin ondan iyiyi ve hayrı ummaktan başka neyi olabilir ki? Kalp İmparatorluğunda insana düşen ancak tebaa olmaktır.

Umut Can Zan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir