Bekir Hoca ile ilk olarak ne zaman ve nerede tanıştık acaba? Hafızamı zorladığımda hatıralarımın ayak izleri, beni merhum Mustafa Miyasoğlu’na götürüyor. Büyük ihtimalle 1985-86 yıllarda gıyabi olarak tanıştırıldık. Muhtemelen ilk olarak telefonla. Türkiye Gazetesi‘nde kültür sanat bölümünü yönetirken Mustafa Miyasoğlu merhumun bize köşe yazısı istememizi tavsiye ettiği iki isim vardı: Bekir Oğuzbaşaran ve Muhsin İlyas Subaşı. İkisinden de yazılar istedik. İki gönül insanı da bizi kırmadılar, gönderdiler. Sayfamızı Miyasoğlu Hocanın yanı sıra onların yazılarıyla da süsledik, zenginleştirdik. Yukarıda ismen andığım ‘Kayseri Yâranı”nın üç ismi ortaya çıktı. Dördüncüsü de “Lâle Şairi”miz Abdullah Satoğlu’dur. Kayseri Yâranı tabirini ben uydurdum doğrusu. “Üsküdar Yâranı”ndan ilham alarak. Ama Kayseri Yâranı arasında Ümit Fehmi Sorgunlu, Vedat Ali Tok, Selim Tunçbilek ve Sergül Vural’ı unutursam ayıp olur. Bir de İstanbul’da ikamet eden, kültür ve sanat dünyasının hamilerinden Yaşar Karayel’i unutmamak gerek. Keşke her semtin ve her şehrin yâranı olsa. “Fatih Yâranı”, “Konya Yâranı”, “Erzurum Yâranı”, “Bursa Yâranı”… Bu zevat, mahfilin zeminini hazırlar ve o semtlerde, ilçelerde ve şehirlerde ‘edebiyat mahfilleri’ meydana getirir. Bu anlayışın giderek yaygınlaşması en büyük temennim ve duamdır.

İLK KİTABIMI KOLLAYAN YAZAR
Bekir Hoca’nın benim gönül dünyamda inşallah hiç sarsılmayacak muhkem bir mevkii vardır? Peki bu yakınlık, nerden geliyor, nerden başlıyor? Çünkü fakirin ilk çalışması, kitap derlemesi olan Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları’nı basında ilk tanıtan kişidir. Malum edebiyat heveskârları ilk kitapları yayımlandığında bir hayli ürkektir. Daha doğrusu çekinirler: “Acaba kitabım nasıl karşılanacak, beğenilecek mi, yoksa zehir zemberek tenkitler mi yağacak?” diye sessizce, usulca ve biraz da korkuyla olacakları beklerler. İşte Bekir Hoca’nın o cesaret veren yazısı, bir bakıma bana da bir icazet, bir ruhsat gibi gelmişti. Mademki memleket çapında tanınan değerli bir edebiyat hocamız, yazarımız kitabı beğenmiş, hatta hakkında övgü dolu bir yazı yazmıştı artık gam çekmeye gerek yok. “Bismillah” diyerek devam etmek lazım. O cesaretle kolları sıvamama vesile olanların başında Bekir Hoca geliyor. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Allah razı olsun.
Bunu anlattım ya, bazıları şaşırabilir, “Çok mu önemli, çevrenin takdiri veya tenkiti bir edebiyatçıyı yolundan döndürür mü?” Elbette karar vermişseniz asla dönmezsiniz ama çevrenizin övgüleri size cesaret verir, sırtınızı sıvazlamaları aşkınızı şevkinizi arttırır. Toprağa daha sağlam basarsınız. Zaten bu ilk kitabımda da muhteva budur. 70 şairimiz ve yazarımız kendilerini çocukken teşvik eden öğretmenlerini, yakınlarını, diğer şair ve yazarları anlatıyorlar. Bu metinleri dikkatle incelediğimizde atılan ilk adımların çok önemli olduğunu görürüz. Kim bilir, kaç gencimiz kalemi eline alırken azarlanmış, “Edebiyatı bırak, dersini çalış!” diyen hoyrat kişilerden olumsuz olarak etkilenmiş ve yazma hevesini kursağına atıp kaleme küsmüş, bir daha da yazmamıştır.

ANADOLU’YU MAYALAYANLAR
Anadolu’yu edebiyatla, sanatla, ilim ve irfanla mayalayan yazarlarımız vardır. Bulundukları şehirlerde, ilçelerde, kasabalarda bahçıvan gibi didinirler, ekerler sonra da beklerler. Destek oldukları gençlerin edebiyat dünyasına doğmasını murat ederler. İşte o gönül kılavuzlarından birisi de Kayseri’de ikamet eden değerli edip ve şair Bekir Oğuzbaşaran’dır. Yıllar önce Kayseri’ye gittiğimde Muhsin Bey, Vedat Ali Bey ve diğer dostlarla buluştuğumuz o tarihî mekânı unutamıyorum. Hunat Hatun Medresesi’ni… O gün Berceste dergisinin fakire lâyık gördüğü bir ödülün töreni vardı. Plâketi, Bekir Hoca’nın elinden almıştım. Benim için en değerli mükâfatlardandır.
HAYATINDAN BİRKAÇ ÇİZGİ
Bereketli hizmetler ve kıymetli faaliyetlerle dolu bir hayatın kısa biyografisi olabilir mi? Ama ana hatlarıyla söyleyelim: Bekir Oğuzbaşaran, 1 Eylül 1946 tarihinde Kayseri’de dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini bu şehrimizde yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur. Çeşitli liselerde öğretmenlik, bazı üniversitelerde hocalık yaptı. 1973-75 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da Yeni Sanat dergisini çıkardı. Gazete ve dergilerde çalıştı. Birçok kurumda gönüllü olarak görev aldı, bazı eserleri dolayısıyla ödüller aldı, Yazı ve şiirlerini yayımlattığı pek çok dergi vardır. Bilhassa Necip Fazıl hakkında kaleme aldığı yazılarıyla tanındı. Bir süre Berceste dergisinin Yayın Danışmanlığı’na üstlendi.
SOSYAL MEDYADAKİ HOCA
Bekir Hoca sosyal medyayı iyi kullanır, takip eder. Hesabı bu bakımdan bir edebiyat sitesi gibidir. Yapılan iyi çalışmaları tebrik eder, dostlarını kutlar, teşvik eder. Hatalar varsa nazikçe, kibarca söyler. Benim ilk başlarda acele ile başkasından aldığım şiirlerde bulduğu hataları ve yaptığı tashihleri hep teşekkürle karşıladım ve daha da özenerek bunları yayımlamaya başladım. Çünkü ben de başkalarında bu tür hataları buldum ve kendilerine söyledim. Zira internet çok kaygan bir zemin. Yanlış paylaşılmış bir şiir bazen yüzlerce binlerce hatalı hâliyle yayılır durur, artık düzeltebilene aşk olsun. O gün bugündür bir şairimizden şiir veya bir yazarımızdan, mütefekkirden söz paylaşırken dikkat ederim, bu metinleri mutlaka eserlerinden alırım. Hatta metnin altına eserin adını, basıldığı yayınevini, baskı tarihini ve sayfa numarasını veririm. Delilli ispatlı olsun diye. Ki hatalar olmasın. Bu titizliği herkesin görmesi gerek.

BOŞLUKLARI DOLDURAN ESERLERİ
Aşk İle, Söz Demi, Hikmet Burcu, Denemeyi Deneme, Kalem Sohbetleri… Bu eserler Kayseri şehrimizde mukim kıymetli edebiyat hocası, şair ve yazar Bekir Oğuzbaşaran ağabeyimizin eserlerinden bir kısmı. Ola ki bu mümtaz kalem erbabından bugüne kadar bir kitap okumadıysanız tavsiye ederim. Severek, ilgiyle, istifade ederek okuyacaksınız. Zaten her yazar kendi ikliminde ayrı bir ufuk, kendi dünyasında insanlara açılmış bir huzur penceresi değil midir?
Hocamızın eserleri çok ve hepsi de kıymetli. Her biri hakkında müstakil yazılar yazmak icap eder ve yazılmalıdır. Ama şimdilik muhtasar olarak, özlü biçimde tanıtacağım. Kusura bakılmaya… Fakat her kitap için ayrı bir yazı yazmayı inşallah düşünüyorum. Rabbim fırsat verir inşallah. Hem benim hem de okuyucularımız için kolaylık olsun diye bu eserleri, isimlerine göre alfabetik olarak tanıtacağım:
ÂHİR ZAMAN RUBÂİLERİ: Bekir Oğuzbaşaran’ın Romantik Kitaptan çıkan eseri Âhir Zaman Rubâileri. 112 sayfaya serpiştirilmiş iyi, düşündüren ve insanı farklı âlemlere alıp götüren rubâiler… Tefeül ediyorum, rastgele bir sayfayı açıyor. Şansıma çok hoş bir dörtlük çıkıyor. Adı “Arayış”: “Rüzgâr ağaçların saçını yolar/Tohumları yere saçmaya yarar/Göklerin ressamı gebe bulutlar/Mükemmel olanı durmadan arar…”
AŞK İLE: Aynı yayınevinin bir başka yayını: Aşk İle. Eserin başında şairimizin geniş bir biyografisi. Ben şairlerimizin ve yazarlarımızın kitaplarında geniş hayat hikâyelerinin yer alması gerektiğini düşünenlerdenim. Kimisi bu bölümü birkaç satırla geçiştiriyor. Elbette hayat hikâyesi, on onbeş sayfa olmamalı ama en azından bir iki sayfada eser sahibinin tercüme-i hâli özlü olarak verilmeli. Kitaplarının tamamının isim listesi, okuyucuya hatırlatılmalı. Zira bu yazar/şair ile okuyucu arasında âdeta bir tanışma ve buluşma sayfasıdır. Kim bilir belki de kalıcı bir arkadaşlığa, hatta dostluğa dönüşecektir bu selamlaşma. Eserde şiirler, hoyratlar, rubailer ve beyitler var. “Hikmet”inde “Her şey yerli yerinde, her şeyde bir hikmet var, /Kâinatta alınacak sayısız ibret var…” diyen bir şairin şiirleri de okunur nesirleri de… Zaten kıymet bilenler okuyor.
BİR YAŞAMA BİÇİMİ EDEBİYAT: Romantik Kitap’tan edebiyatseverlere 2010 yılında ulaştı. Aslında sadece Bekir Hoca’nın değil bütün edebiyatçıların, şair ve yazarların yaşama biçimi dile geliyor burada. Ömrünü düşünmeye, okumaya ve yazmaya adamışların hikâyesidir bir bakıma. Onların destansı meşgaleleridir anlatılanlar… Dile gelen konuların bir kısmı: Yazmak, Şair, Şiir, Dergiler, Peygamber Efendimiz, Şiirimizde İstanbul, Naat, Dua ve Şiir, Şehir ve Şiir, Atasözlerimiz, Eleştiri… Ve bazı şahsiyetler: Mustafa Necati Sepetçioğlu, Arif Nihat Asya, Hasan Nail Canat, Mehmed Âkif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Seyranî, Mustafa Miyasoğlu, Bekir Sıtkı Erdoğan, Abdullah Satoğlu, Ümit Fehmi Sorgunlu, Vedat Ali Tok… Kitap “Yazmak; dil tarlasını kalemle sürmektir.” diye başlıyor ve devam ediyor. 176 sayfalık dopdolu bir eser.
DENEMEYİ DENEME: Kitabın adı mütevazı, mahviyetkâr. Ama Bekir Hoca’yı tanıyanlar onun bilgi birikiminin, mahfuzatının, bagajının doluluğundan, allı pullu heybesinin bereketinden haberdardır. Nitekim ilk işareti kapakta görüyoruz. Tarihî bir daktilonun kapağı süslediği kitap, Romantik Kitap’tan çıktı. Malumunuzdur daktilo eskiden yazarların biricik sermayesi, ömür boyu arkadaşı ve yakın ahbabı idi. Bilgisayarlar yaygınlaştıktan sonra onların da pabucu dama atıldı. Şimdi Türkiye genelinde daktilo kullanan birkaç yazar kaldı mı, bilmiyorum ama bildiğim şu ki: Başta ben olmak üzere bütün eski yazarlar, o vefalı arkadaşlarına ihanet etmediler, eskiciye-hurdacıya onları vermediler, gözleri gibi sakladılar ve arada bir eski yol arkadaşlarına bakıp daktilolarından sevgilerini esirgemediler. Zira o daktilolar bütün yazılanların şahidi, kaleme alınan romanların, hikâyelerin, şiirlerin, denemelerin tanığıdırlar. Şaka değil, yazarların, şairlerin biricik sırdaşıdır daktilolar! Öyle hemen elden çıkar mı? İnanıyorum kik Bekir Hoca’nın daktilosu da evin en mutena köşesinde itibarıyla oturuyor. Gelelim esere. Daha kapaktaki alt başlık bize nasıl bir hazine ile karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor. Okuyalım: “Düşünmek, yazmak ve okumak, insan olmanın üç temel şartı bunlardır, diye okumak…”
İşin kolayına kaçtığımın farkındasınız değil mi aziz okuyucu! Kendimi ihbar edeyim. Biliyorum siz de tatmin olmuyorsunuz bu satırlardan. Ama neylersiniz ki bu yazıda ‘doyurma’ değil, ‘tattırma’ esas maksat edinilmiştir. Fikir, edebiyat ve sanat sofrasına oturunca yani kitabı elinize alıp okuyunca zaten doymuş olacaksınız. Onun için kusuruma bakmayın. Bu yazıyı vitrin kabul edin, asıl ürünler içeride, yani kitaplarda. Bu tür yazılar bir muhabirin haberi, bir münadinin nidası gibidir. Asla tenkit, tahlil, değerlendirme, inceleme yazıları değildir. Ona da sıra gelecek inşallah. Denemeyi Deneme’deki başlıklar bize muhakkak bir fikir verecektir: Eserdeki konular çok geniş bir alana ve bereketli bir sahaya yayılmış. Ama birkaç başlık ile merakınızı gidereyim: “Şiir Neyin Peşindedir?”, “Ey İnsan, Dikkat!”, “Yazmaya Dair”, Edebiyatımızda Naat Geleneği”, “Muhsin İlyas Subaşı’nın Şiirlerinde Hz. Peygamber”, “Necip Fazıl’ın Poetikası”… Yetmedi mi, devam edelim: “Şiir ve Tasavvuf”, “Seyrânî’den İki mısra Üzerine”, “Kendi Gök Kubbemiz’in İnsanları”, “Mehmet Behçet Yazar’ın Ardından”, “Yahya Kemal’in Sanatı”, “Şiir ve Dua”. Gerisi ve tamamı kitapta…
GELENEĞİN İZİNDE: Rubaiyyât-ı Oğuz serisinin ikinci kitabı. Laçin Yayınları’ndan Kayseri’de 2009 yılında neşredilmiş. Rubâî üstadı ağabeyimizin muhtelif kavramlar, konular ve şahsiyetler hakkında kaleme aldığı dörtlüklerden meydana geliyor. Özlü anlatım, derinlemesine bakış ve geniş bir ufuk… Uzun şiirlerden ziyade dörtlükleri sevenler için birebir. İlkini okuyalım: “İnandım, îman ettim; Muhammed hak, Allah bir/Itrî’nin bestesiyle dilimden düşmez tekbir/Tevhid Kelimesi’yle, Kelime-i Şahâdet;/Ya ebedî kurtuluş, yahut müebbet kabir…”
HİKMET BURCU: Hikmet kelimesi/kavramı Bekir Hoca’nın bütün eserlerine, bilhassa şiirlerine nüfuz etmiş gibidir. Bu yönüyle onu Hikemi Edebiyatı’mızın büyük şairi Urfalı Yusuf Nâbî’nin yolundan giden bir sanatkâr olarak görebiliriz. Hikmet Burcu da (Romantik Kitap) bu yolda hissedilerek yazılmış şiirlerden müteşekkil. Besmele ile başlanmış. Biz de ilk şiir “Bismillah”ın ilk mısralarıyla eseri, şairini ve okuyucularını selamlayalım: “Bismillâh her işin başı/Bismillâhtır ruhun aşı/Bismillâh ki yüzük taşı/Bismillâhtır yüzük kaşı,/Bismillâh keser savaşı/Her zaman yanında taşı/Kula en güzel uğraşı/Onunla gider telâşı” Besmelenin güzelliklerini anlatan şiir devam ediyor gidiyor.
KALEM SOHBETLERİ: Bekir Hoca bir vefa abidesidir. Tanıdığı dostlarının çalışmalarını mutlaka görmeye çalışır, eserlerinden, faaliyetlerinden, çalışmalarından bahseder. Ayrıca bin bir zahmetle düzenlenen şiir günleri ve akşamlarından uzun uzadıya söz eder. Kalem Sohbetleri bir bakıma kadirbilirliğin destanı. Burada aziz bildiği dostlarına dair kaleme alınmış zarif değerlendirmelerle birlikte hatıralar da yer buluyor. Peki yazarımız kimlerden bahsetmiş bu eserinde. Geçmişten yakınlara kadar bazı şairler ve yazarlar bu eserde önümüze çıkıyor. Bahsediş sırasına uyacak olursak şu isimleri anabiliriz: Abdurrahman Şen, Vahap Akbaş, Bahaettin Karakoç, Hasan Nail Canat, Fethi Gemuhluoğlu, Yücel Çakmaklı, Ziya Osman Saba, Ercişli Emrah, Mehmet Kaplan, Ümit Fehmi Sorgunlu, Mustafa Miyasoğlu. Tabii bunlar, söz ettiklerinden sadece bir kısmı. Daha genç yazar ve şairler de var. Birer portre ve deneme tadında okunan yazılar.
MANZUM PORTRELER: Kültür ve Edebiyat Dünyamızdan Manzum Portreler, Bekir Oğuzbaşaran’ın ithaf şiirlerinden meydana geliyor. Laçin Yayınları’ndan okuyuculara ulaşan eserin birinci baskısı 2007 yılında yapıldı. Doğumunun 800. Yıldönümünde büyük Türk İslam mütefekkir ve mutasavvıf şairi Mevlâna Celaleddin-i Rûmî Hazretlerinin aziz ruhlarına…” ithaf edilen eserin takdim yazısı, Vedat Ali Tok’a ait. Başlığı “Bekir Oğuzbaşaran ve Manzum Portreleri”. Tok, özlü biçimde Oğuzbaşaran’ın hayatını anlatıyor ve sanatını dile getiriyor. Şairimiz ilk kıtada “Bendeniz” başlığıyla kendisini anlatıyor:
Dosdoğru söylemeli: Hayat acemisiyim
Pusulası bozulmuş yalnızlık gemisiyim
Sözün büyüsüyle mest, fildişi kulesinde
En güzel şiirlerin çılgın haramisiyim…
Şairimiz ikinci kıtasını ise çok yakından tanıdığı “Bekir Oğuzbaşaran”a ayırmış. Doğrusu iyi de etmiş:
İlim, fikir, sanatta; hikemî tarz makamı
Son yıllarında şair, manzum portre ressamı
Deneme, inceleme, tenkide ömür verdi
Kaldıysa hayatının ikindi ve akşamı…
“Peki başka kimler var?” diye meraklı bakışlarınızı bana yönelttiğinizi görüyorum. Boşuna heves etmeyin, bu sualinize şu cevabı vereyim ben de: “Kimler yok ki?” Alın, okuyun, görün.
NECİP FAZIL GERÇEĞİ: İstanbul’da okurken Necip Fazıl’ı ziyaret eden ve onun dost halkasına giren Bekir Oğuzbaşaran, üstadı en iyi tanıyanlardandır. Dolayısıyla Necip Fazıl Gerçeği, iyi bir biyografi olarak temayüz ediyor. “Üstad Necip Fazıl’ı Nasıl Tanıdım?” başlığıyla başlıyor eser. İlk etkilendiği şiirinin “Canım İstanbul” olduğunu buradan öğreniyoruz. Sonra Mustafa Miyasoğlu ve Durali Yılmaz gibi arkadaşlarla üstadın evine yaptıkları ziyaretlerden bahsediyor Bekir Hocamız. Üstada imzalatılan kitaplar, kendisiyle yapılan sohbetler… Talihli bir neslin mensuplarından biri olarak yaşadıklarını bize de aktarıyor. Hatıraların ardından başta Orhan Okay olmak üzere birçok akademisyen, edebiyatçının Büyük Doğu mimarına bakışını görüyoruz. Necip Fazıl’ın şiirlerindeki ve eserlerindeki ana temalar tek tek inceleniyor. Çile’deki şiirlerin tahlilleri önemli. Ayrıca Necip Fazıl hakkında özel sayı yayımlayan dergileri de bir bütün olarak görüyoruz. Ve yazarımızla Şairler Sultanı Kısakürek hakkında yapılmış konuşmalar dikkat çekiyor. Nüve Kültür Merkezi Yayınları’ndan çıkan eser 2011 yılında okuyucularla buluştu.
POETİKA RUBÂÎLERİ: Bugün Türk edebiyatında ‘rubâî’ türünü hakkıyla yaşatan şairlerimizin başında Bekir Oğuzbaşaran geliyor. Başta Yahya Kemal olmak üzere üzere bu türde eser veren çok seçkin şairlerimiz gelip geçti: Arif Nihat Asya, Mehmet Turan Yarar, Bekir Sıtkı Erdoğan, Memduh Cumhur ve diğerleri… Geleneğe sahip çıkanlara selam olsun. Bekir Hoca da Poetika Rubâîleri’nde bizi inci mercan değerindeki dörtlükleriyle baş başa bırakıyor. “Hazret-i Peygamber Diyor ki” ile başlayalım: “Müjdeleyicidir, O hem bir Beşîr/Sakındırıcıdır, hem de bir Nezîr./Şöyle buyurmuşlar, şiire dâir:/Şiir var, hikmettir; şiir var, sihir”… Eserin 79. sayfasında “Yahya Kemâl Beyatlı” var: “Ben şâir Yahyâ Kemâl, Evlâd-ı Fâtihân’dan/Malazgirt Ovası’nda yurt aldım Alparslan’dan/Ulubatlı Hasan’dım İstanbul surlarında/ Topkapı’da Yavuz’la cüz okudum Kur’ân’dan…”
RUBAİYYÂT-I OĞUZ: Ötüken Neşriyat’tan 2007 yılında çıkan eserde birbirinden değerli rubaileri okuyoruz. Her dörtlükte bizim kültürümüz, irfanımız, medeniyetimiz ve inancımız var. Dost meclislerinde, edebiyat mahfillerinde, sıra gecelerinde, yaren buluşmalarında okunacak türden, düşündüren, insanın kalbine ve ruhuna işleyen dörtlükler bölüğü… Keşke şairlerimiz bu türe biraz daha fazla eğilse, keşke edebiyat dergilerimizde bu türümüz eski itibarını kazansa. Merhum Arif Nihat Asya’nın ve diğer şairlerimizin destek verdiği rubailere bugün şairimiz Bekir Oğuzbaşaran omuzlayıp taşıyor. Nice eserlere, nice rubailere inşallah… Nasibimiz olan “Kıssa-i Aşk”ı siftah niyetine okuyalım ve diğerleriyle de hemhâl olalım nasipse: “Ey yolcu bana Mecnun ile Leylâ’yı sorma!/Ferhad’la Şîrin’i, Vaâmık’la Azrâ’yı sorma!/Anlatmakla biter mi âşıklar kafilesi/‘Ahsenü’l-kısas’ Yûsuf u Züleyhâ’yı sorma!”
SÖZ DEMİ: Şiir kimin için yazılır. İnsan için elbette. Şair mensup olduğu milletin insanlarına hitap eder. Onlarla konuşur bir bakıma, onlarla mektuplaşır. Bazı şairler vardır, inatla ve ısrarla anlaşılmamak için yazıp dururlar. Kim okur onları, kim anlar, bilemem. Herhâlde başka anlaşılmak istemeyen şairler yalnızca takipçileridir. Keşke büyük Yûnus’u örnek alsalar. 700 yıl önce doğdu bu mübarek topraklarda. O Türkmen Koca’sı o zaman da anlaşılıyordu bugün de… Demek ki bir şair asırları, hatta çağları aşıp bugünlere gelebilir. Bu bakımdan ben anlaşılır şiirden yanayım. Ama her anlaşılır şiir kalıcı mıdır, onu Allah’tan başka kimse bilmez. Yahya Kemal zamanında belki de yüzlerce kişi şiir yazıyordu. Ama bugün Aziz İstanbul şairi ve birkaç kişi daha kaldı o günden bu yana. Şaire düşen kayıt düşmek, eserini vermek, hislerini dile getirmektir. Sonuç takdir-i ilahidir. Üstelik her şairi binlerce, on binlerce kişinin okuması, anlaması da gerekmiyor. Zira her şey nasip iledir. Bugün sadece köylerinin sınırlarında kalıvermiş büyük ozanlarımız yok mu, var. Ama Veysel gibi şöhreti yedi düveli aşanlar da… Mademki Söz Demi denilmiş, öyleyse hududu aşıp fazla kelam etmeyelim ve sizi kitaptaki bir şiirin ilk iki kıtasıyla baş başa bırakayım. Gerisi size kalmış. Hikmet burcundaki şairimiz bize “Ya Hayır Söyle Ya da Sus” diyor. Biz şimdilik bir nefes daha alıp, hayırlı şiirler okumaya devam edelim: “Konuşmak insana mahsus/Ya hayır söyle ya da sus/Onunla yol bulmakta us/Ya hayır söyle ya da sus/Sorulmayınca söyleme/Tâlibi olmazsa deme/Yalanlar icat eyleme/Ya hayır söyle ya da sus”
BERCESTE’DEN VEFA SAYISI
Önümde bir dergi var: Berceste. Aylık kültür, sanat, edebiyat mecmuası. Haziran 2008 sayısı. Ne yazık ki bu dergi şimdi çıkmıyor. 2002 yılında çıkmıştı, 2016 yılında kapandı. Üzücü ama ne yazık ki bazı dergiler bu akıbetle karşılaşıyor. Kayseri’nin sesi soluğu dergilerinden olan Berceste’nin 72. sayısı “40. Sanat Yılında Bekir Oğuzbaşaran”a ayrılmış. Kapakta Erciyes Dağı’nın muhteşem resmi yanında edibimizin de portresi var. Pek çok şair ve yazar onunla ilgili duygu ve düşüncelerini kaleme almış. Kitap değerlendirmeleri, tahlilleri, hatıraları ve portre yazıları. Dergileri güzelleştiren bu tür dosyalar ve özel sayılardır. Ben de naçizane bir yazı ile katkıda bulunmuşum.
FAKİR’E İTHAF ŞİİRİ
Size de tavsiye ederim. İyi şairlerle dost olun. Hiç kimse size, “iyi ki varsın” demese de, sizden hiç bahsetmese de onlar sizi asla unutmaz, ihmal etmez, hiç ummadığınız ve beklemediğiniz bir anda şiirleriyle gönlünüze dola, sizi şad ederler. Şükürler olsun ki merhum Sedat Umran’dan sonra aldığım ikinci ithaf şiiri Bekir Oğuzbaşaran büyüğümden geldi. Ama yanlış söylemeyeyim. O gani gönlüyle tanıdığı, sevdiği, dostluk kurduğu hemen hemen hiç şairi, yazarı, akademisyeni bu hediyelerinden mahrum etmemiştir. Cömert yüreğiyle, “aferin”lerini serper durur. İşte Kayseri’mizden 28 Haziran 2023 tarihinde lütfedip gönderdiği “Mehmet Nuri Yardım” başlıklı dörtlük:
Siirt’ten çıkıp geldim, Dersaadet’e vardım
Ferhad’ın dağlarını, çok çalışarak yar/dım
En yakın dostu oldum, kalem sāhiplerinin
Kültür Sanat Muhtarı, ben Mehmet Nuri Yardım…

SORULARA CEVAPLAR
Satırlarımı tamamlarken size bir müjde vereyim. Uzun bir aradan sonra Bekir Hocayı ikna ettim ve ilk mülakatıma teşebbüs ettim. Sualleri özene bezene hazırlayıp kendisine gönderdim. Şimdi büyük bir heyecanla cevapları bekliyorum. İnşallah bu mülakatı okuduğumuzda büyüğümüzün hizmetlerini, kültür, sanat ve edebiyat dünyamızdaki muhkem yerini görmüş, öğrenmiş olacağız.
Bu yazı Bekir Oğuzbaşaran Hocamız için bir girizgâh olsun, bir takriz, bir mukaddime sayılsın. Arkası gelir inşallah. Ömrünü Türk edebiyatına, İslami hassasiyetle yoğrulmuş tefekkürümüze, millî kültürümüze, irfanımıza, medeniyetimize adanmış böyle sanatkârlar hakkında ne kadar yazsak, söylesek azdır. Rabbim bizi ve herkesi, fikirlerinden, seçkin eserlerinden istifade edenlerden eylesin, âmin. Bu vesile ile aziz hocamıza selam ve hürmetlerimizi arz ediyor, kendisine, ailesine ve bütün sevdiklerine sağlıklı, bereketli, huzurlu, hayırlı ve yeni kitaplı ömürler diliyorum.

Mehmet Nuri Yardım
- MİLLÎ EDİBİMİZ SÜLEYMAN NAZİF EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK - 31.12.2025
- S. AHMED ARVASİ YARIN EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK - 20.12.2025
- EŞREF EDİB’İ RAHMETLE VE ŞÜKRANLA ANARKEN… - 09.12.2025
- YAZAR, FİKİR VE GÖNÜL ADAMI SÜCAATTİN ERDEM VEFAT ETTİ - 09.12.2025
- BURHANEDDİN KAYHAN YARIN EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK - 27.09.2025
- PROF. DR. MEHMET MAKSUDOĞLU HOCA, KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN’I ANLATACAK - 25.09.2025
- EROL MERMER, EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 09.04.2025
- PROF. DR. ŞABAN SAĞLIK HOCA, “İSTANBUL SOHBETLERİ”NDE - 03.04.2025
- MİLLÎ ŞAİRİMİZ VE MÜTEFEKKİRİMZ MEHMED ÂKİF ERSOY RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 27.12.2024
- GÖNÜL İNSANI SABAHATTİN ZAİM HOCA, PAZAR GÜNÜ EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 13.12.2024
- EDİRNE’DE SAFİYE EROL RÜZGÂRI - 06.12.2024
- HASAN BASRİ ÇANTAY EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 06.12.2024
- ÖMRÜNÜ İSLAM’A VE KUR’AN’A ADAYAN MUSTAFA SUNGUR, EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 30.11.2024
- BÜYÜK OSMANLI ÂLİMİ, TARİHÇİSİ, SANATKÂRI VE DEVLET ADAMI İDRİS-İ BİTLİSÎ, EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 23.11.2024
- AHMET KEKEÇ PAZAR GÜNÜ EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 16.11.2024
