Darılmaca gücenmece yok. Kabul edelim, yorulduk. Önce insanlığımız yoruldu sonra kadınlığımız, erkekliğimiz, anneliğimiz yoruldu… Yorulduk. Sırada başka bi yorgun var şimdi. Öğrenenler zaten hep yorgun, bezgin, bıkkındı da sıra öğretenlere geldi. Şimdi öğretmenliklerimiz yoruldu. Bunu bana adlı adınca söyleten şey sitem değil asla. Sitem edemeyecek kadar donuğum. Buraya uygun olabilecek bütün kelimeleri düşündüm. Tepkisiz, ruhsuz fazla kaba kaçacak diye donuğu koydum. Öyleyim çünkü. Neyse mesele ben bile değilim. Bir dokunup bin ah işittiğim kişiler başka.
Bu aralar aynı dertten muzdarip olan yaşını başını almış öğretmenlerin hararetli konuşmaları üst üste gelince Allah var çok üzüldüm. İnsan kolay kolay yok sayamıyor denilenleri. Yaz boz tahtası gibi sürekli değişen müfredatlar, yapılmış olmak için yapıldığı söylenilen seminerler, ucu bucağı olmayan beklentiler, bir yandan veli memnuniyetsizlikleri, diğer taraftan idarecilerin sıkboğaz edişleri… Hele de “reva mı bu yaşta?” sözleri hep üst üste geldi. Baktım saçlar bembeyaz. Hâlbuki yaşı daha o denli kırlaşacak kadar büyük bir yaş değil. Mesleğe gözünü açtığındaki hevesinden eser yokmuş, o heyecanı biri ya da birileri darmaduman etmiş gitmiş. Şimdi yenileri gelmiş. Liyakat ehli olsalar içim yanmayacak diyor. Belli ki yaşı küçük, makamın minderi yumuşacık… Yazık.
Bazı kelimelerin kaderleri birbirleri ile yazılmıştır. “İnsan” kelimesinin kaderi “imtihanla” yan yana yazıldığı gibi. Acaba öğretmen kelimesinin kaderine hangi kelime denk düşer? Sabır? Feda? Vefa?… Hepsi derinliğince ağır, bence hepsi tek tek olur. Ne yapsak etsek de denklesek bu kefeleri. Misal bu mesleğin erbabına bir gün tayin edilmiş, adına da öğretmenler günü denmiş güzel, analım. Hediye? O da olur, onu da alalım. Ama sanki bu çerçevede eksik olan bir şey var. Eksikliği ile insanı huzursuz eden bir şey… İçinin boşaltıldığını hissettiğim ve yerlerde sürüklenen boş bir çuval geliyor gözümün önüne nedense. Ezbere atılıyor adımlar. Mesela çocuklardan bu mesuliyet kalkmış da bu anma işini sadece veliler devralmış gibi. Çünkü onlar da öğrenmekten yorulmakla meşguller. Öğretene karşı vefa nasıl gösterilir hatırlatılmaya muhtaç haldeler.
Hâl böyle olunca kaygılandım da bizim evdeki iki öğrencinin nabzını yokladım. Dedim ne var aklınızda bakayım, malum öğretmenler günü yaklaşıyor. Aralarına mevzuyu atıp sözüm ona mekandan uzaklaştım. Öğretmenlerinin isimlerini tek tek söyleyip hangisinin neyi, neden sevdiğini, kime, neyi vermek istediklerini konuştular. Öğretmenlerinde en sevdikleri ve bir öğretmenle aynı cümlede anılmayacak şeylerin neler olduğunu duymuş oldum. Sohbet epey koyulaştı. Hepsini can kulağıyla dinledim. Büyümüşler de mesleklerden öğretmenliğin neleri kaldırıp neleri kaldırmayacağına karar verir olmuşlar. Peh peh peh! Muradıma erdim mi, hem nasıl. Hoşuma gitti açıkçası.
Geçen yıla kadar yaptıkları şeyi -şimdiye kadar üzerlerinde emekleri olan bütün öğretmenlerine mektup yazıp göndermelerini- yine yapsınlar isterdim. Ama sonra onca emeği hiç eden “postacıların” azizliklerine uğramayacaklarından emin olamadığım için onun lafını bile etmedim. Yoksa maddi hiçbir hediyeyle kıyas kabul etmeyecek bir mektup neler demez ki bir öğretmene.
“Yıllara, mesafelere meydan okuyan bu sözleri yan yana getirip yazabiliyorsam, şu dünyanın türlü koşturmacası içinde ne yapıp edip şu sayfanın başına oturabiliyorsam, emeklerinin karşılığına yetişebilmek için uğraştığımdandır. Herkesin düşünüldüğünü hissetmeye ihtiyacı varken sen bunu herkesten çok daha fazla hak edensin. Bulunduğum bu basamakta payın çok öğretmenim. Mesleği sakın bırakma, vazgeçme ve yorulduğunu söyleme sağa sola! Yormasın seni birkaç kaba davranış. Kırılırsın elbette ama sen yine de ben gibi nice öğrenciler yetiştireceğini düşün ve etkisi yılları, yolları aşabilecek bir mesleğin temsilcisi olduğunu hatırlatan bir öğrencim varsa bin de olur de, diye yazdım bu satırları sana,” diyen bir öğrencinin sözleri değme hediyeden daha dinç tutardı beni ayakta. Bu mesleğe sadece gönlünü değil ömrünü vermiş bütün öğretmenlerin de aynı fikirde olacağından adım gibi eminim.
Acılarını kendine hoca edinen, çölleri göllere çevirmekle vazifeli olduğunu düşünen tüm öğretmenlerime vefayı öğretmek için uğraştığım iki evladımı hediye ediyorum. Yolunuz zor biliyorum, muhatabınız da gün günden daha çetinleşiyor. Dilerim yolunuza sizi dinlendirecek, yorulduğunuza değecek öğrenciler çıksın. Gökyüzünün öğrencisi olup yeryüzünü bize anlatmaya devam etsin varlığınız. İyi ki varsınız.
Gamze Koç
- NAR - 08.03.2026
- DEĞİRMEN - 01.03.2026
- ŞAKÜL - 22.02.2026
- İBRET-İ ADEM - 15.02.2026
- BEKÇİ - 01.02.2026
- TABİR - 25.01.2026
- AÇMAZ - 18.01.2026
- MİHMANDAR - 11.01.2026
- MUHATAP - 04.01.2026
- YEVMİYE DEFTERİ - 28.12.2025
- MARAZ - 21.12.2025
- MEDET - 14.12.2025
- NİŞANE - 07.12.2025
- ŞERH - 30.11.2025
- GÖKYÜZÜNÜN TALEBESİ - 23.11.2025

Bir öğretmen olarak bu kadar samimi be anlamlı bir yazıyı okumak ne güzel. Emeğinize sağlık Gamze öğretmenim
Siz de iyi ki varsınız 🌺
Gününüz kutlu olsun ☺️
Rabbim tüm iyi insanlari hep iyi insanlarla karşılaştırsın zira artık çok daha zor bir Dünya bizi bekliyor….
Gökyüzünün öğrencisi olmak İçin yeryüzünün öğretmeni olmaya namzet tüm meslektaşlarımıza “ Toparlanın haydi! Gitmiyoruz bilincini aşılayan bu yazının sahibesine gönülden teşekkür ederim. Kaleminize sağlık kıymetli hocam.
Elleri öpülesi öğretmenlerimiz ❣️gününüz kutlu olsun.
Evlatlarımızı vefalı yetiştirmek telaşındayız, emeklerinizi zayi etmemek için.