Suyun altında kirleri akıtılarak yemek artıklarından arınmış bembeyaz porselen tabağın, foşur foşur yıkandıktan sonra o köpüklerin içinden çıkan tertemiz halinin verdiği haz nadir şeylerde var hakikaten. Etrafta doğrudan ya da dolaylı olarak kirlilikle alakalandırdığımız ne varsa sanki hepsini tek tek elimizle temizleyebiliyormuş hissi vermesi çok hoş. Yetmemiş ardından süpürge, çamaşır, ütüyü de sıralamışlar. Bu sıralama temizlik hassaslarının ilgisini çekecek şekilde devam ediyormuş. Diğerlerini bilmem ama bana kalsa ütünün de rahatlatıcı bir yanı var. O kırış buruş olmuş kumaşların tek tek düzeldiğini görmek ve bunu bizzat insanın kendisinin yapması da gerçekten iyi geliyor. Fakat ben çıtayı yükseltiyor ve onlardan daha etkili olduğunu düşündüğüm hallaçlığı tavsiye ediyorum. Evet hallaç… Yastık, yorgan ne varsa onların içlerinde sıkışıp kalmış olan pamukları tane tane ince ince açma, kabartma işi. Eskilerin tabiriyle bir nevi ditme… Biraz amiyane olacak ama pamukları tek tek yolma işi işte.
Kışın ortasında halı yıkamanın verdiği huzuru arayanlara elime hoparlörü alıp “Overlokçu geldi, overlokçu!” dercesine “Hallaççı geldi, hallaççı! Her tür yastık, yorgan, yatak yüzlerinizin içi itina ile boşaltılır yine aynı özen ile parça pinçik edip sağa sola sıbıtılır,” diye sokak sokak gezesim var. O kadar rahatlatıcı bir şeymiş ki. Yani bir uzman değilim ama diğerleri oluyorsa bu niye olmasın? Uzmanlar bunun üstünde de düşünmeliler. Şaka bir yana hafta sonu İstanbul’da kıymetli bir davete konuktum. Herkesin yakından tanıdığı ünlü bir doktorun, memleketin dört bir yanından gelmiş birçok hekimin, iş insanının modern tıp ile alternatif tıp hakkındaki düşüncelerini dinledim. Söylenenlerin içinde en önemli köprünün ruh olduğu çok açıktı. Ruhumuza iyi gelen şeyin şifamız olduğunda hemfikirdi hepsi. Hallaçlığı da stresliyken yapılacak işler listesinde olması gerektiğini düşünmem de bundandı. Yoksa niye durduk yere hallaca bunca güzelleme düzeyim ki?
Dün yastık kılıfını çarşafın üstüne boca ederken ömür torbamı önüme boşaltışım gibi geldi. Zaman geçtikçe içimde sertleşmiş, katılaşmış duygulardan farkı yoktu kaskatı olmuş pamuk parçalarının. Yünleri tiftik tiftik ettikçe etrafa dağılan ve havaya uçuşup yine sakince yere konan pamuk parçaları hiç rahatsız etmedi beni. Hepsi istediği gibi özgürce dağılabildi etrafa. Hep topla topla nereye kadardı hakikaten! Ömrün bu deminde derinlerden gelen feci dağıtma ihtiyacı da neyin nesi böyle dememe kalmadan bir şeye, bu darmadumanlığın beni sakinleştiriyor olması bir şeye çok benzediğini fark ettim. Darbe aldıkça yükselmek, o yükselişten sonra oradan oraya savrulmak, savruldukça tüy gibi hafiflemek ve sonunda yumuşacık olmak, çok tanıdık bir şey gibi geldi bana. Terbiye, evet! Terbiye ederken terbiye edilmek… Hem de çocuk eliyle… Hayatı anlamaya çalışırken bir de ona anlatmak arasında yaramaz kalan ne varsa hepsinin uslanma romanı. Halden hale girmelerin hikayesi… Hayır demek isterken evet demek zorunda kalmak, evet demek isterken hayır… Sevip de sevmiyormuş gibi yapmalar… Bazen de sevmiyormuş da seviyormuş gibi görünmeler… Bir süre sonra etrafını sinsi sinsi saran el alem ne derler… Önemserken küçümsemeyi, küçümserken yüceltmiş gibi görünmeyi öğrenmek zorunda olmalar… Kandırıldığında kanmamış gibi yapmalar… Bazen de kanmayıp kandırıldığını kabul etmeler… Dört bir yana ceylan gibi seke seke gitmek isterken saygın olmanın ilk şartı olan yavaş yürümeler… Koşmak isterken yürümek, durmak isterken uzaklaşmak… Hepsi benliği ele geçirmeye hevesliyken üstüne adına evlat denen çocuk çıkagelir. İlahi düzeneğin senin kurmaya çalıştığın düzenden çok daha büyük bir matematikle işlediğini hatırlarsın. Çünkü akıl büyük meselelerle ilgilenmez küçük işlerin kalabalığıyla meşguldür. Bir küçük el gelir vurdukça vurur. Hallaç olan pamuk falan değil ömürdür. Çocuksa alt üst etmeye memur… Fena mı angaryalardan kurtulmuş hayat, o temize çekilmiş olur.
Gamze Koç

Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Keyifle okudum.
“İlahi düzeneğin senin kurmaya çalıştığın düzenden çok daha büyük bir matematikle işlediğini hatırlarsın.”
Güzel bir yazının kalbi niteliğindeki cümle…
İlk önce kendi ruhumuzda başlamak…
Sonra etrafımızdakilere dokunmak(Dua ile)…
Güzel bir yazı olmuş, okurken dinlendiren bir şarkı gibi geldi. Kaleminize yüreğinize sağlık. Sevgilerimle
Galiba yazının özet cümlelerinden birisiydi: “Halden hale girmelerin hikayesi…”
Yine selis ve özlü bir yazı. Elinize sağlık Gamze Hanım.