Vefat etmiş olsalar da unutabilir miyiz eski dostlarımızı… Karşılaştığımızda selamlaşmalarımızı, oturup kalkışlarımızı, sohbet ve muhabbet edişlerimizi… Elbette mümkün değil. Basın hayatımda tanıdığım müstesna şahsiyetlerden biri de Kâzım Naci Doğan’dı.
1985 yılında tanışmıştım kendisiyle. O zaman Türkiye gazetesine, avukat yazar Rahim Er Beyefendinin delaletiyle, merhum Enver Ören Bey’in talebiyle gelmiştim. Merhum Olcay Yazıcı ile birlikte her gün röportajlar yaparak kültür sanat sayfaları hazırlamaya başlamıştık. Bizden önce kültür sanatın temelini Hurşit Akyıl atmıştı. Ancak küçük bir köşeydi o zaman. O köşede benim de bazı yazılarım, haberlerim ve röportajlarım çıktı. Daha sonra tam sayfaya dönüştürdük.
Kâzım Naci Doğan gazetede sayfa sekreterliği yapıyordu. Ali Çorbacıoğlu ve Hurşit Akyıl ile birlikte… Gazete, profesyonel gazetecileri bünyesinde topluyordu. Hasan Karakaya ile birlikte Abdülkadir Özkan da yazı işlerinde yetkiliydiler. Millî Gazete’den transfer edilen iyi gazetecilerdi beşi de. Türkiye gazetesinde daha sonra Tercüman’dan gelen anlı şanlı yazarlar, muhabirler, sayfa sekreterleri çalışmaya başladı. Kâzım Naci Doğan sessiz, sakin ve kendi hâlinde, mütebessim bir ağabeyimizdi. Bütün mesai arkadaşlarıyla ünsiyeti vardı. İster müessesede yetişmiş olanlar, ister dışarıdan getirilen gazeteciler tam anlamıyla kaynaşmıştı. Birlik ve beraberlik ruhu hâkimdi.
SOHBETLERİN SESSİZ MÜDAVİMİ…
Kâzım Naci Bey yıllar sonra gazeteden emekli olmuştu. Ben de emekliliğe ayrılmış Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nda çalışmaya başlamıştım. 2008 yılında arkadaşlarla ESKADER’i kurduk ve “Bâbıâli Sohbetleri”ni düzenlemeye başladık. İlk çağırdığım ve davetime icabet eden dostlar arasında Kâzım Naci Bey de vardı. Zaman zaman toplantılara gelir, selam verir, konuşmacıyı dinler ve yine sessizce, usulca giderdi. Bizim bir uygulamamız vardı. Genelde bu konuda teşvik eden de ben olurdum. Konuşmacımızla birlikte dinleyiciler hatıra fotoğrafları çekerdik. Bir bakıma “aile fotoğrafları”… Çok azında Kâzım Naci Bey var. Ama bir kaçında ortak fotoğrafta gördüm. O fotoğraf kareleri benim için nasıl bir teselli kaynağı oldu bilemezsiniz. Zira dostlarınızı o mütebessim yüzleriyle başka nasıl hatırlayabiliriz ki?
ANİ VEFATININ BIRAKTIĞI TEESSÜR
Ani vefat diyorum. Elbette “ani” olacak. Fani dünyanın ani hâlleri… Kimisi önceden haber verir, hazırlık yapılmasını ister âdeta. Ağır hastalıklar şeklinde… Kimisi de aniden gelir, sizi ebedî âleme doğru bir yolculuğa çıkarır. Kâzım Naci Bey’in vefat ettiğini duyunca doğrusu çok üzüldüm. Çünkü doğru dürüst oturup konuşamamıştık bile. Kendisini hiç dinleyememiştik. Bir gün onu da konuşmacı olarak davet etmek istemiştim, sanırım basınla ilgili bir konuydu. Teşekkür etmiş, “Ben sadece dinlemeye gelirim.” demişti. Keşke hem konuşsaydı, hem de hatıralarını yazsaydı. Çok mütevazı bir ağabeyimizdi. Derviş meşrep bir mizacı, çelebi bir kişiliği vardı. Hâlbuki konuşmayı sevseydi kim bilir ne ilginç hatıralar dinlerdik kendisinden basın hayatımıza, Bâbıâli’ye dair. Ama o, konuşmaktan ziyade susmayı, anlatmaktan çok dinlemeyi seven ‘hâmûşan’ların (susmuş olanların) meşrebindendi.
KÖYÜNDE UĞURLANDI
Fani bir hayatı yaşıyoruz. Ağabeyimiz bir arife günü çok da önemsemediği ve yüz vermediği geçici dünyaya, ailesine, dostlarına, akrabalarına ve bütün sevenlerine veda etti. 12 Eylül 2016 tarihinde Karabük’ün Eflani ilçesinin Örencik köyünde kılınan cenaze namazının ardından ebedî istirahatgâhına tevdi edildi. Bu uğurlanış sırasında gazeteci dostlarının çoğu cenazesinde bulunamadılar. Dua edip helalleşemediler. Ama uzaktan haklarını helal edip, Fatihalarını yolladılar. İyi bir Müslüman, mükemmel bir insan olduğuna hüsn-ü şehadette bulundular. Duyan, işiten herkes hayırla yâd etti kendisini. Hüzünle andı ismini.
Çekirdekten gazeteciydi. Mesleğin neredeyse bütün bölümlerinde bulunmuştu. Sayfa sekreterliği, editörlük, ekonomi servisi müdürlüğü ve köşe yazarlığı yapmıştı. Hatta daha sonra öğrendiğime göre, yüksünmemiş gazeteci dağıtıcılığı bile yapmıştı. Gazeteci olarak yetişen birçok gençte emeği, hakkı ve alın teri vardı. Gazetecilikten emekli olduktan sonra bir partide görev aldı, yine hizmete devam etti. Millî Görüş çizgisinden geliyordu fakat bütün Müslümanları kardeş bilen üstün bir anlayışın ve idrakin temsilcisiydi. Onun için farklı grup, parti, cemaat ve tarikat mensubu olmanın çok önemi yoktu. Yeter ki mümin olsun, muvahhit olsun, Müslüman olsun. Allah’a kul, Yüce Peygamberine ümmet olsun. Bu vasıflar kâfiydi. Bu konuda asla taassup sahibi değildi.
HURŞİT AKYIL’IN GÖNÜL GÖZÜYLE
Ben ne yazık ki kendisini çok yakından tanıyamadım. Ama uzaktan hep sevdim ve hürmette kusur etmedim. İç dünyasının güzelliğini seziyordum. Gazetede iken çok koşuşturduğumuz için oturup doğru dürüst bir çay içmişliğimiz bile olmadı. Garip bir meslek gazetecilik! İnsan kendisine de, dostlarına da zaman ayıramıyor ne yazık ki… Bâbıâli Sohbetleri toplantılarımıza geldiğinde de selamlaşıyor ama yine de oturup uzun boylu konuşamıyorduk. Yani biriktirdiğim hatıralar yok ne yazık ki. Düşündüm taşındım, onun en yakın iki arkadaşı benim de aziz dostlarımdı. Ali Çorbacıoğlu ve Hurşit Akyıl. Birlikte uzun yıllar çalışmışlar, gazetelerde emek vermişlerdi. Önce yaş olarak daha kıdemli olan Ali Beyi aradım, merhumu rahmetle andıktan sonra bir yazı yazdığımı, hakkındaki kanaatlerini istedim. “Ya ben yazı yazamam ama şunu söyleyebilirim ki Kâzım abi çok iyi bir insandı. Derviş gibi bir adamdı. Mülayim, mütevazı ve kalender bir adamdı. Allah rahmet eylesin.” dedi.
Hurşit Bey’i aradım daha sonra. Ondan da yazı istedim. Hurşit Bey, biraz düşündü sonra “Bana birkaç gün izin ver Mehmet. Yazmaya çalışayım.” dedi. Bekledim. Çok sürmedi, birkaç gün sonra, 5 Mart 2023 tarihinde yazısını yolladı. O kadar sevindim ki… En azından yakın bir dostunun, iyi bir mesai arkadaşının hatıraları yer alacaktı bu yazıda. Şimdi kendisi de bir gönül insanı olan, gazeteci, fotoğraf sanatçısı Hurşit Akyıl’ın gözüyle Kâzım Naci Doğan’ı tanımaya çalışalım:
“Merhum Kâzım Naci Doğan’la ilk karşılaşmamız 1980 yıllarında Millî Gazete’de ve daha sonra yollarımız yine Türkiye gazetesinde kesişmişti. Bir Müslüman’da bulunması gereken haslet ve özellikler onda vardı.
Akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim sahibi bir kardeşimizdi. Kalbi gibi yüzü de aydınlık, eli cömertti. Paylaşmayı çok severdi. Yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Kadirşinas olduğu kadar, nüktedan yönü de vardı.
Onun en büyük özelliklerinden biri de yanında hep küçük bir not defteri bulundurmasıydı. Okuduğu, duyduğu, güzel ve anlamlı veciz sözleri hemen o deftere işler, sohbet ortamında sevdikleriyle paylaşırdı.
İkamet ettiği Zeytinburnu semtindeki evde zaman zaman çiğ köfte bahanesiyle dostlarını çağırır, güzel sohbetler yapılırdı. O sohbetlerde İslam dünyası ve Müslümanların içinde bulunduğu durum konuşulurdu. Mağdur ve mazlumların derdiyle dertlenir, elinden ne geliyorsa yapmaya çalışırdı. Aksiyoner, idealist bir yönü olduğu kadar derviş bir yönü de vardı. Onun bulunduğu ortamlarda tatlı bir huzur hâkim olurdu.
Onunla en son ‘Hac’dan geldiğinde telefonla konuşmuş, bir araya gelme sözü vermiştik. Lakin bu sözü yerine getiremedik. 11 Eylül 2016’nın arife sabahı mübarek günde Hakk’a yürüdüğü haberini alınca sarsıldım. Bu devirde onun gibi gerçekten ‘Hak âşığı, dost canlısı, hakikat eksenli, mükerrem insanlarla karşılaşmak çok zor. Çok şükür ki Rabbim, onu tanıma fırsatını bana verdi. Mekânı cennet olsun.”
Gazeteci ve dış siyaset uzmanı müşterek dostumuz Mustafa Özcan, Fikriyat.com sitesindeki yazısında (12 Eylül 2020) eski dostlarını anarken Kâzım Naci Doğan’dan da sitayişle bahseder. Onun Zeytinburnu’ndaki evinde Mevlut Özcan ve Hasan Başpehlivan ile buluşup sohbet ettikleri günleri hasretle yâd eder, güzellikle anlatır.
Bugün beraber olduğumuz, aynı mekânları paylaşıp muhabbet demine oturduğumuz dostlarımızın kıymetini bilelim dostlar. Yarın öbür gün emr-i Hak vaki olduğunda arkalarından birkaç nezih hatırayı paylaşalım. Evet biz ölümü hiçbir dostumuza yakıştıramayız, yakınımıza kondurmayız ama hakikat bu! Ölüm var ve kime ne zaman geleceği bilinmiyor. Öyleyse hadiste buyrulduğu gibi “yarın ölecek gibi…” hazırlıklı olmak ve muhitimizde sevdiklerimizin kıymetini bilmek gerek. Zira şu üç günlük fani dünyada kimin ne zaman o ebedî ve ezelî yolculuğa çıkacağını bilemiyoruz. Öyleyse unutulmaz hatıralarımızı önce zihnimizde şekillendirelim, sonra da kaleme alalım. Bu değerli kayıtlar, bizden sonrakilere bırakacağımız en güzel armağanlar, en kıymetli hediyeler ve manevi mirasımız olacaktır.
8 Mart 2023 Çarşamba, saat 15.40
Mehmet Nuri Yardım
- MİLLÎ EDİBİMİZ SÜLEYMAN NAZİF EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK - 31.12.2025
- S. AHMED ARVASİ YARIN EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK - 20.12.2025
- EŞREF EDİB’İ RAHMETLE VE ŞÜKRANLA ANARKEN… - 09.12.2025
- YAZAR, FİKİR VE GÖNÜL ADAMI SÜCAATTİN ERDEM VEFAT ETTİ - 09.12.2025
- BURHANEDDİN KAYHAN YARIN EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK - 27.09.2025
- PROF. DR. MEHMET MAKSUDOĞLU HOCA, KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN’I ANLATACAK - 25.09.2025
- EROL MERMER, EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 09.04.2025
- PROF. DR. ŞABAN SAĞLIK HOCA, “İSTANBUL SOHBETLERİ”NDE - 03.04.2025
- MİLLÎ ŞAİRİMİZ VE MÜTEFEKKİRİMZ MEHMED ÂKİF ERSOY RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 27.12.2024
- GÖNÜL İNSANI SABAHATTİN ZAİM HOCA, PAZAR GÜNÜ EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 13.12.2024
- EDİRNE’DE SAFİYE EROL RÜZGÂRI - 06.12.2024
- HASAN BASRİ ÇANTAY EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 06.12.2024
- ÖMRÜNÜ İSLAM’A VE KUR’AN’A ADAYAN MUSTAFA SUNGUR, EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 30.11.2024
- BÜYÜK OSMANLI ÂLİMİ, TARİHÇİSİ, SANATKÂRI VE DEVLET ADAMI İDRİS-İ BİTLİSÎ, EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 23.11.2024
- AHMET KEKEÇ PAZAR GÜNÜ EYÜPSULTAN’DA RAHMETLE YÂD EDİLECEK - 16.11.2024
