ALTÜST

Eve gidince ağlayacakmışım. Gören de yerleri değiştik sanır. Hoş ben önceden de ona hiçbir zaman “Oğlum burada niye ağlıyorsun, biraz sık dişini, evde ağlarsın!” dememiştim. Ben sabahtan akşama kadar döne döne duyguları dile dökmeyi salık versem ne yazar, analar tahtını yapsa fıtratına el süremiyor işte! Hemen oracıkta ağladığımı inkâr etmemi ve küçük bir çocuk gibi akan burnumu koluma sürüp “Tamam anne,” diyeceğimi de bekledi herhâlde. Bense bu cümleyi ona söyleten sebepleri düşündüm içimde… Ev… Eve gidince… Ağlamak… Niye?

Böylelikle daha az insan görür diye mi düşündü acaba? Ağlamayı utanılası bir şey olarak gördüğünden mi? Yoksa ulu orta öyle çaresiz bir anne gibi görünmemi mi istemedi? Kimsecikler yoktu ki zaten etrafta, onun da sırtı bana dönüktü. Önüme bir video düştü olan oldu. Zaten öğlen deprem olduktan sonra aklıma birden hücum eden hatıraları kapıdan bacadan nasıl kovduğumdan haberi de yoktu. O an da son damlaydı, demek ki taştı.

Deprem kelimesi ilk kez sosyal bilgiler dersi kitabında okunacak bir şey olmaktan çıkmıştı artık. Uyanıktı bu sefer. Canlı kanlı yaşadı. Anne, sallanıyorum, sallanıyorsun, sallanıyoruz… Bütün sallanma sebepleri gelip geçti gözümün önünden. Öyle bir bebeğin uyusun diye beşikte tatlı tatlı sallanması gibi ya da anlık da olsa başı dönen, tansiyonu düşen yaşlılar gibi değil evet kaygıyla, korkuyla sallanıyorduk.

Hemen okullar tatil edildi. Bu sefer tatil olmaya hak kazanan zamanları düşündüm. Uyandığında yataktan alelacele fırlamak zorunda kalmadan uzun uzun gerinebildiğin, günlerden ne, ayın kaçıydı bilmediğin hatta merak etmediğin, tavana uzun uzun bakıp gördüğün rüyayı düşünebildiğin sabahlardı tatil. Sürekli saate bakmadığın, bir yerlere yetişmek zorunda kalmadan aheste aheste yürüyebildiğin öğlenlerdi. Güneşi “Aman of!” diye kovmadan uzanıp bir hamağa boylu boyunca “Gel, başımın üstünde yerin var,” diye selamladığın öğlen sonralarıydı. Göğe bakınca hayaller kurup, dudağının ucuna minik bir tebessüm oturtup bulut oyununu bu sefer kendi kendine oynamaya vakit bulmaktı. Ertesi gün için onu yemezlerse bu var ya da şu vitamini de alsınlar telaşıyla beslenme hazırlama telaşı yaşamamaktı. O olmasa da bu olur amaaaan, o da olmayıversin şart mı, Allah ne verdiyse yeriz işte, deyip yemek yapmayı dert etmediğin akşamlardı tatil.

Kendine ait bir odanın olduğunu fark edebilmek hatta gittiğin her yerde bir köşe oluşturmak için uğraşmadan her yeri köşen ilan edebilmekti tatil.

Şimdi sırası değil; o meseleyi aralıkta, şunu da eylülde düşünürüz, bakalım hele bir o günler gelsin de onu o zaman düşünürüz, deyip fikirlerini tek tek askıya alabilmekti tatil.

Maalesef bunların hiçbiri, haberlerde geçen tatil kelimesiyle uyuşmadı. Doğru bildiğimiz çoğu şey yine “altüst” oldu. Üstelik bebek olsak uyumak için sallanmak bir vesile olabilirdi de yetişkin olunca onca çözümsüzlükle zorla “uyutulmaya” çalışmak çok acı geldi.

Gamze Koç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir