BİR GÖNÜL AHENGİDİR EDEBİYAT

Bir harfti, sonra hece oldu; ardından kelimeleşti. Kelime olunca mana kazandı. Manaya dönüşünce gönül ona kapısını açtı ve “gel” dedi. O da gönül yolcusu oldu, gönülde yoğruldu, halden hale uçtu ve “kelime” asaletine kavuştu. Böylece gönül testinden geçti.

Edebiyat, gönül testinden geçen kelimelerin metin içindeki ahengidir. Notasız ses nasıl gürültü ise ve kulağı tırmalarsa, gönül kuyularında Yusuf’la tanışmamış kelimelerden de mânâ sarayı, edebiyat yapılamaz.

Yazmak önemli bir eylemdir; Allah kaleme yemin ediyor. Ne var ki her yazılan edebe bürünüp de edebiyat olmuyor, her mızrabın çıkardığı sesin musiki olmadığı gibi. Kelimeler iç dünyanızda kimi zaman meltemler, kimi de fırtınalar estiriyorsa, gönül deniziniz kabarıyor ve her kelime bir damla gibi anlam denizinize süzülüyorsa, orada bir edebiyat şöleni var demektir. Artık gönül kayığınızı suya indirebilirsiniz.

Harfler tek başına masumdur; onları edepli kullanırsanız, olması gereken yere

koyarsanız edebiyat yapmış olursunuz. Harfleri edepli kullanmaz da onlarla terör estirirseniz, ruh delici kelime ve cümlelerle, toplumu ifsat eden metinlerle edebiyat yapmış olmazsınız.

Evet, insanın kaderi gibi harflerin de kaderi vardır; kaderine uygun yerde kullanılan harf ışıldar ve insanı aydınlatır.

Sıradan bir kitapta bir harf olmakla, Kur’an-ı Kerim’de bir harf olmak arasında ne kadar büyük fark vardır? Birinde insani bir görüntü verir ve faniliği simgeler, diğerindeyse, Rabbani bir ağırlık ve asalet verir harfe. Kur’an’da harf olmak, bir biçimde ezeli ve ebedi şifrenin aynası olmak demektir. Kur’an okunurken bütün varlık âlemi, Kur’an sesinde kendi bestelerini bularak Mutlak Varlık’a secde eder.

Her insan bir harf değil midir? Şu dünya kitabının satırlarına konmuş bir harftir insan. Âdem’le başlayan harfler, insanlık kitabının oluşması için Muhammed’le (AS) bitmesi gerekiyordu. Âdem’den verilen insanlık cereyanı, harf harf (kandil kandil) her peygambere iletildi ve karanlık yok edilerek, insanlığa aydınlık bir dünya sunuldu. Her peygamber kitapta birer harf oldu; Hz. peygamber ise, harflerin kitabı oldu. Harfler O’nu görünce tutuştular ve sırlarını açığa çıkardılar. Artık bundan sonra sır O’ydu.

Firavun’lar, Nemrut’lar, Ebu Cehil’ler… Ne yaptılar? Gönülde test edilmemiş, iletken olmayan harfleri giyinerek onlar da insanlarla saf bağladılar. Onlar insanlık cereyanını geçirmiyordu. Ruhları, ilahi ışığı geçirecek iletkenlikte değildi. Bunun için onlar karanlığın simgesi oldular.

Edebiyat, harften harfe akım geçirme ve ruhları aydınlatma sanatıdır. O halde harflerden oluşan kelimelerin iletken olma zorunluluğu vardır. Ruhuyla tanışmamış kelime ışık geçirmez; bu nedenledir ki, bu kelimelerle de edebiyat yapılamaz.

Batı edebiyatı bir karanlıklar edebiyatıdır. Orda kelimeler gönülde değil, nefsin örsünde test edilir. Bunun içindir ki, söylemleri şehvete ve savaşa dönüktür. Orda bir trajedi kaçınılmazdır; çünkü trajedi, selamsız ve secdesiz kelimelerin çocuğudur. Promete’nin tanrılardan ışık çalarak insanlığa armağan edişine, tanrılar savaşla karşılık vermişlerdir. Bu nedenle Batı edebiyatı savaş, trajedi ve şehvet edebiyatıdır. Bizim sitemizde bu yoktur. Her insan selama ulaşmış bir harf, Hz. Peygamber, harflerin alfabesidir (Yaşayan Kur’an). Kur’an, Allah’ın kalemi ile bu alfabeden oluşan bir Kitap’tır. Böyle olduğu için bütün insanlığın kitabıdır. Batının alfabesi tamam olmadığından, onlardan bir insanlık kitabının çıkması mümkün değildir.

O, Mirac’a davet edilendir. Orda “ Gözü kaymayan”dır. Orda O’na, bütün harfleri insanlık cümlesine dönüştüren “ Namaz” hediye edilmiştir. Promete gibi tanrıların gazabına uğramamış, Allah’ın sonsuz rahmetine gark olmuş ve ümmetine de namaz (ebedi nur) armağanı ile dönmüştür.

Namaz, edebi ve ebedi bir metindir. Her mümin birer harf gibi saf saf namaza durur ve müminler, cemaat cümlesi oluştururlar. Bu cümleler Allah’a sunulan bir dilektir ki, içinde harf harf “eşref-i mahlûk” olan insan saklıdır. Renk renk ve boy boy cemaat cümleleri bir araya gelerek İslam Medeniyeti’ni meydana getirirler. Namazın olmadığı yerde İslam Medeniyeti’nden söz edilemez.

Harf harf namaza durmayan insanlardan oluşan insanlık kitabı ve bu kitabın her türlü açılımı olan düzenler, sistemler, ideolojiler karanlıktır, yol vurucudur. Güneş yok olduğunda, müminin kendisi nurlandığında safın dışında kalanlar bu karanlığı bizzat yaşayacaklardır.

Namaz nizamdır, nazımdır, insanlığın şiirsel duruşudur. Müslümanlık metni namaz cümlelerinden oluşur. Namaza duran insan kitaplaşır, Kur’an olur.

Dedik ki her insan bir harftir. Bu harflerin sıralanmasıyla insanlık kitabı oluşuyor. Her kitabın bir yazarı mutlaka vardır. İnsanlık kitabının yazarı kimdir? İşte o Allah’tır. İsteyen bu kitaba bir harf olur ve Kur’an olarak ortaya çıkar, isteyen de bu kitabın dışında kalarak arpa, buğday, saman olur.

Gönül testinden geçmemiş harflerden edebiyat metni çıkmaz. Ya, iman testinden geçmemiş insanlardan insanlık metni nasıl çıksın? Anlam ilişkisi olmayan milyonlarca harf bir araya gelse karmaşa oluşur; hiç kimse de böylesine bir karmaşayı okuyamaz. Fakat bir de şu üç harfe bakınız: AŞK! Anlam ilişkisi bulunan bu üç harf ise, dünya durdukça insanlığı sarsmaktadır.

İman, anlam ilişkisi olan insanları bir araya getirir ve bunlardan bir metin oluşur; işte bunun adına ümmet denir. Gerçek edebiyat, insanı yolda koymayan, onu sonsuza çıkaran kelimelerden meydana gelir. Ebediyete açılımı olmayan sözcüklerden edebiyat yapılamaz.

Edebiyat işte budur: Anlam ilişkisi bulunan harfleri yan yana dizerek insanlık yoluna ışık tutmaktır. Edebiyat, maya tutmuş harflerin kıyamıdır. Böyle olduğu için hep var olacaktır.

D.Ali TAŞÇI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir