DUYGULAR

“İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.
Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak bir şeyin,

Hepsi beklenmedik bir misafir.” der Mevlâna.

İnsan, duygularının etkisinde çok kalır. Her olay, yeni duyduğumuz bir haber, bize yapılan küçük bir jest nasıl değiştirir duygularımızı aniden. Bazen çok huzurlu ve mutlu bir güne uyanırız. Dünyaları içine alacak kadar büyüktür yüreğimiz. Herkesi sever, her kuşun ötüşünü zevkle dinleriz. Çiçeklerle konuşuruz çoğu zaman. Rengârenk açışları bizi bizden alır.

Dünya göğsümüzde sarmalanmışken aniden üzücü bir haber alırız ve küçülür, küçülür, minnacık kalır az önce koskocaman olan kalbimiz. Kendimizi bile sığdıramaz oluruz içine. Mekânlar daralır. Nefes almaya yer kalmaz. Sıkışır adeta her soluk alışta ciğerlerimiz, boşluk kalmamışçasına. Az önce dağları taşıyacak güçteki kollar düşüverir iki yana, sönmüş bir balon buruşukluğuyla. Omuzlarımıza binen yüzlerce kilo. Az önce taşıyacak güçte olduğumuz dağlar şimdi sanki omuzlarımızdadır. Çöker kalırız boş bir koltuğa.

Duygular, bedendeki motora güç veren yakıttır. Bir bunalım, bir zalimlik bozuk yakıt gibi bozar motoru, iş yapamaz hale getirir. Bu, değişen duyguların eseridir. Ve tam da bu durumdayken bir telefon çalar. O boş koltukta yığılan beden, bir tuşa basıp konuşmaktan acizken. “Alo” sesiyle karşına çıkan can dost, en sevdiğin sana gelmek üzeredir az sonra. İçindeki huzursuzluğu anlamıştır adeta. Heyecanlanırsın, nefes alışın etkilenir. Artık ciğerlerin daha genişlemiştir, yüreğinde yer açılmıştır can dostuna. Koltuktan kalkıp toparlamaya başlarsın göze çarpan döküntüleri. Neredeyse gelecek. Acaba önce çay mı ikram etsem yoksa kahve mi? Boğazın bir lokma geçmesine izin vermezken az önce, çayın yanında ikramını hazırlarsın hevesle. Dostun kapıyı çalar, göğsün heyecanla dolar. Bir sarılma dağıtır bulutları, sohbet eşliğinde yudumlarken çayları. Sohbet koyudur, çay demli, yanında hazırlanan ikramlar lezzetli.

Bir dostla çabuk akan zaman gibi, beklenmedik misafirle de zaman geçici.

Mevlâna devamında der ki:

“Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Tüm mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.
Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.
Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.”

Ne güzel söylemiş. Vazifelidir her biri, kader planında bize verilen hediyedir. Her kapıyı çalan, tekâmülümüz için gerekli olandır. Ya talep etmişizdir farkında olmadan ya da kemale erme yolculuğunda bize sunulan bir basamaktır yaşanan. Gelen misafiri alırız evimize sorgulamadan. Bazısı neşe katar, bazısı kasvet. Ev sahibiysen, hizmette kusur etmeden memnun etmektedir gayret. Bilirsin ki gidicidir. Gece yatısına kalsa da elbet evine dönecektir. Birkaç gün veya birkaç ay sana zahmettir. Talan etse de evini bu durum, telafi edilecektir. Geçici olduğunun idrakindeysen, sabır devreye girer ve neticede güzeldir beklenen günler. Duadır dilimizde:

“Rabbim, görmem gerekeni göster, duymam gerekeni duyur, anlamam gerekeni anlamamı sağla. Bu durum boşuna yaşanmamıştır. Amenna!”

Ve Mevlâna;

“Minnettar ol, her gelene kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz olarak gönderildi.”
Der, şiirinin bitiminde.

“Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler!” derken yüreğimiz yeniden genişler. Duygular değişir, düşünceler değişir bakış açımız değişirse.
“Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen, hayatından lezzet alır”
Bediüzzaman’ın bu sözü üzerine söylenecek söz kalmadı. Çünkü içinde deryalar saklı. Hayat seçimlerden ibaret. O deryada yüzmek, hayatı güzelleştirmek bizim seçimimiz. Misafiri en güzel şekilde buyur etmek, vazifesini yapmasına izin vermek de.

Seçimlerini doğru yapan ve hayata değer katanların bilgeliğiyle tekâmül yolculuğumuzu tamamlayalım. Kemale erme noktasında buluşalım.

Zehra Burçak

Zehra Burcak

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir