Bu kasabada kolay kolay kar yağmazdı fakat kışın şiddetli poyraz eser, kuru soğuk ortalığı adeta kavururdu. Sabahın ayazında okula giden çocuklar rüzgârla mücadele ederek ilerlerlerdi. Üç tarafı denizle çevrili bir yarımada olduğundan yazları sıcak, kışları ise soğuk ve yağışlı bir iklime sahipti ve yaz kış oldukça nemli bir havası vardı. Yazın en sıcak günlerinde nereden çıktığı belli olmayan bir lodos rüzgârı başlar, hafif olan her şeyi uçururdu. Sersemletici bir rüzgârdı. Sıcacık havada her yer toz içinde kalırdı. Hanımların etekleri havalanır, çocukların oyuncakları uçar, tellerdeki çamaşırlar karma karışık olurdu. Gene de burası tercih edilen bir yerdi çünkü denizi şahaneydi.
Çocuklar işin oyun, eğlence kısmıyla ilgiliydiler. Kış gelse de kar yağsa diye dört gözle beklerlerdi. Çünkü kar beraberinde yeni ve değişik oyunları da getirirdi. Her zaman oynadıkları körebe, saklambaç, ip atlama, yakar top, kovalamaca türü oyunlardan sıkılırlar, yeni heyecanlar ararlardı.
Kışın ortalarında bekledikleri kar nihayet teşrif etti. Bir sabah uyanıp her yerin bembeyaz olduğunu gören anneler beklemeksizin çocuklarına bu müjdeyi verdiler. Nasıl vermesinler, çocukları hemen her gün kar yağdığında neler yapacaklarının hayalini kuruyor, heyecanla onlara anlatıyorlardı. Çocuklar gözlerini ovuşturarak yataktan fırlayıp pencereye koşuyor, sevinçten bayram ediyor, karın uzun süre yağarak tutması için dualar ediyorlardı.
– Ahmet, sana bir müjdem var!
– Anne ya, niye beni uyandırıyorsun? Ne güzel uyuyordum.
– Hadi kalk, bak hoşuna gidecek bir şey göstereceğim sana.
– Yaaa, bırak da uyuyayım anne!
– Peki, kar yağdığını söylesem…
– Ne, kar mı?
Az önce uyumak isteyen Ahmet birdenbire bir süvari gibi ileri atılmıştı. Cama koşup dışarısının beyaz elbiseler giydiğini görünce çığlık çığlığa bağırdı:
– Kar yağıyor, kar yağıyor!
Bir yandan ellerini çırparak zıplıyor, bir yandan da bağırmaya devam ediyordu:
– Kar yayıyor, kar yağıyor!..
Bir başka evde yine buna benzer diyaloglar duyuldu:
– Nursel, sen istersen bugün okula gitme. Uyu evde.
– Neden, bugün misafir mi gelecek sana?
– Hayır! Hava çok soğuk, belki üşürsün.
– Gitmem lazım, ödevimi öğretmenime teslim edeceğim. Hem arkadaşlarım olmayınca sıkılıyorum.
– İyi öyleyse. Bak bakalım dışarıda yağmur yağıyor mu? Ona göre giyinirsin.
– Anneee, kar yağmış, kar yağmış!
Kızının sevinçle zıpladığını gören annesi mutlulukla ona sarıldı. Çocukları mutlu görmek çok güzel, diye düşündü. Keşke her gün kar yağsa da mutlu olsalar…
Her evde buna benzer manzaralar yaşandı.
Çocukların duaları kabul oldu. Kar, üç gün üst üste yağdı. Öğleden sonra bir ara durup sakinleşen havanın etkisiyle yollardaki kar eriyecek gibi oldu, sonra yeniden yağdı ve biriken karın erimesine imkân vermedi. Artık toprak görünmez oldu, kenarlarda minik tepecikler oluştu. Basınca ses çıkmıyor fakat ayaklar bu yumuşak pamuk yığınının içine gömülüyordu. Çocukların keyfini arttıran bir eylemdi bu. Ayrıca bu tepeciklere yatarak vücudun kalıbını çıkarmaya, fotoğraf çektirmek diyordu çocuklar. Kar yağdığı müddetçe bol bol fotoğraf çektirdiler. Poz vermeye doyamadılar. Sırt üstü kendilerini yere atıyorlar, iki kişinin yardımıyla ayağa kalkıp yerdeki kalıplarına bakıyor, eğleniyorlardı.
Yağışın üstüne gelen soğuğun da şiddetiyle bazı yerler buzlandı. Bu buzlanan yerler Hatice ve arkadaşları için yeni oyun alanı oldu. Hemen yeni bir oyuna başladılar: Kızak kaymaca. Bu karda ve yer yer buzlanmış yollarda oynanacak en iyi oyun buydu. Hemen oyun malzemelerini tedarik ettiler. Bazıları bir tahta parçasının üstünde kaydı, bazısı evden getirdiği leğende. Kimi büyük bir poşetin üstüne oturdu, kimi de çizmeleriyle buzları yara yara kaydı. Onlar kaydıkça buz daha da kayganlaştı. Çocukların neşesine diyecek yoktu. Sevincin, neşenin bini bir paraydı. Doyasıya kaydılar, kaydılar, kaydılar.
Hatice, tahtaya gerek duymadan kayıyordu. Çizmelerinin altı köseleydi ve çok iyi kaydığı için en hızlı kayan da oydu.
– Çekilin önümden, ben geliyorum.
– Gel hadi, arkadan da ben kayacağım.
– Leğenim acayip kayıyor, gördünüz mü?
– Biraz sonra görürüz.
– Hatice, senin çizmeler tam da bu havalar içinmiş. Valla ben de senin gibi kaymak isterdim.
– Ha ha ha, jet hızıyla kayıyorum değil mi? Çekilin önümden, size çarpmayayım.
Yokuştan aşağı kayıyor, sonra buzlanmanın olmadığı yerden koşarak yukarı çıkıyor, yine kayıyordu. Uzun süre böyle neşeyle kaydı. Çok mutluydu. Deli gibi koşuyor, koşuyordu. Yorulmak nedir bilmiyor, bu güzel günün tadını alabildiğine çıkarıyordu. Daha ne kadar kaydı böyle, bilinmez. Sonra gözlerinde bir kararma oldu, görüntüde de kopukluk. Kendine geldiğinde bir kenarda oturuyordu, kolu da şiddetli ağrıyordu.
– Çok korkuttun bizi. İyi misin?
– İyiyim. Ne oldu bana?
– Düştün, hatırlamıyor musun?
– Yo, hiç hatırlamıyorum. Kolum çok acıyor. Kımıldatamıyorum.
– Öyle güzel kayıyordun ki. Birden dengeni kaybettin. Tutamadık seni, düştün.
– Eve gitmem lazım. Annemler çok kızacak bana. Kolum kırılmamış olsa bari.
Ağlamamak için zor tutuyordu kendini. Arkadaşları ayağa kalkmasına yardım ettiler. Kolunda saatinin olmadığını fark etti. Saati bulup getirdiler, düşmenin şiddetiyle deri kayışı kopmuştu. Cebine koydu saatini. Nasıl düştüğünü hiç hatırlayamadı. Arkadaşları anlattılar. Kayarken dengesini kaybederek kolunun üstüne düşmüştü ve acının şiddetiyle bayılmıştı. Sonradan sol kolunun bilek kemiğinden çıktığını Çıkıkçı Hüseyin Amca’dan öğrenecekti.
Kasabanın pazarı Salı günü kurulurdu. Civar köylerden insanlar özellikle bu günlerde kasabaya gelir ve ihtiyacı olan malzemeleri alırlardı. Sebzeden bakliyata, hayvan yeminden kılık kıyafete kadar her ihtiyacını karşılardı kasabaya gelen. Kimini pazardan, kimini çarşıdan. Kırık çıkık olması durumunda Hüseyin Amca’ya ulaşmak da ancak Salı günleri mümkündü. Merkezde bir hamam vardı. Çıkıkçı Hüseyin her Salı o hamamda bekler, kırık çıkık rahatsızlıklarını oranın girişinde bir odada tedavi eder, insanları eskisi kadar sağlam hale getirirdi. Ameliyata gerek duyulmazdı ya da gerek olduğunu hasta dışında kimse bilmezdi.
Hatice’nin kolunu görmek için onların dükkânına geldi Hüseyin Amca. İri yarı, kasketli, yaşlı bir adamdı. Kocaman ellerinin dolma gibi parmaklarından beklenmeyen bir hassasiyetle bileği muayene etti ve kırık olmadığını, sadece çıkık olduğunu söyledi. İhtiyacı olan zeytinyağı ve bir miktar sargı bezini hazırladı ve Hatice’nin bileğini ovmaya başladı. Canı yanıyordu Hatice’nin, hem de çok. O tombul parmaklar zeytinyağına bulanıyor, çıkık olan bölgeyi yumuşatmak ister gibi, ısıtmak ister gibi ovalıyordu. Bu işlem hiç bitmeyecek gibi geldi Hatice’ye. O tam böyle düşünürken Çıkıkçı bilek bölgesini ‘tık’ diye yerine oturttu. Bilek yerine oturur oturmaz da kolundaki ağrının neredeyse tamamen geçtiğini fark etti Hatice. Şimdi sadece ovulan yerleri sızlıyordu, o kadar. Bileği sarıp kolu da askıya aldığında Çıkıkçı’nın işi bitmişti.
– Askıyı bir hafta boyunca çıkarmak yok, kolunu da zorlamayacaksın. Neyse ki sol kolun çıkmış. Yemeğini yer, derslerini yapabilirsin. Dikkat et kendine, dedi ve gitti Hüseyin Amca. Annesi, babası ve Hatice rahat bir nefes aldılar. Annesi:
– Hadi bakalım, doğru eve! Sen sokakta kalıp oynamak istersin ama birkaç gün sabretmen gerekecek, dedi. Annesi haklıydı. Omzunda sargıyla oyun oynaması pek mantıklı olmazdı. Tekrar düşebilir, yine incinebilirdi. Karlar erimemişti henüz.
Hatice, bir hafta kolu sarılı gezdi. Arkadaşları ona geçmiş olsun diyor, şefkat dolu bakışlarla bir an önce iyileşmesini diliyorlardı. Oyunların sensiz tadı yok, diyorlardı. Bu ilgi ve alaka onu çok mutlu ediyordu. Sevilmek ve özlenmek, hele oyunların aranılan kişisi olmak çok güzeldi. Bileği çıkmasa, bu kadar sevildiğini anlayamayacaktı belki de.
Neyse ki bu sadece bir çıkıktı ve çabucak iyileşti. Hatice, kolunun kırılmadığına binlerce defa şükretti. Kar her yağdığında da bu olayı hatırladı.
Nurhayat Örencik
- UMURUMDA DEĞİL - 17.12.2025
- ETLİ PİLAV - 11.04.2025
- KAHVE - 16.02.2025
- TEBRİK KARTLARI - 20.01.2025
- BİLMECE - 15.01.2025
- SAKLAMAK - 20.05.2024
- SEN SUS KALBİN KONUŞSUN - 03.02.2024
- MÜTEKABİLİYET - 30.12.2023
- DİKEN-3 - 18.12.2023
- DİKEN-2 - 06.12.2023
- DİKEN - 30.11.2023
- ÇİÇEK - 02.11.2023
- TÖRE - 04.10.2023
- BATTANİYE SICAKLIĞI - 25.09.2023
- ZIR DELİ - 12.06.2023
