SAHAF TURAN TÜRKMENOĞLU: “YENİDEN KEŞFEDİLDİK”

Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya, eski kitaplar ve sahaflar hakkında çok güzel bir rubai yazmıştır. Şairimizin Rubaiyat-ı Arif isimli eserinde yer alan “Eski Kitaplar” adlı bu dörtlüğünü okuyalım: “Yıllarca ya rahleler, ya raflar yerimiz… / Derken, bakarız: kuytu taraflar yerimiz… / Bir gün, yola çıkmış buluruz kendimizi: / Bir gün, yeniden, olur Sahaflar, yerimiz!”

Sahaflık mesleği altın çağını Türkiye’de yaşamıştır. Geçmişten bu yana en meşhur ve iyi sahaflar bizde yetişmiştir. Osmanlı’da temeli atılan bu mesleği bugün büyük bir aşkla devam ettiren seçkin sahaflarımız vardır. Onlardan biri de dört nesil sahaflık mesleği içinde olan Turan M. Türkmenoğlu. Kendisi ile yeni çıkan Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim eseri hakkında mülakat yaptık.

 

Turan Bey, uzun yıllardan beri hazırlığını yaptığınız Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim isimli hatıratınız büyük ilgi gördü. Eserin gördüğü bu alaka konusunda neler söylemek istersiniz?

Kitabımın kısa zamanda tükenmesi tabii ki, onur ve gurur verici. Emeğinizin zayi olmadığını görmek ayrıca memnun ediyor. Ne kadar veciz söylenmiş: “Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir.” Memnun edici bir başka husus da gençlerin “sosyal medyadan ve dijital dünyadan” ayrılıp kitap okumadığı ön yargısıyla haksızlık yapıldığını, genç kuşağın Sahaflar Çarşısı’na karşı ilgisiz olmadığını görmüş olduk. Biz de Sahaflar Çarşısı esnafı olarak gençlerimizin buraya daha sık gelmesini hatta sahiplenmesini sağlamamız gerektiğini görmüş olduk.

 

Siz üç kuşak sahaf ailesinin üçüncü temsilcisiniz. Oğlunuz Burak da dördüncü temsilcisi. İnşallah torununuz da beşinci temsilci olarak bu güzel mesleği devam ettirir. Dededen, babadan meslekle ilgili gördüklerinizi özlü biçimde ifade etmek isterseniz neler söylemek istersiniz?

Bize büyüklerimiz Sahaflığın peygamber mesleği olduğunu söylerlerken şöyle açıklarlardı: Suhuf sahife’nin cem’idir yani çoğulu. Mushaf-ı şerif sahife sahife nüzul etmiş, bu sahifeler toplanıp derlendikten sonra kitap hâline gelmiştir. Bizden önceki ustalarımız sipariş edilen kitapları istinsah kâtiplerine (müstensih) yazdırdıktan sonra onları bir araya getirerek mücellide verip ciltlendikten sonra ehline teslim ederlerdi. Biz de bu gün dağınık ya da eksik matbu kitapları toparlayıp tamamlayıp okuyucusuna sunuyor ya da bekliyoruz. Harf inkılâbından önce sadece eksik kitap alıp satan bir iki sahaf vardı bunlara parçacı derlerdi. Alırken de satarken de insaflı olmamızı ihtiyaç sahibinin zaafından istifade etmemek gerektiğini öğrettiler. Dede mesleğini ben ve oğlum severek yapıyor bayrak yarışı gibi görüyoruz ancak hızla değişen dünyamızda torunum bu mesleği seçer mi bilemiyorum belki o günkü şartlara göre kültür dünyasında yerini alır.

 

Daha önce sahaflık ve sahaflar çarşısı hakkında başka kitaplar da yayımlandı. Ama sanırım en çok ilgi gören sizin eseriniz oldu? Bunu neye bağlıyorsunuz? Eserin tamamen hatıralardan meydana gelmesi bu rağbete vesile olabilir mi?

İsmail Erünsal’ın kitaplarını ayrı tutmak gerek, onlar akademik araştırmaların sonucu meydana gelen eserler. Ben yüz yıllık bir hafızanın 60 yılını dolu dolu yaşamış biri olarak Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nın son yüz yılını anlatmaya çalıştım. Diğer yayınlar da tabii ki çok kıymetli, tabir yerinde olursa burada doğup büyüyen ve dahi yaşlanan kimsenin kaleminden çıkmış olması ile birlikte ilk ve tek olması önemli kıldı.

 

Sahaflık Türkiye genelinde yaygınlaştı ama daha ziyade İstanbul merkezli. İstanbul’da çarşı biliniyordu ilkin. Sonra Kadıköy ve Beyoğlu da bu konuda öne çıktı. Sahaflığın daha da gelişmesi, yaygınlaşması gerektiğine inanıyor musunuz? Gerek İstanbul’da gerekse Türkiye’deki diğer şehirlerimizde?

Osmanlı İmparatorluğunda payitaht neresi olmuşsa (Bursa, Edirne, İstanbul) orada mutlaka Sahaflar Çarşısı kurulmuştur. Sahaflığın yaşaması için o belde de üniversite ve bürokrasi olması elzemdir. Sahafları olmayan üniversite beldelerinin de bir ayağı eksik kalmış demektir. Bu iddiamı rahmetli Seyfettin Özege’den bir anekdotla pekiştirmek isterim. “Efendim bu kitapları Erzurum’da kurulan bir üniversiteye göndereceğinizi söylüyorsunuz, burada bir üniversiteye bağışlasanız sizin kontrolünüzde olur ve taşınması da kolay olmaz mı?” diye sormuştum. Rahmetli büyüğümüz tebessüm ederek, “Öğrenciler ve hocaları bu kitaplara nasıl ulaşabilirler. Orada Sahaflar Çarşısı yok ki.” demişti. Sahafla eski kitap satanı karıştırmamak gerek, zira sahaflık babadan oğula ustadan çırağa devir olan ihtisas isteyen bir meslektir. Bu işin kültürünü, geleneğini bilmeyene sahaf demek zordur. Tekrar ettiğim bir sözü burada da zikretmek isterim: Ustası olmayan usta olamaz.

 

Bugün Sahaflar Çarşısı ile özdeşleştiniz. Genç sahaflar, sizden istifade ediyor mu, gelip istişare ediyor mu, yoksa genç sahaflarımız biraz daha başına buyruk mu? Bu hayırlı mesleğin en sağlıklı biçimde devam etmesi için neler yapılabilir? Mesela bunun okulu, kursu, eğitimi verilebilir mi?

Beyoğlu, Üsküdar ve Kadıköy’de bu mesleği aşkla yapan meslektaşlarımı gördükçe Sahaflığın yaşayacağına dair umutlarım artıyor. Ne var ki bizler kültür sanat hizmeti ifa etmemize rağmen ne yerel yönetimlerden ne de merkezi yönetimden hiçbir destek görmüyoruz. Konuyu açacak olursam: kira ve vergi indirimleri yanında tahsisli kâğıt ile desteklenerek Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi yayıncılık da yapabiliriz. Üniversiteler ve yeni kurulan kütüphaneler için sahaflardan toplu alımların yapılmasıyla esnaf desteklenirken nadide kitaplar ve benzeri evrak koruma altına alınabilir.

 

Sahaflığın en heyecanlı safhası sanırım evlerde veya işyerlerinde bakılacak toplu kitaplar. Bunu çok yaşamışsınızdır. Genelde çok fazla sayıda kitabı incelerken neler düşünürsünüz? Hangi duygulara kapılırsınız? Mesela şöyle düşündüğünüz oldu mu: “Keşke bu yazarın veya bilginin bütün kitaplarını Kültür ve Turizm Bakanlığı veya bir belediye alsa da adına bir kütüphane kurulsa, halkımızın, gençliğimizin istifadesine sunulsa…” Çünkü bazen çok meşhur âlimlerin, ediplerin, şairlerin, sanatkârların kütüphaneleri de dağılabiliyor. Bu da aslında bir millî kayıp. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evlerden kitap almanın iki veçhesi vardır. 1. Yıllarca dişinden tırnağından ayırarak topladığı paralarla aldığı kitapları kendisinden ya da varisinden almak hüzün vericidir. Rahmetli ben öldükten sonra bunları ucuza vermeyin diye tembih etmişse varisleri çok büyük paralar umarlar. Belki de rahmetli kitapları eve rahat getirebilmek için masum yalanlar söylemişti. Bu evden kitap almak çok müşkül olur. 2. Çok özel bir kütüphane için davet edilmiş nadide kitaplar elinizden geçiyor aman ne saadet. Bir sahafın bundan daha mutlu bir anı var mıdır? Yeri gelmişken şu örneği verebilirim: Büyük babama gazeteci soruyor: “Elinizden geçmeyen kitap olmuş mudur?” “Olmaz mı?” “Peki ilk defa bir kitabı gördüğünüz zaman ne hissedersiniz?” “Üç kızım bir oğlum var, yeni bir erkek evladım olmuş gibi sevinirim.” der.

 

Bir yazımda sahaflığın sıradan bir meslek değil akademik bir eğitim merkezi olduğunu söyledim. Her sahaf dükkânı âdeta bir fakülte ve buradaki sahaflar öğretim üyeleri gibi. Hatıralarınızı okurken buna bir kere daha inandım. Hakikaten ilim dünyası üniversitelerin yanı sıra biraz da sahaf dükkânlarında tekâmül ediyor. Ahmed Güner Sayar Sahaf Raif Yelkenci kitabında bu merhum sahafımız ile Mehmet Fuad Köprülü’nün Yûnus Emre hakkında tartıştıklarını ve sonuçta Raif Yelkenci’nin haklı çıktığını söylüyor. Bu şüphesiz çok önemli bir tespit. Ben gerçek sahafları sadece kitap satıcıları olarak görmüyor, birer ilim, fikir, sanat ve kültür adamı olarak da değerlendiriyorum. Ne dersiniz?

Sahaflık ihtisas isteyen bir meslek dalıdır. Sahaf müşterisinin zamanı çok kıymetlidir. Muhatabı olan “sahaf”dan umduğunu bulamaz amiyane tabirle “hafif” gelirse onu pek ciddiye almaz. O dükkândan alacağı kitap ve tanıyabileceği yeni kitap muhiplerinin olmayacağına hükmederek pek uğramaz. Onun düşündüğü gerçek sahafın dükkânında ya yeni kitaplar bulur ya da yeni dostlar edinir. İşte sahaf bu müşterilerini ağırlayabilme birikimine ve donanımına sahip olmalıdır.

 

Sahaflar’da ‘büyük, ulu, tecrübeli ve kıdemli’ anlamında bir ‘şeyh’ unvanı vardır. Yanılmıyorsam son ‘Sahaflar Şeyhi’ Muzaffer Ozak Efendi idi. Sizin de çok sevdiğiniz, çocukluğunuzda ve gençliğinizde hürmet ettiğiniz bu zatın ardından başka bir sahaflar şeyhi ilan edildi mi? Bu geleneği yaşatmak gerekmez mi?

Ahi teşkilatında olduğu gibi kıdem ve tecrübeye göre usta seçilecek olsaydı rahmetli Hacı Muzaffer Ozak Sahaflar Şeyhi idi. Kendisi Cerrahi Tarikatının Şeyhi olduğu için çarşıda ve tanıyanları Şeyh olarak anarlardı. Bu gelenek sürseydi kıdem ve birikim olarak 13 Mayıs 2023 Cumartesi günü vefat eden İbrahim Manav’a sıra gelmiş olurdu. Daha sonra da fakir Sahaflar Şeyhi olma şan ve şerefine nail olmuştu.

 

Sanıyorum sahaf müdavimler ile sahaflar arasında sıkı bir dostluk, yakınlık kuruluyor. Sizin de böyle çok dostunuz var. Bu dostluklar nasıl kurulabiliyor ve kalıcı hâle gelebiliyor?

Sahafın sattığı kitaplar yani çeşitleri onun dünya görüşünü ve ilgi alanını yansıtır. Müdavimlerde bu paralellik yakalanırsa zamanla duygudaşlık doğar. Sizin en yakın dostunuz, sırdaşınız olur. Gün gelir içini size döker bir nevi terapi olur, gün gelir yapacağı bir alış veriş için sizin fikrinize baş vurur. Mahremini size anlatır. Tabii bu dostluğun temelleri çok eskiye dayanır.

 

Eserinizde çok kıymetli sahaflardan bahsediyorsunuz? Sanırım pek çok sahaf tanıdığınız var ama ilk beş on ismi sıralamanızı istesem kimleri zikredersiniz? Dünden bugüne ilk on sahaf?

Büyükbabam Mustafa M. Türkmenoğlu, Babam Adnan T. Türkmenoğlu’ndan başlayarak şöyle sıralaya bilirim: İsmail Dilmen [Küçük İsmail ya da Acem İsmail diye anılırdı] Nizamettin Aktuç, Raif Yelkenci, Hacı Muzaffer Ozak, Necati Alpas, Arslan Kaynardağ, İsmail Akçay, İbrahim Manav. Yukarıda isimlerini rahmetle andığım büyüklerimizi tanımakla kalmadım hepsinden bir şeyler öğrendim.

 

Eserinizde bir husus dikkatimi çekti. Üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki hocaların adı pek anılmıyor. Acaba çarşıya gelmiyorlar mıydı, yoksa hocalar farklı sahaflara mı uğruyorlardı? Çünkü daha ilk sınıflarda bize sahaflara gitme alışkanlığını kazandıranlar fakültedeki hocalarımızdı. Türkoloji bölümünden kimler gelir, kitap sorar, alırdı?

Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim isimli hatıratımda üniversite muhitiyle ilgili anılarımı ayrı tutmaya çalıştım. Kitabın devamı niteliğinde olacak yeni çalışmamda sadece Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü değil diğer bölümlerden de tanıdığımız, öğrenciliğini bildiğimiz hocalarla da ilgili anılar olacak.

 

Son yıllarda bazı belediyeler düzenledikleri kitap fuarlarında sahaflara da yer vermeye başladılar. Toplumda da sahaflık mesleği biraz daha ilgi görmeye başladı. Filmlerde, dizilerde artık sahaflar da yer alıyor. Sahaflık mesleğine itibarın bugün gereken seviyede olduğu söylenebilir mi?

Yeniden keşfedildik diyebilirim. Ulaşım kolaylaştıkça aileler çocuklarıyla birlikte çarşımızı görmeye/gezmeye geliyorlar. Bu sevindirici tabii. Beyazıt Meydanı düzenlenmeden önce şiirlere hikâyelere konu olmuş bir ‘Çınaraltı’ vardı. Üniversitedeki Hocalar burada toplanırlar sohbetler ederlerdi. Öğrencileri onlara yakın masalarda yer bulup uzaktan dinlemeye çalışırlardı. Alış verişten dönen vatandaşın soluk alacağı bir yerdi Çınaraltı. Bugün ruhsuz/kimliksiz bir meydan olarak gözü tırmalıyor. Motorcuların park yeri hâline geldi. Küllük ve Çınaraltı ihya edilmeli, cazibe merkezi hâline getirilmelidir. Ben 1974 yılında tabelama SAHAF diye yazdığımda eski kitap satan hiçbir kitapçının tabelasında bu ibare yoktu. Maşallah şimdi fotoroman satan da kendisini ‘Sahaf’ olarak takdim ediyor. Bu kadar sitem etmeye hakkım var sanıyorum.

 

Sahafların elinden eski ve yeni binlerce kitap geçiyor. Şöyle düşünüyorum. Bir sahaf gerektiğinde fikirleriyle yayın dünyasına da katkıda bulunabilir, bazı yayıncılarla görüşüp elindeki nadir eserleri gösterebilir. Yazma eserler veya bugün piyasada bulunmayan eski fakat kıymetli kitapların yeniden yayımlanması için teşebbüste bulunabiliri. Bu tarz faaliyetler oluyor mu? Yani sahaflar yayıncılarla bu anlamda görüşüyor mu, sizin bu tarz girişimleriniz oldu sanırım. Anlatır mısınız?

On sekiz kitaba imza attım. Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim isimli hatıratım ve Sudaki Nakış Ebru kitabımı ayrı tutarsak yeni harflere çevirdiğim 16 kitap ihtiyaç duyulan eserlerdi. Sahaf piyasada hangi kitaba ihtiyaç vardır bunları gayet iyi gözlemler. Birçok yayıncı zaman zaman gelip fikir alırlar bazıları sık sık gelip giderek piyasa hakkında fikir sahibi olarak eski kitapları yeniden yayımlarlar.

 

Görebildiğim kadarıyla siz objektif bir bakış açısına sahipsiniz ve sahaflık mesleğine bir Türkiye değeri ve zenginliği olarak bakıyorsunuz. Ama bazı sahaflar da gördük ki, neredeyse bir militan gibi duruyor. Katı ve çok keskin bir ideolojik anlayışa sahip. Şüphesiz bu çeşit esnaf mesleğe zarar veriyordur. Bu konuda konuşmak ister misiniz? Bir sahaf hangi kriterlere sahip olmalıdır? Bakış açısı nasıl olmalıdır?

Yine başa dönüyorum; ustası olmayan usta olamaz. Çıraklık yapmadan usta olunmaz. “Sahaf” olmak için okuryazar olmak yeter zanneden al satıcılar, kendilerine bir statü olarak gördükleri sahaf ibaresini kartvizitlerine yazdıkları zaman oldum sanıyorlar. Bu ıstırabımı Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim isimli hatıratımda dile getirdiğim için tekrara düşmek istemem.

 

Hatıralarınızda yazmakta olduğunuz yeni eserlerden de bahsediyor ve okuyuculara müjdeyi veriyorsunuz? Şu anda tezgâhınızda hangi eser/eserler var? Kısmetse bunu/bunları ne zaman okuyabileceğiz?

Kitabı okuyanlar abi-amca-hocam diye söze başladıktan sonra birçok şeyin ipucunu vermişsiniz tadımlık olmuş devamını bekliyoruz diyorlar. Elimdeki notları belgeleri dosyaları elden geçirmeye başladım. Yazılacak çok şey var ama kimi ilgilendirir diye yazmamışım. Bir bölümü var ki sahaf müdavimleri bir araya geldiklerinde ballandıra ballandıra anlatıp tartışıyorlar iş yazmaya gelince çekimser kalıyorlar. Bu dinlediklerimden aldığım notlar var birkaç dev isim hakkında dinlediklerimi yazayım mı yazmayayım mı diye tereddütlerim var. “Yazmadıklarım ve yazamadıklarım” başlıklı bir dosyam var yazamadıklarımı güvendiğim birine bırakmayı düşünüyorum. 30-40 yıl sonra yayımlanabilir. Bazı bildiklerimi de kitabımın ön sözünde belirttiğim gibi üzerindeki örtüyü hiç kaldırmayacağım.

Mehmet Nuri Yardım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir