Azerbaycan’da 7’den 70’e herkesin ağzında “İki devlet bir millet” sözünün yuva yaptığı bilinir. Bunun sözde değil özde olduğunu yürekten hissettiğimiz kıymetli anlar yaşadık Bakü ve Şeki programlarımızda. Benim orada bulunmam nasip kelimesinin özeti diyebilirim.
Hayale Zerrabgızı, Azerbaycan Akademisi’nde en genç bilim adamı ünvanını almış, oldukça çalışkan, Türk Edebiyatına da hâkim bir kardeşimiz. Türk Edebiyatı dergisinde bir yazım üzerine benimle bağlantı kurması ile başladı dostluğumuz. Benimle tanış olduğunda Bakü Üniversitesi’nde görev yapıyordu, şimdi ise parlamentoda görev yapıyor özveriyle. İki ülke arasındaki yazılarımız, mektuplaşmalarımız bir projeye dönüştü. Azerbaycan’da benimle ilgili pek çok yazı yer aldı. Parlamento üyesi Ganire Paşhayeva’nın da desteklediği bir projeydi. Gel gör ki Ganire Paşhayeva’nın ölümü bizleri kabuğumuza çekti. Bir yas sürecimiz oldu.
Cavanşir Feyziyov – Hayale Zerrabgızı
Geç de olsa Azerbaycan Parlamento üyesi milletvekili Cavanşir Feyziyov’un daveti ile 22 Haziran’da şairin doğduğu şehir olan Şeki’deki Bahtiyar Vahapzede’nin 100. Yıl Anma Programı için davet edildik kıymetli yazar Selvigül Şahin ile. Uluslararası düzeyde kapsamlı bir kongrede yer almanın mutluluğunu yaşadık.
Soykırımlar devam ederken, İran-İsrail Savaşı’nın gölgesinde bir yanımız huzursuz olsa bile kardeş ülkeye gidecek olmanın heyecanı içindeydik. Hazar Denizi’nin ışıltısını, yatay mimarinin çokluğunu görerek indik Bakü’ye. Hayale kardeşimle sarılmamız iki devlet bir milletin sarılmasının timsaliydi. Asıl vesile kongre olmasına rağmen gitmişken birçok programa iştirak ettik. Tv programları, röportajlar, Vagif Aslan için düzenlenen 75. Yıl etkinliği, büyükelçimiz Prof. Dr. Birol Akgün ile görüşme, bizim için düzenlenen karşılama programları…
Büyükelçimiz Prof.Dr. Birol Akgün ziyaretimizden bir kare
Benim için zor zamanda konuşan, ateşten gömleği giyen sanatçı gerçek sanatçıdır. Bahtiyar Vahapzade, Sovyet rejiminin baskılamalarına söyledikleriyle yazdıklarıyla direnmiş, milletinin sesi olmuş bir vatan şairidir. İstiklal Madalyası da almıştır. Sadece kendi halkının değil tüm Türk halklarının vicdanıdır, sesidir Vahapzade. Mehmet Akif Ersoy’u, Mehmet Emin Yurdakul’u da pek severmiş. Benzer yönleri de vardır. Bir edebiyat öğretmeni olarak Kırgız edebiyatından nasıl ki Cengiz Aytmatov’u anlatıyorsam Azerbaycan edebiyatından da Bahtiyar Vahapzade’yi anlatmışımdır. Bunlar hepimizin ortak mirasıdır. Vahapzade “Ana Dilim” şiirinde “Ana dilim, ana dilim/ Birinci varım menim” der. O, Sovyet rejimi altında Türkçe’nin baskılanmasına karşı yazıp söyledikleriyle bir direniş sergilemiş. Türk milletinin farklı coğrafyalarda parçalanmasına rağmen ortak diliyle yeniden birleşebileceğini savunmuştur. Göktürk mefkûresi; yani Türk milletinin tarihsel birliği, bağımsızlığı ve kutlu geçmişine dönüş arzusu güçlüdür onda. Bayrak, bağımsızlık, dil, vicdan, anne sevgisi ve dini değerler onun diline, gölüne yuva yapmıştır. Akademi hayatında yaşadığı zorluklar, uzaklaştırılmalar, siyasi hayatı ve tabi ki şairliği örnek teşkil edecektir Vahapzade’nin.
Beni en çok etkileyen anılarından biri de şöyledir: 1977 yılında bir program için Türkiye’ye gelen şair, otel odasında sabah ezanı sesiyle uyanır. Yatağında doğrulur ve o anı şöyle anlatır: “Ben bu sesi en son çocukluğumda duymuştum. Allahu ekber nidası, aldı meni çocukluğuma götürdü ve ben bir daha da uyuyamayıp oturup Allahu Ekber şiirini yazdım,” der.
Şu an bile camiye, ezan sesine Azerbaycan’da çok az tesadüf ettik. Tabir yerindeyse Sovyet rejimi silindir gibi ezip geçmiş ama halkın içindeki maneviyatı yok edememiş. Şeki’deki tarihi camii olan Köhne Cami’nin imamı ile sohbet edince yaşananlara içimiz cız ediyor. Camilerin yasaklanması, ambarları gizlice mescit olarak kullanmaları, Tebriz’de, Özbekistan’da eğitim alan din adamlarının nasıl öldürüldüğü… Hepsini tek tek anlatıyor. Daha yeni yeni cami sayısının arttığını, yeni yapılan camileri anlatıyor şevkle. Biz oradayken de genç bir çiftin imam nikâhı kıyılıyordu.

Şeki Pedogoji Üniversitesi’nin düzenlediği ve yaklaşık 400 akademisyenin katıldığı Bahtiyar Vahapzade ile ilgili Uluslararası Kongrede Türkiye’yi temsilen konuşmak anlatılamaz bir duyguydu. Rektörlerin, dekanların, profesörlerin ardından en son onur konuğu olarak sunucunun Azerbaycan-Türkiye şiiri eşliğinde o kürsüye davet edilmek anlatamayacağım güzellikte bir duyguydu. Konuşmama Bahtiyar Vahapzade’nin Tenha Mezar şiirini okuyarak giriş yaptım. Şeki’ye giderken o topraklarda şehit düşen Türk askerlerimiz için yapılan Tenha Mezar Şehitliği’nde durup dualarımızı etmiştik. Girişte Bahtiyar Vahapzade’nin Tenha Mezar şiiri vardı. Beni çok etkilemişti. Azerbaycan’da şehitlere, şehitliklere çok önem verilir. Şeki’nin içinde tek bir Türk askeri için yapılan şehitliği de ziyaret edip dualarımızı yaptık. Yol boyunca büyük tabelalarda Karabağ şehitleri sıralanmıştı. Duygulanmamak elde değil. Her yerde Azerbaycan ile Türkiye bayraklarının bir arada dalgalanması ayrıca duygulandırıyor insanı. Konuşmamın etkisinden mi yoksa Türkiye’den gelen konuk olduğum için mi bilmemem ama dinleyicilerin alkışları, program sonrası yanıma gelip söyledikleri güzel sözler, şehit annelerinin boynuma sarılıp fotoğraf çektirmeleri benim için çok anlamlıydı.

Şeki Saray Otel’de Bahtiyar Vapzade’nin manevi oğlu, müze evin direktörü ve program yapımcısı Elşan Zekeriyabeyli ile bir saatlik televizyon programımız oldu. Bizleri Bahtiyar Vahapzade’nin müze olan evinde en güzel şekilde ağırladılar. Vahapzade’nin kızı bizler için pasta yaptırıp yollamıştı. Bahçeye girer girmez büyülendim. Vahapzade’nin izinden giden Vagif Aslan’ın şu sözü geldi aklıma: “Şeki’de şair olmamak günahtır.” O bahçede Şekili her iki şaire hak verdim. Şeki’nin kendisi şiir gibiydi zaten doğasıyla, mimari yapısıyla, Han Sarayı ile kervansarayları ile… Güller güllerle oynuyordu bahçede. Şadırvandan akan suyun verdiği huzur, ıhlamur ağaçları altında semaver çayının doyumsuzluğu, okunan şiirler büyülü bir atmosferdi bizler için. Her yerde, her ortamda en güzel şekilde ağırlandık diyebilirim.
Bahtiyar Vahapzade’nin manevi oglu, müze evin müdürü ve tv yapimcisi Elşan Zekeriyabey. Şeki Saray oteldeki tv çekimimizden bir kare
İki ülke arasında sadece edebiyatta değil her alanda derin bir muhabbet köprüsü olduğunu söyleyebilirim. Biz Şeki’deyken Azebaycan Devlet Başkanı da Kahramanmaraş’ta depremzedelerimiz için yaptırdıkları evlerin açılış törenindeydiler. Sadece edebiyatta değil her alanda Türkiye’ye gönülden bağlı bir Azerbaycan halkı var. Akademisyenleri o kadar donanımlı ki ülkemiz hakkında. Bölgelerimizi, şehirlerimizi tek tek sayacak kadar ilgililer. Bizim tanış olduklarımız içinde Türki’yedeki üniversitelerde görev alanlar da vardı. Şeki’ye bizi araçlarıyla götüren Prof. Dr. Yegane İslamova ve Felsefe doktoru eşi Dilgem Bey’in nezaketleri, yol boyunca anlattıkları bizleri hayran bıraktı. Altı saatlik yolun nasıl geçtiğini anlayamadığımız doyumsuz sohbetti. Bilgi dağarcıkları, hitabetleri, doğaçlama yetenekleri, sanata düşkünlükleri muazzam.
Bizim için yapılan karşılama programını unutmak mümkün değil.
Bakü’nün rüzgârı, bunaltmayan sıcağı ile yola revan olmuştuk ilk gün. Bakü’nün trafiği İstanbul’u aratmıyordu. Bu vesile ile çevreyi gözlemleme imkânımız oldu. Yolları ile mimarisi ile pırıl pırıldı Bakü. Bahçesinde elma, nar, erik ağaçlarının olduğu, çiçeklerle bezeli bir eve vardık. Hayale kardeşimizin ailesi mükellef bir sofra ile karşıladılar. Akşamına bahçede içilen semaver çayına eşlik eden mürebbeleri(reçel)… Her şey çok organik, doyumsuzdu. Hayale’nin kayınvalidesi Gül annenin Karabağ’dan sadece üstlerindeki kıyafetlerle kaçış hikâyesini, yaşadıkları sıkıntıları dinlemek hüzünlüydü. Bizi bir misafir gibi değil o evin evladı gibi bağırlarına bastılar.
Ertesi gün Haydar Aliyev Merkezi’nde elliye yakın akademisyenin, ses sanatçılarının, müzisyenlerin ve nezih bir dinleyici topluluğunun bulunduğu hoş geldin programı tertip etmişler. Sinevizyon olarak yansıtılan bizimle ilgili bilgilerle, değerli şair Kadir Hüseynov’un bizim için yazdığı şiirle ve bize özel hazırlanmış bir pastayla karşılanarak duygulandık. Programı hazırlayan Tarihi İlimler Doktoru Latife Memmedova, engin bilgisiyle halkına yol gösteren Vahapzade’yi yâd etti. Azerbaycan edebiyatı alanında önemli konularda doktora çalışmaları yapan Esmira Fuad, Türkiye’deki üniversitelerde de görev alan Prof. Dr. Yegane İsmayılova, şiir kadın olarak bende iz olan Zenfira Nusalova, ses sanatçısı Maya Hanım’ın seslendirdiği Çanakkale Marşı, ses sanatçısı küçük çocukların o güzel halleri iz oldu bende.
Selvigül Şahin 2009 yılında Bahtiyar Vahapzade ile aynı yıl ölen annesi için yazdığı “Azrail’in Gülümsemesi” başlıklı yazısında Vahapzade’nin “Anne” şiiriyle annesini yâd ettiğini anlatıp Vahapzade’nin Mehmet Akif Ersoy ile benzer yanlarına değinen bir konuşma gerçekleştirdi. Akademisyelerin ve katılımcıların engin bilgisine hayran kalarak ben de Bahtiyar Vahapzade’nin zor zamanda konuşan gerçek bir sanatçı oluşundan hareketle ondaki Göktürk mefkûresi ve özellikle dil bilinci üzerinde durup iki devlet arasındaki can bağına değinerek 6 Şubat Kahramanmaraş depreminde gösterdikleri yardım, acımızı acıları etmelerine minnetimi belirttim. Salonda ağlayanlar oldu. Azerbaycan halkının tam bir duygu insanı olduğunu söyleyebilirim. Sanat yönlerinin gelişkinliğini temaşa etmiş olduğum kıymetli anlar yaşandı. Devlet kanalı için de kısa röportajlarımız oldu. Her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü muazzam, mahcup edici kıymette bir programdı.
İmkânı olanlar mutlaka kardeş ülke Azerbaycan’a ziyarette bulunsun. Üstelik kimlikle bile gidilebiliyor. Orada hediyeleşmek sünnettir, sözü yaşatılıyor. Sizi bir kez görüp sevdiler mi ertesi gün hediyeyle geldiklerini söyleyebilirim. İlk programımda beni çok seven Medine Hanım’ın altı saatlik mesafe olan Şeki’ye benim için oraya özgü baklava yapıp getirmesini unutmam mümkün değil. Latife Hanım’ın sadece o bölgede çıkan özel bir taşla yaptırdığı bilekliği, Yegane Hanım’ın o bölgeye has aldığı şalı, Türkane kardeşimizin ismime özel bastırdığı parfümü, Vahapzade’nin kızının ve Hayale kardeşimizin bize özel yaptırdığı pastaları unutmak ne mümkün. Zenfira kardeşimiz bizleri Bakü’nün en seçkin restoranlarında ağırladı. Basilic’te değişik tatlar keşfetmiş olduk. Özellikle patlıcanla yapılan bir salata olan hırhıtlı badımcan salatası ve dana kulyaj çorbasını yolunuz düşerse tadın derim. Her şeyin organik olduğunu söyleyebilirim. Özellikle meşrubatları, suyu, etin lezzeti tartışmasız. Garsonlararın, taksicilerin efendiliği iz oldu. Gençlerin elinde telefon görmediğimi söyleyebilirim. Çocuklara ve gençlere çok önem verildiğini derinden hissettiğim anlar yaşadım.
Orada güleryüz müminin sadakasıdır, sözü yaşatılıyor. Orada misafirperverlik üst düzeyde.
Tarın tınısı gönlümü titreterek, ağlayarak döndüm ülkeme.
Süheyla Karaca Hanönü











- ATEİSTLİKTEN MODERN ZAMAN DERVİŞLİĞİNE - 17.02.2026
- İKİNCİ ABDÜLHAMİT HAN’I ANMA VE ANLAMA PROGRAMI - 15.02.2026
- II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİ - 12.02.2026
- SOYKIRIM KISKACINDA DOĞU TÜRKİSTAN - 10.02.2026
- BOZKIRDAN İNSAN MANZARALARI - 09.02.2026
- BOZKIRIN AYNASINDAN YANSIYAN YÜZLER - 03.02.2026
- AFGANİSTAN’DAN AMERİKA’YA DEVRİ ALEM - 27.01.2026
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAT SANATI - 20.01.2026
- ESKADER BÂBIÂLİ SOHBETLERİ’NDE GÜNEY AMERİKA RÜZGÂRLARI ESTİ… - 18.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 13.01.2026
- MAGNA FORTUNA ÇEBİ’YLE PERU’YA YOLCULUK - 12.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 06.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 04.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 30.12.2025
- BÂBIÂLİ SOHBETLERİ’NDE MEVLANA VE MESNEVİ ELE ALINDI - 28.12.2025
