Geldi mi, gelecek mi, geliyor mu derken işte burada! Geldi ve biz de bu gelişi gördük, yetiştik. Bir farkımız var. Dün bir cami avlusundan kalktı bir mevtanın bedeni, gözlerimle gördüm. Nefesi yetmedi, yetişemedi, göremedi bu çoşkulu gelişi. Bizim vademiz nerede dolar bilmem. Tek bildiğim, şimdilik yetişmiş olduğumuz. Bugüne, bu aya, bu heyecanların cümlesine yetiştik çok şükür.
Heyecanlıyım, doğru. Çok belli oluyormuş. Ne mutlu bana. Belli etmek için yapmıyorum ama gizlemiyorum da. Hatta hâlimi düşünenler için kafa yordum ve heyecanlandığım bütün anları, olayları hatırlamaya çalıştım. Bu heyecanım o günkü heyecanımın yanında ne ki deyip çocukça kıyaslamalar yapmak isteyecek kadar düşündüm.
Hazırlandım. Bugüne dek hazırlık yaptığım bütün şeyleri dizdim yan yana ve baktım uzaktan. Ben bir şeye hazırlanacaksam onun listesi, kâğıdı kalemi, hesabı kitabı olurdu hep. Kafama koyduğumu da yapmış, beklenen güne yüzüm ak çıkmışım. Bu sefer hem de bunca uğraşa rağmen tamam, oldu, hepsi bitti diyemedim ya; o zaman anladım ki bu hazırlık diğer hazırlıklarıma benzemiyor. Hep daha iyisini istedi içim, gözüme her şey hep az, hep eksik geldi. Tam, tamam diyemedim bir türlü. Bu hazırlığın, aylar öncesinden başlanmasına rağmen bir türlü bitemeyişinden, bitmesini istemeyişimden, uğraştığım bütün meşguliyetlerin beni yormayıp aksine dinlendirmesinden anladım başka bir hazırlık olduğunu.
Telaşeden iki ayağımın bir pabuca girmesini çok sevdim mesela. Baştan başlamak, sınırlanarak sıfırlanmak, iyileşmek, değişmek, dönüşmek, yunmak, yıkanmak, arınmak için insanın eline bir fırsatın geçeceğini bilmek ne hoş. Çok hoş…
Hoş geldin, yazıyor her yanda. Mahyalarda, evlerin odalarında, sokaklarda, dükkânların camlarında… Her yerde bir karşılama cümlesi selamlıyor bizi, “Hoş geldin!” Ben de yazdım. Kocaman harflerle: “Hoş geldin Ey Ramazan” dedim. Renkli keçelerle süsledim evimizin kapısını. Kıymetli misafirler önce hanelere buyur edilir çünkü hem de başköşeye. Hoş gelmiş sefalar, huzurlar, bereketler, iyilikler getirmiştir yine diye. O zaten hep hoş gelir hoş gelmesine de acaba bizi hep hoş bulur mu onu merak ettim. Geçen yıldan farklı buldu mu bizi mesela? Kaybettiklerimizi aramış mıydık, aradığımızı bulmuş muyduk? Adam etmiş miydi bizi, olmuş muyduk? Olamadıysak eğer belki bu gelişinde adam eder mi hepimizi? Etse ya. Ah ne güzel olur. Kocaman bir kurnanın altında yunsak yıkansak da ellerimizse kirli olan, ellerimiz; dillerimizdeyse ziyan, dillerimiz; gözlerimizdeyse maraz, gözlerimiz; kalbimizdeyse zarar, kalbimiz tertemiz oluverse.
Silkelenip şöyle kendimize bir gelsek. Kapı ardına kadar açık nasıl olsa. Süre kısıtlı işte. Yolun başı belli sonu belli, tüm kuralları belli, işaret taşları belli, virajı belli, çukuru yok, tümseği yok… Sadece mühlet var. İnsan nasıl heyecanlanmasın.
Gecesi, gündüzü kadar aydınlık bir yoldan geçiyoruz şimdi hep beraber. Gün gün daralan dünyamızı genişleten, zamanın içinde bir zamana misafir edildik. Bizi bir yerlere götürmeye gelen bir ayın derinliğinde yüzüyoruz, hiç kimsenin elinin boş dönmediği bir bahçeden geçiyoruz.
Bu sıkışan yüreklerimiz için üflenen kuvvetli bir nefes varken ve bunca kılavuza rağmen insan nasıl olur da heyecanlanmaz? Olur mu öyle şey? İçeride sadece “aşk olsun” yeter. AŞK! Olmadıysa eğer, olmuyorsa ne diyeyim “aşk olsun.”
Gamze Koç

Elinize kaleminize sağlık. Hayırlı Ramazanlar …
Aşk olsun o zaman
Ramazan-ı şerifiniz hayırlı olsun hocam