Ne güzelmiş ve ne kadar da ihtiyacımız varmış meğer şu lapa lapa yağan kara. Bir görünüp bir kaybolmadan misafirimiz olan, şehrin bütün çirkinliklerini örtüp gizleyen, zenginin de fakirin de çatısını eşitleyen karın beyazı ne güzelmiş öyle. Beyaz değil de koyu, karamsar bir renk olsaydı ya da kırmızı yağsaydı mesela? Yine böyle yollarını gözler miydik, sanmam. Artık ne kadar alacaya bulandıysak, ne kadar karalar bağladıysa etrafımızı, beyaz olsun da varsın tir tir titreyelim der gibi sabretmişiz resmen.
Her hâlimizden belli çok beklemişiz. Bütün bu alayiş nümayiş, bu karşılama heyeti olarak hazır kıta oluşumuz karın bembeyaz oluşundan. Renk de bahane aslında. Bizim temize, iyiye, aydınlığa çok ihtiyacımız var da itiraf edemiyoruz. Beyaz olan her şeyin cümlesine, beyazın her türlü hâline “Kabul” deyişimiz bundan. Üşümek, donmak pahasına hem de.
Kire, pasa çok bulanmış olmaktan bıkıp usandı da hazır olda bekledi bunca zaman bu karşılama komitesi. Siyah olsa yine iyi, gözlerimiz zifirî karanlığa bakmaktan bihâl olduğu için memleketin dört bir yanından kar ile ilgili bu güzellemelerin gelmesi. Yalan mı?
Çok alışmışız gökten yağan suya hatta bazen şikâyetçisi bile olmayı kendimize hak sayacak kadar alışmışız yağmura. Onun da bir mucize, büyük bir nimet olduğunu ne hikmetse unutmuşuz. Kar, artık hem de mecaz anlamıyla değil harbi harbi “Kırk yılda bir” yağıyor ya yağmurun pabucu o yüzden damda şimdi. Şımarık olan insan, mucizenin devamlı olanına değil nadir olanına hayran kalıyor maalesef artık. Bize kırk yılın başında olan bir şey lazımmış mest olmak için meğer. Yoksa başka ne, amasız fakatsız böyle camların önüne hepimizi mıhlayıp hayranlıkla bizi kendimizden geçirecekti?
Ne kadar yorulmuşuz, yorgunmuşuz. Genci yaşlısı kar yağsa da tatil olsa biz de şöyle keyfini çıkara çıkara kara doysak dedik hemen. Tatiliz, atılız ya şimdi; eminim “İşten güçten kafamızı kaşıyacak zaman mı var da kar mı yağmış gökkuşağı mı çıkmış bileyim?” diyenlerimizin bol bol vakti olmuştur. Pencere önüne oturup karın yağışını izlemeye, hayran kalmaya, uzun uzun bunun bir mucize oluşunu düşünmeye zaman bulmuştur. Kesin.
Hâlbuki bu manzara kaçar mı hiç! İnsana elinde ne iş varsa bıraktırır. Gözü olana iyi seyirler dilenir.
Sanki biri gökten pamukları parçalaya parçalaya üzerimize döküyor. Böyle kafamızdan aşağı boca eder gibi değil de sakince, süzüle süzüle… Hiçbir tanenin de diğerinin yerinde gözü yok. Ne kadar muntazam, bir o kadar da her biri aynı büyüklükte… Bu hâlin ancak hayranı, seyircisi olur, şaşırır kalır insan.
Bir masal diyarındaymışız gibi düşünmeye, bir elin bu sefer bizim de içinde olduğumuz bir kar küresini yerinden oynattığını hatırlamaya ne çok ihtiyacımız varmış. O hediyelik eşya reyonlarını süsleyen, salladıkça harekete geçen cam küresinin içinde olanın aslında biz olduğunu fark etmeye ne çok ihtiyacımız varmış.
Havaya düşen ilk cemreden bahsetti haberler geçen ve baharın yine dirilip geri geleceğinden…
Duymadım, bilmiyorum diyenleri de şimdi kar uyandırdı derin uykusundan. Kar iyi yetişti imdadımıza. İyi geldi iyi. İyi ki yağdı şu güzelim kar.
Tabi kimine kar, kimine beyaz ihtar.
Gamze Koç

👏🏼👏🏼👏🏼çok güzel yazı olmuş
Sizde kar tanelerini o kadar güzel anlatmışsınız ki okurken keyif alıyorum 😊evet iyiki yağdı ruhumuz dinlendi gerçekten yağdıkta etraf temizleniyor sanki rabbimin mucizesine binlerce kez şükürler olsun❄️☃️☃️
Elinize kaleminize sağlık. Herzamanki güzel bir yazı olmuş…
Okurken “ işte ben de bunu söylemek istiyordum .” diyesim geldi. Kaleminize yüreğinize sağlık değerli Gamze Koç…