Termal deyince aklıma kocaman rengarenk ortancalar, ardından ormandaki
dumanlı dere ve yağmurdan sonra duyulan o güzel koku geliyor. Çocuk
hafızamda bunlar orayı rüyâ alemine çeviriyordu. Bunları yazarken
gözüm yağan kara takıldı. Kar tipiye dönmüştü. Birden kahve saatimin
geldiğini fark ettim. Canım kahve içmek istedi. Yalnız içmeyi sevmem
aslında… Mutfağa yöneldim, tam o sırada kapı çalındı.
– Anneanne ben geldim, diyen torunumun sesini duydum. Sevinçle
kapıyı açtım. Torunum Aykızım;
– Anane (o hep öyle söyler) kahve içtin mi?
Hayır anlamında başımı sallayınca
– Tamam o zaman sen otur ben hemen yapıyorum, diyerek mutfağa
girdi. Bende salonda kar seyredebileceğimiz bir koltuğa oturdum. Ay
kızım kahve tepsisiyle salona geldi.
– Büfede bitter çikolata var. Kahveyle iyi gider ayrıca sen
seversin, dedim. Torun elinden kahve içmek bir başka keyifli oluyor.
Beraberce hem kar seyredip hem konuşarak kahvemizi içmeye başladık.
Dereden tepeden havadan sudan konuşurken bana döndü;
– Anane sen boş durmazsın. Neler yapıyorsun? Deyince bende ona
– Anlatırım ama vaktin var mı? diye sordum. Cevap olarak var
anlamında başını sallayınca bende anlatmaya başladım.
Rahmetli babam senin büyük deden o çok neşeli, şakacı, değişik
mizaçlı, iyi bir insandı. Onun hayatı hareketli ve maceralı geçmiştir.
Anlatacaklarım onun renkli hayatından sadece bir paragraf. O zamanlar
biz üç katlı bir apartmanın birinci katında oturuyorduk. Kocaman bir
bahçemiz vardı. Bahçemize annem bakardı. İki erik, bir ayva, bir
şeftali ağacı ayrıca filbahri, yıldız çiçekleri, yasemenler, akşam
sefaları ve birde tavuk kümesimiz vardı. O zamanlar şimdiki gibi
yardımcı teknolojik aletler yoktu. Evimizde yardımcı kadın da yoktu.
Her şeyi rahmetli annem yapardı. Annem sakin prensip sahibi becerikli
biriydi. Annemler babamlar yedişer kardeşti. Bizde beş kardeştik.
Kalabalık bir ailemiz vardı. Evimiz hiç boş kalmaz gelen giden eksik
olmazdı. Adeta pansiyon gibiydi. Bir akşam babam yemek saatinden
epeyce geç geldi. Hepimizi masaya topladı
– Arkadaşım zor durumda olduğu için Yalova Termal’deki pansiyonunu
satılığa çıkardı. Bende aldım, dedi.
Herkes bir an sustu. Sonra annem ve ağabeylerim;
– Pansiyonculuktan ne anlar ki? diye konuşmaya başladılar.
Babam bir yandan gülerken bir yandan da bana
– Biliyor musun bu yaz çok eğleneceğiz! dedi. Annem hâlâ
– Tüccar terzi adamsın ne anlarsın pansiyonculuktan? diye
söyleniyordu. Durdum, kahvemin son yudumunu da içtikten sonra biraz
daha su içtim. Aykızım;
– Anaaneciğim sonra ne oldu? diye sordu. Şimdi devam ediyorum
diyerek başladım anlatmaya…
Böylece Termal günlerimiz başlamış oldu. Hafta sonları evdeki
misafirlerimizi de alarak pansiyona gidilirdi. Oldukça kalabalık
olduğumuz için pansiyonu biz doldururduk. Gelen müşteriye yer
kalmazdı, pansiyonumuz dolu hiç yerimiz yok, denirdi. O dönemden
hatırladıklarım arasında birden bastıran ve birden kesilen yaz
yağmurları da var. Gümbürdeyen gök gürültüleri ve çakan şimşekler hiç
hoşuma gitmezdi. Gök gürlemeye başladığı zaman hemen annemin yanına
koşardım. Büyük ağabeyim bana Dede Korkut hikayeleri okurdu. O kadar
dikkatli dinlerdim ki gök gürültüsünü unuturdum. Birden kesilen
yağmurun ardından yayılan güzel koku… Şimdi düşünüyorum da sanırım o
yörenin zengin dokusunun ve orman kokusunun karışımı olan koku…
O yaz öyle geçti. Babam doğal olarak hiç para kazanamadı. Üstüne
bir de zarar etti. Ama pansiyonculuktan da hevesini aldı. Pansiyonu
elinden çıkardı. Sonuçta ben çok eğlendim. Kaplıcanın, havuzun tadını
çıkardım. Ben hariç bütün aile, herkes çok yoruldu. Bu anlattıklarım
rahmetli babamın gökkuşağı gibi renkli hayatından bir detay sadece.
Sustum. Torunum
– Anaaneciğim bitti mi yoksa. Öyle güzel anlatıyordun ki…
Bir an ikimiz de sustuk. Kar durmuş, bahçeyi beyaz bir güzellik
kaplamıştı. Sonra torunum
– Peki sonra hiç termale gittin mi anaane? dedi. Dedenle
balayımızda birkaç gün orada kalmıştık, o zaman görmüştüm. Bizim
pansiyonun yerine otel yapılmıştı. Otelin etrafında yürüdük.
Çocukluğumdaki o gizem, o tat yoktu. Ya eskiden de böyleydi ya da ben
çocuk gözlerimle hayal gücümü birleştirerek bir rüya âlemi
yaratmıştım. 2 gün kaldık. Yağmur da yağmadı. Ormanda derenin
dumanları arasında yürürken Dedem Korkut söylemiş bakalım ne söylemiş
diyen ağabeyimin sesi kulağıma gelir gibi oldu. Sonra torunuma dönüp;
– Hadi git, geç kalma diyerek vedalaştım.
Notlarımı yazdığım deftere yöneldim. Hatıralarımın dünyasından
tam kopmamışken şöyle devam ettim. O günleri anmak garip, buruk bir
tat verdi. O günden bugüne kayıplarımız ve doğanlarımız oldu.
Kayıplarımızı rahmetle anıyorum. Dünün çocukları olan bizler, ailenin
şimdiki büyükleri olarak hatıralarımızı anlatarak, dünden bugüne köprü
olmayı düşünmeliyiz derken içimden gelen şu dizeleri mırıldanıyorum.
“Geçmişte yaşanan güzel günler,
Anılarla taşınır bugünlere.
Bizde kalan geçmişin anıları,
Hatıra kalır sevdiklerimize…”
- MAZİDEN HATIRLADIKLARIM - 13.12.2025
- ÇOCUK GÖZÜYLE - 26.11.2025
