Çocukluk insan hayatının en kısa, en renkli dönemini kapsıyor. Hayal
dünyasının kapıları ardına kadar açık. İster prenses olursun ister
doktor ister öğretmen. İster kovboy olursun hatta kızıl dereli olmaman
için bir engel yok. Sadece kafana takacak bir tüy bulman yeterli. Bu
bir kuş teleği, horoz veya tavuk tüyü olabilir. Ben çocukluğumda bu
tür oyunları çok oynadım. Kovboyculuk da oynadım. Jack de oldum John
da oldum kızıl dereli Doğanay olmuşluğum bile var. Bizim kümesin
horozu Hüsnü kara kara düşünmeye başlayınca kurban edilmesine karar
verildi. Ben ilk defa bir canlının hayatına son verilecek olmasına
tepki vermedim. Çünkü Hüsnü’nün en renkli tüylerine göz dikmiştim.
Canlıyken o tüylere sahip olabileceğim konusunda kafa patlatırken
şimdi o tüm canlı renkli kuyruk tüyleri benimdi. Üstelik arkadaşlarıma
bile yeterdi. Yakışıklı Denizli Horozu rahmetli Hüsnü’nün mirası olan
tüylerle uzun zaman oynamıştık. Arkadaşlarımın çoğu erkekti. Çünkü
kızlar bebekleriyle evcilik oynuyorlardı. Ben bebek oynamayı
sevmiyordum. Bahçemizdeki ağaçlara çıkıp sallanarak esneklik
araştırması yapmıştık. Ayvada karar kılmıştık fakat bu oğlanlardan
birinin kolunun üzerine düşmesiyle son buldu. Kol ya incinmişti ya
kırılmıştı tam hatırlamıyorum. Kovboyculuk oynamak için hazırlanmak
gerekiyordu. Kim kovboy olacak kim kızıl dereli olmak istiyor? O
zamanlar evde televizyonlar yoktu. Senaryolar tamamen çocuk hayal
dünyalarında yarattıkları tiplemelerden ibaretti. Oklar yaylar kendi
el emeğimiz olurdu. Koşma kaçma düşme sonu dizlerimden yara bere eksik olmazdı. Daha sonraki yıllarda kızlarla arkadaşlık etmeye başladım.
Okulculuk oynarken birimiz öğretmen diğerleri talebe olurdu. Birimiz
de doktor olur okula giderek sınıflara girip çocuklara aşı yapardı.
Benim birinci tercihim doktor olmaktı. Bazen öğretmen de olurdum.
Benim akranım olan amca kızım her zaman bankada memur olmak isterdi.
Kaderin cilvesi mi diyelim gerçekten çok istemesine mi bağlayalım
hayatına memur olarak devam etti. Bizim çocukluğumuzda ne çok oyun
vardı. Kapının önünde oynama izni aldık mı yavaş yavaş toplanır sonra
oyunlara başlardık. İstop, yakan top, uzun eşek, seksek, yakalamaca,
körebe, ortada sıçan, yağ satarım, saklambaç, ortada kuyu var yandan
geç, kutu kutu pense vs. vs. Çok renkli ve güzel bir çocukluk dönemi
yaşadığıma inanıyorum. İstanbul yeşildi, kapımızın önünde
oynayacağımız sakin sokaklarımız, bahçelerinde oynamamıza izin veren
komşu teyzelerimiz vardı. Bazen oyuna ara verdiğimiz zaman komşu
teyzeler bize el yapımı limonata ya da poğaça gibi ikramlar yapardı.
Bazı komşu teyzeler de çocukları şımartıyorsunuz mahallede çocuk
gürültüsünden durulmuyor derdi. Sesleri duyan annem beni hemen eve
çağırırdı o zaman da kitaplarıma dönerdim. Tam bir kitap kurduydum her
fırsatta okurdum. Şimdi geri gelmesi mümkün olmayan o günleri o kadar
özlüyorum ki. Şimdiki çocuklar apartmanlarda, sitelerde, bloklarda
sınırlı çerçevelerle belirtilmiş hayatlar yaşıyorlar. Özgür hayat
yaşamadıkları için özgür ruhlara sahip değiller. Hayal dünyaları da
kısıtlı sokakta koşuşturma imkanları yok. Ağaçtan meyve koparmamışlar
dışarıda, sokakta oynama şansına kimi sahip kim sahip değil.
Abarttığımı sanmıyorum ama 4-5 yaşında okula başlayanların olduğu bir
ülkede yaşıyoruz. Ben de hayatın karmaşası içinde vakit bulduğum
zamanlarda çocukluğumu hatırlayıp rahatlıyorum. Bana göre çocuk,
çocukluğunu doya doya yaşamalı. Oyun çocuğun hayal dünyasını
genişletiyor. Hayal dünyası da çocuğun ufkunu açıp dünyasını
genişletiyor. Şair ne demiş;
’’Yürü enginlerin bittiği son hadde kadar
İnsan dünyada hayal ettiği kadar yaşar’’
Yaşar Akdaş
- MAZİDEN HATIRLADIKLARIM - 13.12.2025
- ÇOCUK GÖZÜYLE - 26.11.2025
