İnsan konuşmasaydı ne olurdu? Bu temel soru insanı diğer canlılardan ayıran bir anlam içeriyor: Konuşmak!
İnsanın bireysel ve toplumsal iki boyutu varsa konuşmak bunun toplumsal yönünü oluşturur. Bu sorunun asıl temeli ise ferdi ve daha derinlerde bir yerde durur: Düşünme!
İnsan konuşur, çünkü insan düşünür. Bu tanım Descartes’ta “Düşünüyorum, öyleyse varım” şeklinde ifadesini bulur.
Fiziksel ve biyolojik varlığımızla uzayda bir taş kadar, bir böcek kadar yer işgal ettiğimizden kimsenin şüphesi yoktur ve bunlar bizi insan olarak varlık boyutuna çıkaran özellikler değildir.
“İnsan konuşmasaydı ne olurdu?” şeklindeki bir soru, “insan düşünmeseydi ne olurdu?” potansiyel sorusunu beraberinde getirir. Bu bir an düşünüldüğünde bile her şeyi alt üst eden bir soru.
İnsan düşünmeseydi konuşmazdı da! Çünkü konuşmak papağanlara ve muhabbet kuşlarına belletilen ve bazı durumlarda tekrarlatılan birkaç kelimeden ibaret bir şey değildir. Konuşmak iradî ve arka planında anlam dünyasına ilişkin çok karmaşık motivasyonlar barındıran bir eylem.
Düşünmek gibi yaratıcı bir yetiye sahip olmayan bir varlığın, konuşmak gibi son derece karmaşık bu eylemi gerçekleştirmesi mümkün olmayacağı gibi, yapılan da gereksiz ve işlevsiz bir davranış olmaktan öteye de gitmezdi.
Bu kısacık sorgulama sonucunda insanı insan yapan en temel özelliğin düşünmek olduğunu ve her şeyin onunla başladığını söyleyebiliriz. Düşüncenin olduğu her yerde adı ve şekli şu veya bu olsun bir ifadenin varlığı zorunludur. İnsan düşündüğünü ifade etmek ister!
Her canlının nasıl ki kendi doğal ortamında hayat hakkı varsa, insanın da bütün bu özellikleriyle tamamlanmış bir yaşama hakkı vardır ve olmalıdır!
Serbest düşünme özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bu hak tam olarak sağlanmış olmayacağı gibi, düşündüklerini serbestçe ifade edemediği bir ortamda da insana yaşama hakkı tanımış sayılmaz.
İnsanın bu yeteneklerini ve ihtiyaçlarını yerine getirmesinin yasaklanması veya sınırlandırılması insanı köleleştirir ve yaratıcılık özelliğini köreltir. Bu durumda üreten insan profilinin yerini tüketen insan profili alır. İnsanın kendini özgürce ifade edemediği bir durumda, insanın olmadığı bir dünya çıkacaktır karşımıza.
Oysa insan, hayata müdahale etme ve zamanın akışını değiştirme potansiyeline sahiptir. İnsanı varlık içinde farklı kılan da budur: O, alet yapar, düzenler, kurar, kültürler oluşturur… İnsan değiştiren bir varlıktır. Bu da gelişmenin fert bazında odaklaşan dinamizmini gösterir.
İnsan, değişir ve değiştirir.
Değişim önce beyinlerde başlar, dilde ifade bulur dışarıya akseder. Sağlıklı toplumlarda düşünceler korkusuzca pazara sürülür, isteyen istediği düşüncenin müşterisi olur. Bu düşünce alışverişinin diğer adı diyalogdur.
Eskilerin bir sözü vardır: “Marifet iltifata tâbidir, müşterisiz meta zayidir.” Talep görmeyen, müşteri bulmayan ortamda ne düşünce ne de bilgi barınır. Diyalogun olmadığı toplumlar kapalı ve sağlıksız toplumlardır. Aynı dili konuşan insanlar arasında olur diyalog; ama tahammül şart! Birbirine tahammülü olmayan toplumların, ortak bilinç de geliştirmeleri mümkün olmayacağı gibi; başkalarına söyleyecek sözleri de olamaz.
Toplum olarak, ülke olarak kendimizi bulmak istiyorsak, bunun yolunun her şeyi açıkça ifade etmek ve konuşmaktan geçtiğini bilmemiz gerekir. Üzerimizdeki ağırlıklardan kurtulmak ve rehabilite olmak durumundayız. Yani normalleşmeliyiz.
Öncelikle zemini buna müsait hale getirmemiz lazım: ”Stabilizasyon”. Sonra tahammül ve hoşgörü ortamı içinde herkes kucağındaki taşları boşaltıp, geçmişten gelen sıkıntılarını aşarak yeni problemlere çözüm arayışına girmeli.
Gerek devlet olarak ve gerekse vatandaş olarak geçici aşırılık ve dengesizliklerden telaşa kapılmamalı kendimize ve ülkemize güvenmeliyiz. Unutmamak lazım ki kendi problemlerimizi biz çözmezsek, bunu bizim adımıza yapan birileri çıkacaktır. Bu, geçmişte de bugün de hem bizde hem de dünyanın diğer ülkelerinde böyle olmuştur ve olmaya devam etmektedir.
Son bir söz: Tartışılmamış bir problemin çoğunluk lehine çözüldüğü düşünülemez.
Ziya Karatekin
- DİYALOG - 12.06.2023
- EBR-İ NİSAN VE ZEHİRLENEN DÜNYA - 11.06.2023
- EBR-İ NİSAN - 18.04.2023
