EBR-İ NİSAN VE ZEHİRLENEN DÜNYA

Nisan ayı yağmur ve bereket ayıdır.

Tabiatın yeniden yeşil esvaplarını büründüğü ve tüm canlıların silkinip kendine geldiği aydır…

Hayat, tıpkı yeni bir senfoniye başlar gibi en taze ve özgün sesleriyle ortak bir eyleme durur. Bu, nisan ayının birbiriyle yarışan salkım bulutlarından yükselen kös sesleri ve peşi sıra dokunduğu her şeyi merhametiyle okşayan yağmurdan saçları sayesinde olur.

Bu dirilten, değiştiren-dönüştüren sağanak, ayın son günlerinde olsa da nihayet, rahmet ışıltıları yayan çiy damlaları arasından bereketli yüzünü gösteriverdi.

Efsaneye göre, nisan yağmurunun ilk damlası yılanın ağzına düşerse zehre, istiridyenin içine düşerse inciye dönüşürmüş. Efsane ne kadar doğruyu yansıtır bilemem, ancak bildiğim, bu günler istiridyelerden inci devşirdiğimiz günler değil, zira dünyamızı yılan bakışlı Ebu Cehil’ler zehirle suluyor.

Nisan ayının gelip çattığı bu günlere, yazık ki, dünyamızda ve özellikle çevremizde büyük siyasi ve sosyal alt üst oluşların yaşandığı vahim bir atmosfer hakim. Evsiz yurtsuz insanların, dalından kopan yapraklar gibi, geleceğe ilişkin hiç bir güven duygusu taşımadan, dünyanın dört bir yanına savrulup büyük acılar yaşadığı karanlık bir atmosfer bu! Ülkelerin, büyük müstemleke güçlerince pasta gibi dilimlenip şekillendirildiği, şekillendirilemeyenlerin ise aynı karanlık güçlerin elindeki terör maşalarınca türlü operasyonlara tabi tutulduğu karanlık bir atmosfer…

Durum bu, maalesef…

Sizce nisan yağmurunun ilk damlası, yılanın ağzına mı, yoksa istiridyenin içine mi düşmüştür?

Ağır bir soru olduğunu biliyorum, ama yükümüz ve sorumluluğumuz da o derece ağır, yani dünyayı Ebu Cehil’lere yahut Ebu Bekir’lere emanet etmek gibi…

Bu sorumluluk hepimizin omuzlarında!

Ziya Karatekin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir