Harput’ta bir halk deyişi vardır; biz kulağımızdan şişmanlarız, diye. Söz ve sohbetin insanı nasıl imar ettiğini, hayatı yumuşatıp yaşanılır kıldığını anlatmak için söylenmiştir.
Elbette benzeri ifadeleri Anadolu’da çokça bulmak mümkündür.
Kitabı ve okumayı en başa korum, asla küçümseyemem. Ama sohbeti de yabana atamam.
Köy evlerindeki ocak başları kulağımızın ilk dolduğu tatlı ve şirin köşelerdi. N’olduysa oralarda oldu. Söz ve mânanın çekirdeği önce oralarda gönül tarlamıza düştü. Ruhumuzun kıvam bulduğu, iyilik duygusunun içimize kök saldığı mesut, memnun, emin zamanlar…
Büyük şehirlere geldiğimizde gördük ki; aradaki köprüler yıkılmış, şifahi kültürün ucu çoktan kopmuş. Gidenler de dağarlarındaki müktesebatı yanlarında götürüyorlar. Biz de “iskelede yakaladıklarımız”a sıkı sıkı sarıldık.
Kitaplar, dergiler, gazeteler yetmedi. Söz meclislerine de koştuk. Hiç yüksünmedik, yeri geldi diz çöktük, yeri geldi bağdaş kurduk. Birkaç sandalyenin zor sığdığı mekânlarda, kitapçılarda, sahaf dükkânlarında, dernek ve vakıfların ensiz koridorlarında bir hoş nazara, azıcık lezzete, kıl kadar ince söze talip olduk, rıza gösterdik.
Ne çok gazete küpürü saklamışım, yazı altları çizmişim, notlar tutmuşum… Kimileri asker mektubu gibi uzayıp gitmiş, kimisi bir iki cümlelik. Hizaya sokamadıklarım var, umumun huzuruna çıkaramayacaklarım var, insan hâlleri deyip geçeceklerim var… Ama hepsinde de nahif bir anı kımıldıyor. Benim için her biri ayrı ayrı değeri haizler. Gündelik telaşlar ve sıkıntılar üstüme çökünce onlarla seyahatlere çıkıyorum. Birlikte muhabbet sofraları kurup birlikte sohbet demliyoruz. Şair hüznü dedikleri akşam içlenmeleri gelip çatınca da ancak onlarla gönlümü hoş tutabiliyorum. Zihnimde yanıp sönüyorlar ateş böcekleri gibi, kıpır kıpırlar. Nice yaşanmışlıklar, satır aralarına sinmiş esintiler, nice insan hikâyeleri çiseliyor üstüme.
Keşke elimizden bir şey gelseydi, hazır hayat tecrübesi kese kâğıdı içinde bakkallarda satılsaydı. Hayat daha kolay olurdu. Oysa büyüklerimiz derdi ki: “At nalına bir mıh çakmak için bile 2 yıl mengenenin başında, 2 yıl çingenenin yanında eğleşeceksin.”
Ahmet Kutsi Tecer, sazını ve sözünü tanıtmakta geciken Veysel’e sormuştu:
– Âşığım! Şimdiye kadar hiç seni bilmezdik, pazarda görmemiştik. Nerelerde eğleşiyordun?
– Yok yok pazardaydım, diye cevap vermişti Koca Veysel. Hep pazardaydım. Lâkin kendi aş’ım kısık ateşte pişiyordu, ben de usta malı alıp satıyordum.
Veysel Ağamız ömrünün sonuna kadar ne pişmekten yoruldu, ne usta malı alıp satmaktan. O itibarla da tele vurup söyledikleri gidip gidip insana dokundu. Sazına seslendi: “Ben atamı sen ustanı unutma,” dedi.
Hatayî de; hamlıktan kurtulmadan meydan yerine gelmez. Bunu bir semah’ında şöyle dile getirir:
Gir sema’a bile oyna
Silinsin pak olsun ayna,
Kırk yıl bir kazanda kayna,
Daha çiğsin yan dediler.
Hz. Mevlânâ’nın dergâhına ilk gelenler önce mutfağa sokulurdu. Yemekle birlikte pişmeyi öğrenirdi.
Pişen erlere, pişiren ustalara selam olsun.
Gürbüz Azak Ağabey, bizim ustamız olur. Kırk yıldır er meydanına kazan kuranlardan. İnsanın kabasını yontanlardan. Ressamdır, gazetecidir, romancıdır. Gazetecilikte tanıdıkları, yaşadıkları, hatırında tuttukları hazine değerindedir. Sohbet ehlidir. Adam yoğurur.
Denizli’nin Acıpayam’ından. Efeler diyarını anlatır, hoş anlatır. Dinlemeye doyamazsınız. Bir insanın bu kadar mı has üslubu olur?
Uz dillidir. Deyimlerle, darbımesellerle söze çeşni katar. Yanına çömelirsiniz, yüzüne bakarsınız, bir anda içiniz ferahlar. Sanki dudağının ucunda bayramlık haberler getirmiştir.
Doğduğu yeri, bastığı toprağı, okullarını, öğretmenlerini tanırız. Kulağını ilk kim doldurmuş biliriz. Ninesini ayrı yere kor. Onu öyle anlatır ki; siz dinlerken çabucak kendi köyünüze, ilinize gidersiniz. Bir yakınınızın hayali çıkar gelir önünüze oturur ve Anadolu irfanının püfür püfür tüttüğü o saflığı, duruluğu, Hakka teslimiyeti hemen hatırlayıverirsiniz.
Gürbüz Azak’ın köydeki evlerinin duvarında yapraklı bir takvim asılıdır. Kime denk gelirse her gün bir dalını koparıyor. Yapraklar azaldıkça ninenin içi gidiyor, üzülüyor. Kıtlık görmüş, yoklukların içinden geçmiş, acılar yaşamış kadıncağız bir damla suyun, bir dal kâğıdın israfına gönlü razı gelmez. Bir gün:
– Gürbüz! diye seslenir. O takvimi idareli kullanın, gelecek seneye de lazım olur.
Çevrede “Hoca Kızı” diye anılıyor ninesi. İtibarlı ve derin bir hocanın kızıymış. Gürbüz Azak çocukluğunu onun yanında geçiriyor.
Bir ramazan günü, Acıpayam’da bağdan bir sele üzüm yapıp nine torun konuşa konuşa köye gelirlerken yolda önlerine eşkıya çıkar. Eşkıya başı seleyi ister. Akşama bu üzümle iftar yapacaklarını söyler. Gürbüz Azak çocuk olmasına rağmen diklenir, vermek istemez. Ninesi razı gelir. Herhalde torununa bir kötülük yapılmasından korkar. Eşkıya bir sele üzümü alıp gözden kaybolur. Yolda Gürbüz Azak’ın içi fokur fokur kaynar. Kendine yediremez. Burnundan solur. Hem oruç hem eşkıyalık, öyle mi? diye homur homur eder.
– Nine! der, keşke vermeseydik.
Ninesi başını okşar:
– Üzülme oğul! Belki de o üzüm selesini Hoca Dede’n onlara göndermiştir. Artık için rahat etsin…
O gönlü yüce, tertemiz Türk anasından Gürbüz beye ne çok iyilik duygusu ve insanî sıcaklık sinmiştir; bunu zamanla, tanıdıkça fark ediyorsunuz.
Gürbüz Ağabey’i defalarca Bâbıâli sohbetlerinde ağırladık, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde dinledik. Tarık Zafer Tunaya’da, Ali Emiri’de, Tuyap’ta, Kültür Konseyi’nde, Kubbealtı’nda ve özel sohbetlerde yanıbaşına varıp haza haz kattık.
Osmanlı’nın; meselâ Ilgaz Dağı’nda kaç Şahin’in, kaç doğanın, kaç akdoğanın yaşadığı bilgisine sahip olduğunu, ağacını, otunu, kuşunu saydığını ondan öğrendik. Urfa Birecik’te yılda 300 gemi yaptığını, Fırat üzerinden Basra Körfezi’ne, oradan da Portekizlilere sattığını o anlattı bize.
Bir sohbette üniversite öğrencisi sordu:
– Kaybettiğimiz değerleri nerede bulacağız?
Gürbüz Ağabey, Orhan Şaik Gökyay’ın bir sözüyle cevapladı:
– Ne ararsan en son cebinde bulursun. Türk resmi Alpler’in değil, Toroslar’ın eteğinde şekillenmeli.
Yazı atölyesinden gençler gelmişti. 3-5 aylık kursu bitirince anlı şanlı yazar olacaklarını düşünüyorlardı. Onları kırıp dökmeden ortaya dedi ki: Dolmadan nasıl taşabilirsiniz? Altan Deliorman 20 yıl Selçuklu Tarihi okuduktan sonra tarihi romanlara başladı.
Yeni bir dergi çıkarmak istediklerini söyleyip fikrini soran iki hevesliye o da:
– Peki, delisini buldunuz mu? diye sormuştu.
Bir gün beni karamsar yakalamıştı. Etrafta olup bitenlere tepki olarak kendimi engelliyordum belki de. Önüm açılmıyordu. Böyle zamanlarda müsekkin gibi gelirdi bize, yüreğimizi ferahlandırırdı. Dedi ki: “Her sanatkârın içinde bir haylaz çocuk vardır. Kimi zaman pusar, küser, ağlar, dertlenir, siner ama sanatkâra yol açar. Hadi işinden geri kalma…”
Tam günü gününe13 yıl önce,13.12.2008 tarihinde Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde Gürbüz Ağabey’i dinliyoruz:
” Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken bizden hayli büyük bir kişi sınıfımıza dahil oldu. Sacit Berk. Daha önce okul bitirmiş, hayata atılmış, meslek edinmiş, 15-20 yıl sonra da gelip Akademi’ye girmişti.
Yavaş yavaş aramızda bir samimiyet oluşuyordu. Bahçede otururken:
– Niye geç kaldın? diye sordum.
– İçimdeki sesi yeni işittim, dedi.
– Mimar olunca ev mi yapacaksın?
– Hayır, şehirlerle oynayacağım.
Nitekim, Sacit Berk, daha sonra İstanbul’un nazım plânının başkanı oldu. İstanbul’u park ve bahçelerle donattı. Tarlabaşı Caddesi başta olmak üzere nice caddeler açarak şehre nefes aldırdı.”
Gürbüz Ağabey o gün başka hayırlı sözlerden sonra bize dönüp iyilik dolu bakışlarla:
– İçinizdeki sesi takip edin, diye tembihlemişti.
Akıl Fikir Yayınları’ndan yeni bir kitabı çıktı. “150 Soruda Türkler”. Okumanızı tavsiye ederim.
Eminim ki, aradığınızı kendi cebinizde bulacaksınız.
Şerif Aydemir
- OCAKTAKİ ATEŞİ TAZELEDİK - 15.12.2025
- OCAKTAKİ ATEŞİ TAZELEDİK-İÇ EVİNİ GÖKLERE TAŞIYANLAR - 01.11.2025
- GÖLGENDE GÜL ÜŞÜDÜ - 06.02.2024
- KARANLIKTAKİ BEYAZ KUŞLAR - 30.01.2024
- ILIK DUYGULAR EĞLEŞSİN YÜREĞİNDE - 10.08.2023
- KİMİN YÜREĞİNDE YARA İZİ VAR? - 27.06.2023
- BİR SOĞUK YEL ESER, ÜŞÜR ÖLÜM BİLE - 12.05.2023
- BU DAĞLARIN KARI ERİMEZ - 11.05.2023
- İÇİMDE DOLAŞAN, GEZEN BİRİ VAR - 10.05.2023
- HAYATI BİZE ACILAR ÖĞRETİYOR - 09.05.2023
- İYİLİK TÜTERDİ NEFESLERİNDEN - 08.05.2023
- BİR NALINA BİR MIHINA… - 07.05.2023
- İNSAN DEDİĞİN NE Kİ, BİR AVUÇ İÇLENİŞ… - 06.05.2023
- ARTIK İYİLİĞİ HATIRLATACAK GÜZEL SÖZ SAHİPLERİ GEZİNMELİ ARAMIZDA - 05.05.2023
- ÜSTÜNE BİR TAŞ ÇEKİP YATANLARI ÖLÜ MÜ SANIYORUZ..? - 04.05.2023
