KARNE GÜNÜ

Güneş batmış, sokağın başındaki camiden yükselen ezan sesi avluyu doldurmuştu. Toz toprak içinde akşama kadar oynamaktan bitkin düşmüş çocuklar evlerine dönüyorlardı. Saatlerdir balkondan içeri girmek istemiyordu. Dün yaşadıklarını henüz sindirememiş, olanları düşündükçe tekrar yaşıyor, kalbi sıkışıyor, aniden nefesi kesiliyordu.

Karne günüydü, heyecanla erkenden kalkmış, hızlıca hazırlanmıştı. Servise yetişemezse köye araç bulması zor oluyordu.

Sorun çıkmadan bugünü de geçirirse iki yılı tamamlamış olacaktı.

Öğretmenlik çocukluk hayaliydi. Hiç vazgeçmemişti bu hayalinden.  İlahiyat bölümünü bu yüzden tercih etmişti. Okulun ilk yılında namaz için geldiği cami avlusunda duyduğu “Kahrolsun Şeriat” naraları kötü günlerin de habercisiydi. Mezun olduğunda ise ülke yeni bir döneme girmişti. Artık başörtülü bir öğretmen olarak görev yapmak mümkün görünmüyordu. Altı ay sonra bu köy okuluna atandığında, kendisinden sonra en çok sevinen anne babası olmuştu.

Okul müdürüne ne olursa olsun başını açmayacağını, gerekirse istifa edeceğini ilk gün söylemesi kolay olmamıştı. Müdür ılımlı birisiydi, hatta kendi öğrencilik yıllarında başörtülü arkadaşlarını desteklediğini anlatırdı.

Servis okulun önünde durduğunda, kapıda müdür bey ve yanında da Milli Eğitim Müfettişi vardı. Karne günüydü, ders işlenmeyeceği için öğrenciler önlüksüzdü. Müfettiş tarafından öğrencilerin gözü önünde başını açıp derse girmesi istendi.

Sakine Demir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir