Şefika hanım, sakin bir mizaca ve güleç yüze sahip, mahalleli tarafından çok sevilen bir hanımefendiydi. Kedilerin annesi, mahallenin de meleği unvanını hak etmişti. Nitekim bu sıfatları boşuna taşımıyordu.
Soğuk-sıcak, yaz- kış demeden zorda kalan herkesin imdadına yetişiyordu, gücünün yettiğince.
Ama bu yardımlardan en çok nasiplenen, kedilerdi. Her gün kapının önüne konan temiz su ve birkaç kap mama, onlar için bulunmaz bir hazineydi.
Şefika Hanım, evinin bir odasını onlar için adeta bir otel odası konforunda hazırlamıştı. Sıcak bir oda ve yumuşak minderler her zaman hazırdı. Gözleri görmeyen Bambik, meraklı bakışlarıyla Kasapcan, bembeyaz tüyleri ve yaramazlığıyla meşhur İnci Hanım ve daha niceleri…
Hayvan sevgisi Şefika Hanım için sıradan bir alışkanlık değil, ruhunun derinliklerinden gelen bir coşkuydu.
Kanadı kırık bir kuş görse, şefkatli elleriyle onlara şifa dağıtırdı Kimse görmese de Allah cc görür; diye düşünüyor, “bir cana merhamet, göktekilerin de merhametini cezbeder” hakikati zihninde yankılanıyordu.
Balkonuna yuva kuran kumruları, gönüllü olarak ağırlamış, yumurtadan çıkan yavruları, büyüyünceye kadar gözünün önünden ayırmamıştı.
Serin bir ilkbahar sabahında bahçesindeki çiçekleri sularken, kulübeden gelen hafif bir hışırtı sesi duydu. Mahalledeki kedilerin yavrulamak için kullandığı sessiz bir köşeydi. Gelen ses üzerine “herhalde bir anne kedi yavruladı” diye içinden geçirdi.
Kapıyı aralayınca gördüğü manzara karşısında şaşa kaldı. Birden ne yapacağını şaşırdı ve aniden kapıyı kapattı. Bir şeyler yapması gerektiğini düşündü. Bu sırada yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu. “Yeni misafirlerim var” diyordu kendi kendine.
Ertesi gün kulübeye eli yine dolu gitti. İçeride bir anne ve yavrular vardı. Yardım etmesi gerekiyordu.
Derken günler günleri kovaladı. Şefika hanım, sabahları anne ve yavrularını ürkütmeden, usulca yiyecek ve su bırakmayı ihmal etmiyordu…
Aradan birkaç hafta geçmişti. Bu süre zarfında yavrular da büyüme yolunda hızla ilerliyordu. Geçen zamanla birlikte yavrular, Şefika hanıma epeyce alışmışlardı. Eskisi gibi ürküp kaçmıyorlardı.
Fakat kaçınılmaz olan ayrılma vakti gelmişti. Kolay olmayacaktı. Yüreğinde bir sızı hissetti. Fare de olsa o bir anneydi. Altı yavrusuyla beraber ismiyle müsemma Şefika hanıma geçici bir süre misafir olmuştu. Bu düşüncelerle kulübenin kapısını açtı. Gitme vakti gelmişti. Bu onlar için de zordu. Ama fıtratlarının gereği bir ortamda hayatlarını devam ettirmeleri gerekiyordu.
Mahalleli o günden sonra onun için yeni bir sıfat daha bulmuştu:
“Farelerin annesi, Şefika hanım.”
Azize Çiğdem Eroğlu
- GENÇLERE HİTAP - 13.03.2026
- ATEİSTLİKTEN MODERN ZAMAN DERVİŞLİĞİNE - 17.02.2026
- İKİNCİ ABDÜLHAMİT HAN’I ANMA VE ANLAMA PROGRAMI - 15.02.2026
- II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİ - 12.02.2026
- SOYKIRIM KISKACINDA DOĞU TÜRKİSTAN - 10.02.2026
- BOZKIRDAN İNSAN MANZARALARI - 09.02.2026
- BOZKIRIN AYNASINDAN YANSIYAN YÜZLER - 03.02.2026
- AFGANİSTAN’DAN AMERİKA’YA DEVRİ ALEM - 27.01.2026
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAT SANATI - 20.01.2026
- ESKADER BÂBIÂLİ SOHBETLERİ’NDE GÜNEY AMERİKA RÜZGÂRLARI ESTİ… - 18.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 13.01.2026
- MAGNA FORTUNA ÇEBİ’YLE PERU’YA YOLCULUK - 12.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 06.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 04.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 30.12.2025
