KUMRU’NUN SABRI

Malum insanlar gibi hayvanların da aileleri var. Yaklaşık bir ay önce apartmanımızın havalandırmasında ikamet eden bir kumru ailesi, çocuklarını doğurup yetiştirdikten ve uçabilecek hâle getirdikten sonra birlikte uçup gittiler. Bu hadiseyi yaşamış görmüştük. Gittiler şen şatır hâlde…

Bir ailenin gözümüzün önünde gelip bize komşu olması bizi mutlu etmişti. Bir gün hanımdan haber geldi. “Havalandırmada kumru var.” diye. Ertesi günü sabah ayazında seslerini duyduk. Ne içli, ne güzel, ne şevkli, ne anlamlıdır kumru sesi… Duyan, işiten, hisseden bilir. Daha sonraki günlerde oğlum Ömer fotoğraflarını çekti ailenin… Günler çabucak geçti ve biz yavruyu göremeden gittiler. Yumurtadan ne zaman çıktı, nasıl büyüdü, anlayamadık.

Sanırım bizden razı olmuşlar ki, başka bir kumru çifte haber salmışlar: “Tam yavrulanacak mekân, koşun gidin, başkası kapmadan… Çekinmeden, korkmadan gidip orada yavrunuzu sağlıkla doğurabilirsiniz. Kimse sizi rahatsız etmez.” demiş olmalılar ki günü dolmadan yeni bir kumru ailesi geldi. Bir aile gitmişti, yenisi geldi. Sevinmiştik hepimiz. Ben, hanım, oğlum Ömer ve evdeki küçük oğlumuz Lokum. Yani kedimiz.

 

 

Tabii malum kuş familyası içinde en çok sevgiye önem veren bir sınıftır kumrular… Hatta birbirine çok bağlı olan aileler için “Kumrular gibi birbirlerini çok seviyorlar.” denir ya… Öyle… Hakikaten kumrular muhabbet ve sevgi fedaileri âdeta. Ben şirinlikleri dolayısıyla onlara ‘kumri’ diyorum. Bilmiyorum bu adlandırmadan memnunlar mı? Ama itiraz etmediklerine göre kabullenmişler galiba.

 

 

Bizim mutfağın penceresi apartman boşluğuna bakar. Ve kumrular da bu boşluğun bir çıkmasında yuva kuruyorlar. İnce, dar bir alan ama onlar hâllerinden memnun. Ben ise hani yumurta düşer, yavru tutunamaz diye korkuyorum, endişeliyim. İçimden sağlıklı bir doğum için dua ediyorum. Birinci aile sağ selamet bunu başardı ve gitti. Şimdi sırada ikinci aile var.

Her mutfağa gidişte, çayımı alışta mutlaka başımı kaldırır onlara bakarım. Onlar da bana bakarlar. Bakışırız. Sabahları genelde eşler yan yanalar. O tatlı muhabbetlerinin görülmesi gerek. Anlatmakla olmaz. Öğleden sonra erkeği uçup gidiyor. Anne kumru ve yumurtası kalıyor. Gelecekteki yavrusu yani… Ben pencereden baktıkça sanki hissetmiş gibi o da yan gözle bana bakıyor. Hani nasıl derler ‘göz ucuyla’ bana nazar ediyor. Hafiften bakışıyoruz işte.

Aslında çayımı alırken sessiz olmaya çalışıyorum. Hani ürkmesinler, korumasınlar diye. Ama hâliyle çeşmeden su akınca gürültü oluyor ve anne kumru “Orda neler oluyor?” dercesine dönüp bana bakıyor. Usulca, sessizce çayımı alıp uzaklaşıyorum. Aman korkmasınlar, ürkmesinler, bizi bırakıp gitmesinler diye… Salona geçerken tülün ardından tekrar bakıyorum fedakâr anne kumruya… Yumurtanın üstüne sağlam şekilde yerleşmiş olan mübarek anneye… O beni görmüyor tabii… Bu benim açımdan daha iyi. En azından dikkatini dağıtmıyorum. Malum belli bir süre yumurtanın üstünde durması gerek. O konuda da bilgim yok, kaç günü böyle geçiriyor.

Geçen sabah hanımın sesiyle uyandım. Oğlumuza sesleniyordu: “Ömeeeer! Kumru’nun yavrusu ölmüş. Yazıııııkkkk…” Yazıklanan sadece o mu, Ömer de üzüldü, ben de… Kalktığımda hanımı çok üzgün gördüm. O zaten can dostlarımıza en çok şefkat gösterendir. Malum bütün anneler “şefkat kahramanıdır.” Bizim hanım da öyle… Salondaki pencereden tül perdeyi açıp gösterdi: “Bak yavru kumru boynunu bükmüş, boynunun kenarında hafif bir kan var.” Üstünkörü baktım, ama doğrusu uzun uzun bakamıyorum böyle acı manzaralara.

Öğleden sonra kumru ailesi uçtu gitti. Ölen yavru da yoktu. Acaba yanlarında mı götürdüler, ne yaptılar, anlayamadım. Ama içimize bir acı çöktü. Bir yavrunun ölümü en çok anne ve babayı yaralar. En fazlada anneyi… Başka bir aile gelmedi oraya… Ama ben her mutfağa gidişte başımı kaldırıp bir ümitle bakıyorum aynı yuvaya… Biraz çalı çırpı kalmış geçmişten hatıra. O kadar… Yeni kumru ailesi, gelen giden yok. Bekliyorum yine de… Umudumu hiç yitirmedim hiç. Başka bir aile gelip yine yumurta bırakacak. Önce erkek kumru çalı çırpı getirip yuvayı kuracak, sonra da anne kumru yumurtanın üstüne yatacak. Günlerce yerinden kımıldamadan, hareketsiz kalacak. Bu ne sabır ya rabbi! Biz olsak sıkılırız galiba. Ama o annelik içgüdüsünün hakkını veriyor. Sabrın şahikasında!

Kumrular bir daha gelmedi. Gelmedi ama ben eski kumru ailelerinin hatırı için her mutfağa gidişimde başımı kaldırıyor ve sanki onlar ordaymış gibi, eskiden olduğu şekilde bakıp duruyorum. Gelmediler, gelemediler. Belki daha güvenli bir yer bulmuşlardır kim bilir. Fakat bize birkaç haftalığına da olsa büyük bir mutluluk yaşatmışlardı onlar. Olsun bu küçük saadet de bize yeter. Aza kanaat edelim belki çoğu da verilir. İçimizdeki sevgi kuşuna kanat takıp kalbimizin pır pırlarıyla birlikte onların uçtuğu gökyüzüne doğru yolladık gitti. Kim bilir belki de postamız ulaşmıştır onlara. Selamımızı alıp kabul etmişlerdir, belli mi olur.

Kim ne derse desin ben her mutfağa gidişimde pencereden apartman boşluğundaki eski yuvayı gözleyeceğim. Belki bir gün bir sürpriz yapar bir kumru ailesi… Çıkagelir ve o güzelim sesleriyle, sevgileriyle yine bizim evin içini neşeye boğarlar. Sabırla, heyecanla ve umutla bekliyorum.

Mehmet Nuri Yardım

Fotoğraflar: Ömer Faruk Yardım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir