Pusulanın icadıyla; Amerika, Antiller gibi bilinmeyen, uzak coğrafyalara gidilen; matbaanın icadı ile kitapların hem çoğaldığı hem ucuzladığı, Michalangelo, Da Vinci, Dante, Petrarca gibi isimlerin yetiştiği, Avrupa Uygarlığı’nın temelinin atıldığı dönemdir. Rönesans, İtalya’da Antik Yunan ve Latin Edebiyatı ile felsefelerinin yeniden keşfinin; hümanist eğitim idealiyle birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Rönesans, İtalya’da başlamıştır. Çünkü soylular ve yöneticiler henüz siyasi birliğini tamamlayamamış; görece baskısız bir İtalya’da, Antik Yunan ve Latin eserlerine daha kolay ulaşabilmiş ve çok paralar harcayarak da olsa bu eserleri çoğaltarak bunları içeren kütüphaneler kurabilmişlerdir. Da Vinci’nin biyografisini yazmış olan Giorgio Vasari’nin ilk kez kavram olarak kullandığı Rönesans’ın İtalya’da başladığı bilinse de; ne zaman başlayıp bittiği hususunda tarihçiler arasında mutabakat yoktur. Bu arada Rönesans, “skolastik düşüncenin” hâkim olduğu, insanların zorlu doğa koşulları ve veba gibi salgın hastalıklarla boğuştuğu Ortaçağ’dan tamamen bağımsız ve birdenbire ortaya çıkan bir dönem olmamıştır. Antik Yunan ve İslam filozofları bu dönemde tanınmaya, öğrenilmeye başlanır ve Rönesans, Ortaçağ’da temelleri atılan çalışmalarla hem gerçekleşir hem de yayılır. Tabii bu gerçek, bilim insanlarının cezalandırıldığı, susturulduğu bu dönemi mazur göstermez sadece çalışmaların birbirlerinin üstüne eklenerek ilerlediğini ve netice elde etmenin ne kadar uzun sürebileceğini gösterir.
On beşinci ve on altıncı yüzyılları kapsayan, yeniden doğuş anlamına gelen, Avrupa Uygarlığı’nın temelinin atıldığı Rönesans döneminin, Eski Yunan ve Roma kültürünün yeniden canlandırılması sayesinde başladığını daha önce söylemiştik. Bunda İstanbul’un fethiyle Avrupa’ya kaçan bilgin ve aydınların, elyazması eserleri beraberlerinde götürmeleri fazlasıyla etkili olmuştur.
Daha bireyci olan İtalyan Rönesansı, Kuzey Avrupa’da; hümanizmin öncüsü kabul edilen, klasiklerin öğretilmesini destekleyen, eski metinlerle karşılaştırmalı İncil çevirisi yapan, Rotterdamlı Desiderius Erasmus önderliğinde yayılırken; İngiltere’de bu yayılım Winchester ve Eton gibi hümanist eğitim kurumları ve Thomas More gibi din adamları aracılığıyla gerçekleşir.

Matbaa vasıtasıyla okuryazarlığın artması ile din adamlarının imtiyazları yok olurken; ulusal bilincin uyanmasıyla, insanlar dini değerlerden çok kendi ülkelerini önemsemeye başlar. Uluslar kendi kimliklerini bulur; milli dil, milli edebiyat ve ulusal çıkarlar ön plana çıkar. Edebi eserlerde; Dante Alighieri’nin, La Divina Commedia (İlahi Kommedya) eseriyle başlattığı yerel dille yazma, eser verme akımı yaygınlaşır. Yazarlar, kendi dil ve lehçelerinde eserler vermeye başlar. Böylece ulus devletlerin temeli atılır ve coğrafi keşiflerle başlayan sömürgecilik yarışının getirdiği rekabetle aslında kısmen de olsa birlik içinde olan Avrupa coğrafyası ayrışmaya başlar.

Resim ve heykelde, dini konular yerlerini portrelere ve insanı konu alan eserlere bırakır. İnsanı gerçek boyutuyla yansıtmak isteyen sanatçılar, perspektifi daha kurallı halde kullanmaya başlar. Dini konular dahi daha gerçekçi işlenmeye başlanır. Michelangelo, Rafaello gibi sanatçılar eserlerini hareket halinde yansıtmaya çalışırlar; bu da sanata farklı bir matematik katar. Dünyevi hayata vurgu yapmak isteyen sanatçılar, pastoral fonlar kullanmaya başlarlar. Fransa’da; Montaigne, İspanya’da; Cervantes, İngiltere’de; Shakespeare gibi yeni olaylara tanıklık eden edebiyatçılar, yaşananları eserlerine yansıtırlar.
Rönesans, dönem insanına, evet, yeni ufuklar açar. Yeni buluşlar, yeni keşifler hızlanır, coğrafi keşiflerle; Avrupa; Çin, Hint, İslam dünyası gibi büyük uygarlıklara nüfus etme fırsatı yakalar. Amerika kıtasına gidilir (1492). Ancak dönemin bütün keşif ya da buluşları insanlığın yararına elbet değildir. Örneğin barutun icadıyla; savaşlar daha yıkıcı hale gelir ya da yetenekli yazar ve sanatçıların hamileri aslında sömürgelerden elde edilen kaynaklarla zenginleşen tüccar ve soylular olur. Kendi iç düzen ve sistemlerini yoluna koyan devletler, bu sefer daha fazlası için daha geniş ve hiç fethedilmemiş kaynaklar için üstünlük yarışına girerler.
Astronomi, coğrafya ve tıp alanlarında yaşanan gelişmelerle ufku genişleyen Rönesans insanı, bilinmedik coğrafyalara yelken açarak; skolastik felsefenin pek çok kalıplaşmış bilgisini de yanlışlama fırsatı bulur. Bu durum da beraberinde bir paradoks getirir. Bu bilgilerin yanlışlanmasıyla; Katolik kiliseye olan inanç sarsılırken, aynı Katolik dünya, coğrafi keşifler aracılığıyla uzun yıllar sürecek ve geniş coğrafyalara yayılacak bir hegemonya da başlatır. Sömürgeleşme ve kolonileşmenin getirdiği kölelik aracılığıyla da; Avrupa’da yaygın din ve diller, siyasi ve iktisadi sistemler geniş alanlara yayılma şansı bulur. Coğrafi keşiflerle zenginleşen tüccar ve burjuva sınıfı kiliseye karşı kralların yanında yer alır ve böylece Rönesans’ın getirdiği özgür düşünce ortamı Reformun da önkoşullarını sağlar. Ezcümle bilim, sanat, felsefe, edebiyat alanlarında yepyeni düşüncelerin ve bireysellik ile hür aklın ortaya çıktığı; keşifler ve serüvenler çağı olan Rönesans, insanlık ve Avrupa tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kaydedilir.
Kübra Yıldırım Erşan
- AKLIN UYKUSU CANAVARLAR YARATIR - 16.02.2024
- İHTİLAL-İ KEBİR - 18.12.2023
- LİBERTÉ, EGALİTÉ, FRATERNİTÉ/ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK - 29.11.2023
- DÜNYANIN EN ÇOK FOTOĞRAFI ÇEKİLEN KADINI - 03.09.2023
- YENİDEN DOĞUŞ - 21.08.2023
- TANZİMAT AYDINLARI VE FATMA ALİYE - 10.07.2023
- LALE DEVRİ’NDE MİNYATÜR - 11.06.2023
- ERKEN VE KLASİK DÖNEM OSMANLI MİNYATÜRÜ - 16.05.2023
- GÜÇLER DENGESİ - 28.04.2023
- HİTİT SARAY KADINLARI - 11.04.2023
- HER ŞEYİN BİR İLKİ VARDIR - 02.04.2023
