Dünya… İnsanlığın anası… Yaratımdan sonsuzluğa, zaman ile insanın var olduğu, bilmediğimiz lakin bilmeyi öğrendiğimiz hayat alanı… Prof. Dr. Hali İnalcık, dünya dediğimiz bu yerde, bir asırlık ömründe bilmeyi ve bildiğini öğretmeyi arzu eder. Son nefesine kadar tarihi özenle okur, araştırır, yazar ve anlatır… Tarihi bize yeniden öğretir, daha güzeli sevdirir. Tarihçilerin kutbu olarak anılan Halil İnalcık, su yolundan kaynağa, kaynaktan Osmanlı’nın kuruluşuna dair belgeleri kelime kelime okurken, adım adım giderken, tarih kendi hayatında var olur. Halil İnalcık, kitaplarında tarihi kaynakları analiz ederek, bize bilgeliği yeniden kazandırır. Hayallerden ve yanlış tasavvurlardan arınan kayıtlarla tarihi, kendine özgü dili ve anlatımıyla günümüze aktarır.
Hocaların hocası olan Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze, yaptığı analizlerle bize yol gösterirken, arşivlerimize değerli kaynaklar bırakır. “Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I” adlı kitabını elimize alıyoruz. Kitap ilk olarak 1954 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanır. II. Murad ve II. Mehmed dönemlerine dair yazılan kaynaklardan meydana gelen kitap, dört bölümdür. Bir ummana bakıyoruz. Halil İnalcık Hoca’yı dinliyoruz…
Sultan Murad, 1443 yazına doğru, rüşd çağına girmiş bulunan oğlu Mehmed Çelebi’yi, eski Türk devlet ananesine göre idare ve hükûmet işlerine alışmak üzere Manisa’ya gönderir. O zaman 12 yaşına basmış olan Mehmed Çelebi, tuğ ve sancak alarak yanında lalası Kassab-zâde Mahmud ve Nişancı İbrahim beyler ile Manisa’ya doğru yol alır. 1443 yazında Karaman-oğlu ayaklanmasını idare eden, Murad’ın şehzâdelerinden birincisi, Alâeddin Ali Çelebi’nin Amasya’dan acı haberi gelir. Yanko, Macar Kralı Ladislas ve Sırp Despotu idaresinde kuvvetli bir ordu Tuna’yı aşar, II. Murad‘ı oğlu Mehmed Çelebi lehine tahttan feragate sevk eden buhranlı devre böyle başlar. 12 yaşındaki Mehmed Çelebi adına II. Murad büyük fedakârlıklara katlanmak zaruretini duyar ve tamamıyla babası Çelebi Sultan Mehmed’in barışçı siyasetine döner. II. Murad, Varna (1444) sonrası tahtan çekilir.
Amasya medreselerinin tarihteki yeri ve önemine konu gelir. II. Murad’ın karakteri ve eğitimi üzerinde Amasya Medreseleri’nin etkisi görülür. Murad muâmelerinde insanî ve merhametli olarak tanınır, sulh-severliği, ahde vefâsı birbirinden tamamıyla ayrı kaynaklar tarafından bildirilir. Gençliğinde Amasya’nın yüksek kültür muhitinde bulunan II. Murad, ilim ve edebiyata büyük kıymet veren bir hükümdardır. II. Murad’a tahtan çekilmenin yanlış olduğunu hadiseler anlatır. Tahtan çekilmesi, yaptığı fedakârlıklar, devletin zaafı olarak algılanır. Macarlar’la Edirne’de yaptığı sulh, oyalama olarak görülür. Haçlılar, Türkleri Rumeli’nden çıkarmak için kaçırılmaz fırsat olarak sayarlar. Uzlette olan II. Murad, ısrarlar üzerine Edirne’ye döner.
Bir dönemi anlamaya, Halil Hoca’nın “Fatih Sultan Mehemmed Han İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı Kayser-i Rûm”* adlı kitabından okumaya devam ediyoruz. II. Mehmed’in askerî ve entelektüel yeteneğinin ilk izlerini takip ediyoruz. 1446’da tekrar Manisa’ya dönen Mehmed, kendini vali olarak saymaz. Bakır para bastırır, Venedik ile imzalanan barış muahedesini hiçe sayarak, gönderdiği korsanlar vasıtasıyla Ege Denizi’nde Venedik’e ait topraklara zararlar verdirir. Mehmed, Manisa’ya vardıktan sonra bağımsız hüküm sürer.
İnalcık’ın aktarımlarıyla II. Mehmed’in hayatına tanıklık ediyoruz. Babası II. Murad gibi gelenekli ve bereketli bir eğitim alan Mehmed’in bir hayali vardır. Zamanını bekler, yolunda İstanbul vardır. 1450 kışında Sultan Mehmed’in Dulkadir oğlu Süleyman Bey’in kızıyla izdivacı dolayısıyla Doğu ve Batı’daki dost hükümdarlarla bütün tâbi beyler Edirne’ye davet olunur ve büyük bir düğün yapılır. Düğünden sonra Sultan Mehmed karısıyla Manisa’ya gider, orada babasının ölümü haberini alır. II. Murad’ın ölümü (1451) ile II. Mehmed’e yeniden Edirne’ye taht yolu görünür.
II.Mehmed yeniden yönetime talip olurken, devlet geleneğini anlamak üzere Halil İnalcık’ın “Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adâlet” adlı kitabına başvuruyoruz. İnalcık, Osmanlı Devleti’nin birçok millet ve dinî altı yüz yıl bir arada tutarak, idare ederek kurduğu birlikteliği anlatır. Osmanlı ülkesi ve halkı, iktidarını Tanrı’dan alan ve yalnız Tanrı önünde sorumludur. Yusuf Has Hacib bizi kapıda karşılar. Kutadgu Bilig, “İslam Ruhu” ile yazılan insan hayatının manasını tahlil eden, toplumda ve devletteki görevleri tayin eden bir felsefe, bir hayat felsefesidir. Adalet halkın üzerinden zulmü gidermek, kuvvetlinin zayıfı ezmesine meydan vermemek, tebaanın can ve mal güvenliği olarak anlatılmaktadır. Egemenlik, adalet ile birbirine bağlı bir kavram olarak meydana gelir. İyi bir siyaset, hükümdarın kişisel moral niteliklerine gelir dayanır. Hükümdar insaflı ve af edici karakterde ise adil bir hükümet kurmak mümkün olur. Siyaset ahlaktan ayrılmaz. Beyliğin temeli adalet yoludur. Rahmet, ilim, akıl ve adalet birlikte yürür. Adalet mülkün temelidir. Padişah, divan-ı hümayuna başkanlık eder, sıradan yurttaş dahi temsile şikâyetini arz eder. Mutlak otorite ile adalet arasında sağlıklı bir temel prensip olarak kabul edilir. Bu kurumun kaynağı şeriat değil, tarihi gelenektir. Halkın idareye katılması olarak da yorumlayabiliriz.
Sultan Mehmed bilgi ve akıl sahibi, sözü hikmet ve yaptıkları ile adaletli bir pâdişahdır. Anadolu ve Balkan topraklarında görülen devletin egemenliği ile İstanbul ada gibi fethi bekler. Edirne’den topları ve 70 bin kişilik esas kuvvetleriyle hareket eder, 2 Nisan’da öncü kuvvetleri Konstantinopolis önündedir, 6-7 Nisan’da top ateşi başlar, 29 Mayıs’a kadar devam eden fetih iradesi ile kalenin kapılarından geçer. Sultan Mehmed, ulemâ ve ümera çevresinde olduğu halde alayla şehre girer. Binalarını ve çarşılarını seyredip özellikle Ayasofya’yı görmek ister. Zamanla harap olan bu kilisenin yalnız kubbesi ayaktadır. Sultan kiliseyi ve yan binalarını böyle harap görünce, âlemin sebatsızlığını hatırlar. Oradan ordugâha dönen Fâtih, Dîvân kurar.
“Bundan sonra tahtım İstanbul’dur” diyen Fatih Sultan Mehmed, şehrin ortasında iki kara ve iki denizi gören bir yeri dört köşe bir duvarla çevirir. Kendi oturacağı saray, konut ve dîvan, bostan, pazarlar, kervansaraylar yaptırır. Sultan şehrin nüfusunun artması ve zenginleşmesi gereklerini de yerine getirmeye çalışır. Kara ve deniz yoluyla şehre her türlü yiyecek akıp gelmeye başlar, eski su yollarını onararak şehre nehir gibi su akıtır. Bu suyu, saraya hamamlara ve mahallelere ulaştırır. Ayasofya tarzında bir ulu cami (Fâtih Camii) imar edilir. Ayrıca bu caminin etrafına sekiz medrese ve bir kitaplık yaptırır. Temimme Medreseleri inşâ ettirir. Darüşşifa, hastane ve büyük bir imaret yaptırır. Şeyh Vefazâde ve dervişleri için zâviye ve hamam yapılıp bağışlanır. İstanbul suru dışında Ebû Eyyûb el-Ensarî mezarı üzerine bir türbe, medrese ve hamam yaptırır. Hazretin kabri, İstanbul’da makam bölgesi, makam cami olup her taraftan halk gelir. Ayasofya ve İstanbul surlarının onarımı tamamlanır. İstanbul limanı ağzında Anadolu yakasında deniz içine döküntü taş üzerinde sağlam bir kale (Kız Kulesi) yaptırır, toplar hazırlar. 1329 Palekanon Zaferi ile Üsküdar’a kadar gelen ordunun adımlarının devamıdır. İstanbul’un fethinin ardından beylik, imparatorluk görünümü alır. Devlet, Uygur yazılarını da Roma yazılarını da kendinde barındırır. Fatih, hüküm-ferman formunda kanunlardan başka iki genel kanûnnâme ilân eder. Kamu yararı için kendi iradesiyle bağımsız kanûnnâmeler hazırlanması, Türk-Moğol geleneğine bağlanabilir. Bu iki kanûnnâme resmî kanûn kodlarıdır.
Hocaların hocası İnalcık, “Atatürk ve Demokratik Türkiye” adlı kitabında, demokrasiyi toplumda barışı güvence altına almak için kurulan uzlaşma ve denge zemini olarak tanımlar. Milletin geleceği, yine milletin hâkim olma azmine bağlıdır. Osmanlı’dan günümüze konu yine Fatih’e gelir. İnalcık, Fatih Sultan Mehmed’in şüphesiz devrinin en modern hükümdarlarından olup ülkesini devrin en ileri ülkesi yapmak azminde olduğunu belirtir. Bin yıllık Anadolu-İslam kültürü tarihi bir olgudur. Osmanlı’nın kültürü, önümüzde toprağı yararak başını kaldırmaktadır. İnalcık, “Bu güzel yurdu korumak herkesin yararınadır.” diyerek iyi temennilerde bulunur.
Bir ömür boyu, tarihe ayna olan İnalcık, zaman ve mekân okumaları adına bize alan verir. Kadim bilgelikten gelen aktarımlarıyla analiz yaparak tarihi öğretir. Ayrı kaynaklarda, aynı manayı bularak yol alan İnalcık, tarihi kayıtlara bağlı kalarak yalın bir dil ile yazar. II. Mehmed’in “Fatih” olma yolunda attığı adımları, beylikten imparatorluğa Osmanlı Devleti’nin ruhunu ve Anadolu topraklarının bereketi kadar zorluklarını da yazar. Kimi zaman orta çağ saraylarının küf kokusunu, kimi zaman zeytinliklerin arasından geçen fetih ordularının ayak seslerini duyarız. Orta çağ ile günümüz arasında uzun mesafeler yoktur. İnalcık, demokrasiyi anlatırken, Fatih Sultan Mehmed’e değinir. Fetih sonrası İstanbul’un sosyal ve ekonomik yapılanmasını ayrıntılı olarak irdeler. Tarihi korurken, yurdunu koruduğunu bilir, bu bilgeliği bize de öğretir.
Türk Dünyası Ansiklopedisi’nden dünyanın saygın tarihçilerinden olan Halil İbrahim İnalcık’ın hayatını okuyoruz. İnalcık (1916-2016) Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde yüksek tahsilini tamamlar. Muzaffer Göker, Şemsettin Günaltay, Hikmet Bayur ve Fuad Köprülü gibi değerli isimlerden ders alır. Kırım’dan göç eden bir aileden geldiği için Kırım Tarihi’nin hayatında özel bir yeri vardır. Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü’nü (1993) kurmak üzere davet edilen İnalcık, yine aynı üniversitede “Halil İnalcık Osmanlı Çalışmaları Merkezi”ni (2003) kurar. Fatih’in fermanları üzerine araştırmalar yapan İnalcık, İstanbul’da Fatih Camii hazîresine defnedilir.
*Fatih Sultan Mehemmed Han İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı
Bâb-ı Hümâyûn Kitabesi’nde (1478) II. Mehmed, “Sultanü’l-berreyn ve’l-bahreyn” hitabı ile iki kara ve denizin sultanı olarak betimlenir.
Kaynak:
Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Kronik Kitap, Mayıs 2021, İstanbul
Fatih Sultan Mehemmed Han İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı Kayser-i Rûm, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Eylül 2024, İstanbul
Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adâlet, Kronik Kitap, Aralık 2023, İstanbul
Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kronik Kitap, Mart 2024, İstanbul
- AYNI YÖNE BAKMAK - 03.03.2026
- BİR HARİTANIN ARDINDA… - 09.02.2026
- HAYAT AĞACI - 06.01.2026
- BU GÜZEL YURDU KORUMAK HERKESİN YARARINADIR. - 13.12.2025
- “ANADOLU TOPRAKLARINDA VE TÜRKÜLERDE SAKLI ÖZÜMÜZ” - 23.02.2024
- “AŞK BİZE, HAYATIN İÇ YÜZÜNÜ GÖSTERİYOR” - 16.02.2024
- “İLMİN VE SANATIN ZEKÂTI, ONU KARŞILIKSIZ VERMEKTİR” - 04.02.2024
