Elbet sizde de oluyordur, hani şu arkadaş listesini gözden geçirme isteği. Bu içimizde gezinen düşüncenin buyruklarını nasıl yerine getireceğimizi bulmak zor iş vesselam. Gönül ve akıl süzgecinden geçirmek ve de ardında bıraktıklarınla vedalaşmak, rehbere çekidüzen vermek, kolay değil. Adamakıllı babayiğitlik gerektiriyor.
Sizde de durum bu minvalde mi?
Bugünün içine gizlenmiş hüzün aradığım formülü bulmak adına bana yol gösterdi. Sabah radyoda sesini bir kez daha duyunca ölümünün ilk yıl dönümü olduğunu anımsadım. Geçen yıl bugün haber kaynaklarının içimizi burkan seslenişiyle öğrenmiştik
“Bozkırın Tezenesi”
Neşet Ertaş’ın Leyla’yı ardında bırakıp Mevla’ya yürüdüğünü. Fakat şunu da söylemeden geçmemek gerek; Neşet Usta “Gönül Dağı”ndan ne zaman seslense Mevla’yı ölümün ardına ötelemenin hanemize yazılacak en büyük kayıp olduğunu haliyle, tavrıyla, sözüyle, sazıyla ortaya koymuş olmasıdır. Öyle olmasa böyle der miydi?
“Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım…”
Şimdi diyorum ki kendime, sor bakalım listene Neşet Ertaş’tan en azından bir türkü de olsa beraber söyleyebilecekler kimler? Ayır el kaldıranları, yanına al ve yola öyle devam et…
“Tatlı dile, güler yüze” seslendi hep, “Zahide”nin gelin gideceği haberi alınca sadece onun değil, bizim de belimiz büküldü yine de kendi edip, kendi bulduğunu inkâr etmedi. Hiçbirimize değil, kendine, nefsine yüklendi ve
“Hata benim, günah benim, suç benim” dedi.
“Zülüf dökülmüş yüze” hasretti ama o yüze sahip güzele varamayacağını bildiği için
“Bir kazma al, bir kürek aman aman, Mezarımı kaz gayri” dedi de gitti.
Yüreğinde demlediği kelimeleri, cümleleri vardı. Konuşunca sözleri Anadolu kokardı. Kocaman bir ışık oldu. Anadolu’nun bozkırında yandı. Ayırmadı evleri, beni dinleyen, beni seven, bu toprağın türkülerini bilen herkes benimdir, bizimdir dedi. Konserine gelenleri şöyle selamlardı:
“Merhaba hoş geldiniz. Zahmet edip kim bilir nerelerden beni dinlemeye, türkülerimi söylemeye geldiniz. Ayağınızın turabı, gönlünüzün hizmetçisi olurum…”
Şimdi sokakta, sosyal medyada, gazete köşelerinde, TV ekranlarında hemen her durumda nem kapan, birbirimizi öteleyen, anlamak değil anlamamak için çabalayan, itibarsızlaştırma yarışına tutulan bu durumumuzu görünce hayat daha da yorucu, yıpratıcı ve yıkıcı oluyor.
Gün olur da
“Allı turnam bizim ele varırsan”
söyle arkadaşlarıma Neşet Usta’nın sazına yakın dursunlar.
“Bana yârdan geçti derler”
biz Yâr der severiz bu yurdu söyle
“Seven yârdan geçilir mi?”…
Tarık Tufan
“Bir Adam Girdi Şehre Koşarak”
isimli kitabında şöyle der:
“Bu tarihin ve coğrafyanın ürettiği her bir kelimeyi, duyguyu, olayı, anıyı, hayali, umudu, isyanı unutsak. Sonra bir Neşet Ertaş türküsü dinlesek. Yalnızca bir tane Neşet türküsü dinlesek. Unuttuğumuz her şeyi yeniden hatırlayabiliriz. Hatırlayabiliriz, evet.”
Hal böyle olunca
“’Ah yalan dünyada’
bunları bilmeyen beni nereden bilsin, arkadaşım olsun, dostum olsun?” dedim. Formülümü böyle yazdım.
Ya siz Neşet Ertaş’ı, O’nun türkülerini biliyor musunuz?
Mehmet Şerifoğlu
- NEŞET ERTAŞ… - 11.10.2023
- GÜNÜN YÜZÜ SESSİZCE SOLDU - 21.06.2023
- KALBİM SERSERİ MAYIN, DOKUN BANA AĞLAYACAĞIM - 07.03.2023
- BİR SABAH GELECEK KARDAN AYDINLIK - 28.02.2023
