SAFA ÖNAL’IN İÇİNDE UKDE KALAN FILM

Kısa bir süre önce hayata veda eden Safa Önal, Türkiye’nin en usta senaristiydi ve sinema yönetmenliği yapmıştı. Ama ondan önce bir gazeteci, hatta bir edebiyatçı yazardı.

Gazetelerde, dergilerde çalışmıştı ilkin, sonra da Türkiye Yayınevi’nde bulunmuştu uzun süre. Hikâye kitabı çıkarmış, ömrünü sinemaya adamış bir idealistti. Habire senaryo yazmış, bitmeyen bir istek ve tükenmeyen azimle yazıp durmuştu. Neredeyse dünyanın bütün kalemlerini kullanmak istemişti hayalindeki konuları kâğıda dökebilmek için… Yazdığı senaryoların sayısı 395. Dile kolay muhteşem bir rakam! Eklenmeyenler, müstear isimle yazdıkları hariç.

REKORLARI KIRAN ADAM

Türk sinemasında filme çekilmiş 395 senaryonun sahibi bir usta senaristti merhum Safa Önal. “Senaryosu En Çok Filme Çekilen Senarist” dalında Guinness Rekorlar Kitabı’na girmişti. Bu dünya çapındaki rekorun sahibi de her fani gibi ‘bekleme salonu’ndaki vaktini doldurup aramızdan ayrıldı ve asıl hayata geçti. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. “Her sahnenin görevi, seyirciye ‘Şimdi ne olacak?’ dedirtmektir.” diyen sanatkârımızın zihinlerde nakışladığı pek çok film sahnesi bulunuyor. Yazdığı yüzlerce senaryo ve yönettiği filmleri unutmayacağız.

Safa Önal, 17 Aralık 1931 tarihinde babasının görev yeri Nevşehir Avanos’ta Nihal ve Fahrettin Önal çiftinin ilk oğlu olarak doğdu. Daha sonra ailesiyle birlikte İstanbul Maçka’da oturdu. Babası, kaymakamlık, valilik ve belediye başkanlığı da yapmış bir bürokrattı. Sunucu müzisyen Sezen Cumhur Önal’ın ağabeyi. Nişantaşı Ortaokulu’nda okudu. Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. 1945 yılında kısa hikâyeler kaleme alarak yazmaya başladı. Bir yandan çeşitli dergilerde çalıştı, sonra senaryo yazımında yoğunlaştı.

GAZETECİLİK YAPTI

1961 yılına kadar gazetecilik yapan Safa Önal, 1953’te ilk senaryosu olan “Kanlı Para” sayesinde Yeşilçam’a girdi. “İnleyen Nağmeler” adlı filmle de ilk kez 1973 yılında yönetmenliği denedi. 40’a yakın filmi yönetti. Çok sayıda fotoroman senaryosu da yazan Önal, Senaryo Yazarları Derneği’nin kurucu üyeliğini ve başkanlığını da yapmıştı. Türk sinemasında çok büyük emekleri olan senarist ve yönetmen Safa Önal’ın imzasının yer aldığı unutulmaz filmleri arasında “Ağlayan Melek”, “Vesikalı Yârim”, “Dila Hanım”, “Bodrum Hâkimi” de bulunuyor. Yılda 300 filmin çekildiği Yeşilçam’ın ‘altın çağı’nı yaşayan Önal, 18-20 civarındaki dizinin (“Böyle mi Olacaktı”, “Zirvedekiler”, “Affet Bizi Hocam”, “Gölge Çiçeği”, “Gözlerinde Son Gece”) senaryolarını da kaleme almıştı.

Safa Önal Peyami Safa’nın Türk Düşüncesi dergisinde yazı işleri müdürü oldu. Burada yayımlanan 50-60 hikâyesini 1960 yılında Dünyanın En Güzel Gemisi adıyla kitaplaştırdı. Önsözünü Peyami Safa’nın yazdığı kitabın kapağı Bedri Koraman’a ait. Yasemin Arpa’nın kaleme aldığı nehir söyleşi kitabı ise Ne kadar Gamlı Bu Akşam Vakti adıyla 2009 yılında yayımlandı. Kitabın adı, Ahmet Haşim’in şiirinden alınan ilhamın eseri olarak günışığına çıktı. Safa Önal, bu eserde hayatını ve hatıralarını anlatıyor. Safa Önal, 2007 yılında yaptığı son filmi “Hicran Sokağı” ile sinemaya veda etmişti. Bu filmde Yeşilçam’ın tanınmış oyuncuları (Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Ayla Algan, Cüneyt Arkın, Tanju Gürsü, Selda Alkor, Yusuf Sezgin vd.) bir araya gelmişti. Bu filmin hem senaryo yazarlığını hem de yönetmenliğini yapmıştı. Bir veda filmi gibiydi.

KORKUTAN MERDİVENLER…

Senarist yönetmenimiz Safa Önal’ı düzenlediğimiz “Bâbıâli Enderun Sohbetleri”ne davet etmeyi uzun zamandan beri düşünüyordum. Her işin bir vakti, her hayalin hakikati vardır. Nihayet kısmet oldu, toplantıları düzenlediğimiz Yeni Dünya Vakfı’nda 19 Nisan 2018 Perşembe günü ağırlamak nasip oldu büyüğümüzü. Akşam vaktiydi, dış kapıda karşıladık. İlk sürprizi burada yaşadım. Üstadımız Hasan Paşa Medresesi’nin içinde etrafa baktı. Toplantıyı giriş katında sanıyordu. “Efendim toplantımız yukarıda ikinci katta.” deyince merdivenlere şöyle alıcı gözle baktı sonra da “Ben bu merdivenleri çıkamam.” deyiverdi. Kendi kendime “Eyvah!” dedim. “Ne olacak şimdi?” Sonra da telkine başladım. “Efendim merdivenler dik gibi görünüyor ama çıkması rahat. Basamaklar küçük, lakin sizi yormaz inşallah.” Neyse biraz dil döktükten sonra kabul etti, koluna girdim, yavaş yavaş yukarıya çıktık. Dinleyiciler büyük bir merak ve heyecan içinde Safa Bey’i bekliyorlardı. Sanatkârımızın teşrifinde, asistanı ve çalışma arkadaşı Ayşe Karaköse’nin emeği geçti sağ olsun.

YAHYA KEMAL’İN ŞİİRLERİNİ SESLENDİRDİ

Cömertlik sadece parayla olmaz, bilgiyle âlâsı olur. Önal, o unutulmaz gecemizde kıymetli hatıralarını bizimle gönül huzuruyla paylaştı. Muhabbet etti, unutamadığı hadiseleri nakletti. Bizimle birlikte vakfın ikram ettiği taze çayları içti, Tanıyanlarına, sevenlerine, dostlarına tebessüm etti. Bâbıâli Enderun Sohbetleri’nde hakikaten tarihî bir akşam yaşanmıştı. Toplantının, merhumun ilk göz ağrısı olan Cağaloğlu’nda olması ayrı bir güzellikti, hatıraları depreşti. Çünkü sinema yolculuğundan önce gazetecilik serüveni vardı. O akşam şanslı olan sanatseverler, Önal’ın etrafında bir sevgi halesi oluşturmuştu.

“SANATTA BİR DİRİLİŞE İHTİYAÇ VAR”

Hülya Günay kardeşimiz de toplantıya katılmış ve notlar almıştı. Bu notlardan istifade ederek toplantıyı anlatmaya çalışacağım. Sohbetimizin konusu ve başlığı, “Sinema Dünyamızdan Unutulmaz Hatıralar”dı. Toplantıyı idare ederken doğrusu epey heyecanlanmıştım. Zira yanımda oturan bu mütevazı dev adam, Yeşilçam’ın âdeta babası ve kurucu öncülerindendi. Sohbeti açarken, Safa Önal’ın büyük bir senarist, başarılı bir yönetmen olduğu kadar bir kültür, sanat ve edebiyat adamı olduğunu belirtmiş, “Bildiklerini ve birikimini bizimle paylaşacak olan Safa Bey’den hepimizin, bilhassa gençlerimizin öğreneceği çok şey var.” demiştim.

REŞAT NURİ’NİN HİKÂYESİ YOLUMU ÇİZDİ

Konuşması program boyunca büyük bir dikkatle takip edilen Safa Önal, sözlerine hayat defterini açarak şöyle başlamıştı:

“Çamlıca’nın üç gülüne benzer şekilde ama daha farklı, daha fiyakalı, beş gülüydük Nişantaşı Ortaokulu’nun. Aktör Ayhan Işık, karikatürist Semih Balcıoğlu, karikatürist Ferruh Doğan, ben ve Hasan Pulur. Tanburi Dürrü Turan Bey, bana edebiyatı sevdiren adam oldu. Bir Reşat Nuri Güntekin hikâyesi yolumu çizdi ve ‘Ben yazı yazacağım.’ dedim. Ortaokul kitabımızda ‘Eski Bir Yara’ adlı hikâyesi vardı. Yunan işgalinde bir Anadolu kasabası… Hikâye bir çocuğun ağzından anlatılır. Hikâye herkeste farklı etki bırakır. Beni öylesine çarptı, öylesine içime dokundu ki, bütün ömrümü çizmiştir. Bana ‘Dünyada yazı yazmaktan daha güzel bir şey yok.’ dedirtmiştir. Beni yazmaya iteledi, ne buldumsa yazdım. On beş yaşında Babıali Yokuşu’nda bir adam hâlinde dolaşmaya başladım. Yirmi yaşında Milliyet gazetesindeydim. Türkiye Yayınevi’nde geçti ömrümün bir yarısı. Klişeleri yapılmış, yazıları yazılmamış, ziyan olmuş bir takım hikâye resimleri, ressamların çizdiği resimleri bana verirlerdi onlara göre hikâye yazardım. Müthiş bir zamandı, beni mutlu ediyordu.”

Peyami Safa’dan büyük saygı ve sevgi ile bahseden Safa Önal, romancının hikâye kitabı için yazdığı önsözde “Edebiyat tarihimizin finaline kalmak liyakatinde bir yazardır.” dediğini de ekledi. Cumhuriyet devrinin en büyük romancısından böyle bir iltifat almak, şüphesiz az bir mazhariyet değildi.

SİNEMA AKLIMIN UCUNDAN GEÇMEMİŞTİ

Babıali Yokuşu’nu tırmanırken yaşadığı ilginç hatıraları meraklı dinleyicilerine anlatan Önal, hayatının birinci devresinde sıkılmaya başladığını, bir şeyler yapma gerektiğini hissettiğini, lakin sinemanın aklının ucundan geçmediğini ifade ederken, sözlerine şöyle devam etmişti: “Bela diye yıldız romanlardan bir roman okudum. Coşturdu beni, ben bunu sinemalaştırsam mı? Bilmiyorum da sinemanın nasıl yazılacağını, oturdum yazdım. Rahmetli Atıf Yılmaz’a gittim. İç avlulu bir handaydı. Metin Erksan’ın yüksek lisans tezi, ‘Osmanlı’da İç Avlulu Hanlar’dır. Şimdi maalesef yok. Medenidir, insanidir, hayran olmuştum, ilk defa iç avlulu han görüyordum. Baştan sona okudum, çıt çıkarmadan dinledi, şapkasını çıkardı kutladı beni. ‘Ben bunu film yaparım.’ dedi. İlginç bir şeydir.”

“HAREKET EKSİKLİĞİMİZ VAR”

Safa Önal toplantıda içini döküyordu. Bir bakıma geçmişle hem hesaplaşma hem de maziyi anmaydı bu konuşması. Hilmi Yelkenci’nin kendisine saray dilini anlattığını belirten Önal, şöyle devam etmişti: “Sarayda ‘kapın örtülsün’ bedduası olmasın diye, ‘kapıyı çevir’ diyorlardı. Kapıyı ört yok. ‘Işığın sönsün’ bedduası olmasın diye, ışığı söndür denilmez, ‘Işığı dinlendir’ şeklinde seslenilirdi. Nerden gelmişiz, nereye hapsolmuşuz… Ne kadar dar, iki yüz elli üç yüz sözcüğün arasında dönüyor. Türkçe meselesi bana göre vahim! Böyle bir ahlaktan, böyle bir dilden, böyle bir imbikten gelmek zorluyor insanları. Hiçbir hareketimiz yoktur. Hareket eksikliğimiz var. Lâfügüzaftan öteye gitmemekteyiz. Konuşturup, eleştiriyoruz bunun sonu nereye varır? Sanatta bir dirilişe ihtiyaç var.”

TÜRK SİNEMASINA DAMGA VURDU

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Sanat Özel Ödülleri’nin sahiplerini bulduğu 22 Şubat 2018 tarihindeki törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı, “Türk Sinemasının bir dönemine senarist ve yönetmen olarak damgasını vuran Safa Önal.” ifadesini memnuniyetle hatırlatan Önal, o yıl 87 yaşında olmasına rağmen sinema, kültür ve sanat alanında yapılacak hizmetlerin kendisini heyecanlandırdığını sözlerine eklemişti.

BERRİN MENDERES’İN FİLMİ

Aslında bu toplantıda beni en çok heyecanlandıran konu, Safa Önal’ın merhum şehidimiz Başvekil Adnan Menderes’in eşi Berrin Menderes’in hayatını filme çekme isteğiydi. Berrin Hanım’ı da Hülya Koçyiğit oynayacaktı. Hülya Hanım bu projeyi bir televizyon programında anlatmış, Safa Bey’in ümidini ve hayalini seslendirmişti. O anda karar vermiştim. Safa Bey’i toplantıya davet edelim ve bu projeyi de kendisinden dinleyelim. Toplantıda konuyu sordum. Doğruladı ve hayalindeki proje olan Adnan Menderes’in eşi Berrin Menderes’in dizi ya da sinema filminin yapılması için ziyaret ettiği mekânları, çalışmalarını bizimle paylaştı. Menderes’ten bahsederken yüzündeki hüzün ifadesi bizi de etkilemişti. Ne yazık ki bu film çekilemedi. İnşallah yönetmenlerimizden biri, bu vasiyet gibi dileği hakikate çevirir ve Safa Bey’in ruhunu şad eder. Başka ülkede olsa haksız yere asılmış böyle mübarek bir Başbakan eşi için onlarca film çekilirdi. Ya bizde? Derdimiz çok, ama bunları konuşmalıyız.

BİR EDEBİYAT ADAMI

Safa Önal’a sadece sinema ustası demek yetmez. O, haza bir edebiyat adamıydı aynı zamanda. Dost çevresinde tanınmış pek çok şair ve yazar vardı. Zaten hayata küçük hikâyeler yazarak başlamıştı. Yani sinemacı olmadan önce edebiyatçıydı. Nitekim konuşması esnasında birçok tanınmış edebiyatçıyı rahmetle andı, hatıralarını aktardı. Bilhassa Yahya Kemal Beyatlı’dan, Necip Fazıl’dan, Bekir Sıtkı Erdoğan’dan ve Turgut Uyar’dan şiirler seslendirdi. Mükemmel bir şekilde, ahenkle okuduğu şiirler dinleyicilerden bol bol alkış aldı.

YAHYA KEMAL ŞİİRLERİ

Beni asıl şaşırtan hususlardan biri de, Safa Önal’ın muazzam hafızası ve ezbere bildiği şiirleri kusursuz biçimde okuyuşuydu. Hele Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerini okurken âdeta farklı bir hüviyete bürünüyor, değişik bir âleme gidiyor ve bizi de mest ediyordu. Edebiyat, basın ve sinema hatıralarının yanı sıra muhtelif şairlerden okuduğu şiirler, toplantıya ayrı bir değer ve renk katmıştı. Yahya Kemal’in İstanbul’u anlattığı bir şiirini o kadar güzel okudu ki, biz dinleyiciler hem alkışladık hem de naçizane takdirlerimizi arz ettik kendisine. Hatta ben kendime hâkim olamadım ve şöyle deyiverdim: “Galiba merhum üstat Yahya Kemal, bu meclisimizi şereflendirseydi ‘Ben şiirlerimi Safa Önal okusun diye yazdım.’ derdi.” Bu iltifatkâr sözlere tebessüm etmişti. Üstad Necip Fazıl’ın “Beklenen” şiirini çok beğendiğini vurgulayan Önal, olağanüstü Türkçesi ve hitabetiyle okuduğu şiirler ile Bâbıâli akşamına hakikaten mührünü basmıştı. Programın sonunda bize bir sürpriz yapmış, Bekir Sıtkı Erdoğan’ın, şiir kitaplarında bulunmayan “Mahkûm” şiirini okumuş ve coşkumuzu zirveye taşımıştı. Çekilen fotoğrafların ardından toplantı sona ermişti. Hürmetle ve muhabbetle aşağıya inmiş, biraz sevinç biraz da hüzünle kendisini uğurlamıştık. Bu sanat şölenine hiçbirimiz doyamamıştık.

“Sinemamızın senaryo fabrikası” ve “senaryo babası” olarak da tanımlanan Safa Önal, hatıralarına bağlı, dostluğa değer veren yüksek bir mizaca sahipti. Naçizane kanaatimce o, sinemamızın sadece kilometre taşlarından biri değildi, Yeşilçam’ın temel sütunlarındandı.

“NE KADAR GAMLI BU AKŞAM VAKTİ”

Son zamanlarda nehir söyleşi kitapları arttı. Bu gelişme, beni sevindiriyor. Hatıralarını kaleme almayan/alamayan sanatkârlar için biçilmiş kaftan. Uzun röportajlarla hazırlanılarak bu tür faydalı, kalıcı ve iyi eserler ortaya konuluyor. Yasemin Arpa’nın Profil Kitap’tan çıkan Ne Kadar Gamlı Bu Akşam Vakti (Safa Önal Kitabı) okunmalıdır. Adını Ahmet Haşim’in mısraından alan eser, meraklıları tarafından çok beğenildi. Bu nehir söyleşi kitabında sadece Safa Önal’ın hatıraları değil, esasında Türk sinemasının serencamı da vardır.

Safa Önal hakkında bir belgeselin hazırlanmış olması da mutluluk verici. Tuba Özden Deniz, ismini Hayal Eyler Gönül Geçmiş Zamanı koydukları belgeselde Safa Önal’ın şiire olan tutkusu üzerinden senaryoyu şekillendirdiklerini söylüyor. Belgeselde yer yer okuduğu şiirlere yer verildiğini belirten Deniz, Safa Bey’in çok güzel şiir okuduğunu ve bunların çoğunu ezbere bildiğini belirtiyor. Belgeselde imzası olan ve emeği geçenlere teşekkürler… Ellerine, yüreklerine, gönüllerine sağlık. Televizyonlarda görürüz inşallah…

EDEBİYATI VE ŞİİRİ SEVEN ADAMDI

“Safa Önal nasıl oldu da bu kadar çok senaryo yazabildi?” diye merak edenlere hatırlatmak lazım. O mahir adam, sinema serüveninden önce edebiyat macerası yaşamış bir kalem ustasıdır. Yani edebiyat gücü âdeta motor gücü olmuştur. Zaten başlangıç yeri Bâbıâli. Usta gazeteci yazarlarla dirsek çürüten Önal, hayatının ilk döneminde yazıp duruyordu. Henüz ortaokul talebesi iken hikâye yazmaya başlamış ve bunlar muhtelif gazete ve mecmualarda neşredilmişti. Hayat dergisinde mesai yapmıştı. O zamanın etkili gazetesi Milliyet‘te haftada üç gün Karanlıklar isimli romanı tefrika ediliyor, dergilerde hikâyeleri yayımlanıyordu. Edebiyat dünyasından Özdemir Asaf, Peyami Safa, Tomris Uyar gibi pek çok dost isimle görüşüyordu. Yani Safa Önal bir edebiyatçı, senarist ve yönetmendir. Akış bu şekilde olmuştur. Yoksa 395 senaryo yazıp tepeye çıkmak kolay değil. O da hatıralarında “Benim yönümü çizen, beni yazar olmaya iten Nişantaşı Ortaokulu’nda okurken okuma kitabımdaki Reşat Nuri’nin ‘Eski Bir Yara’ adlı hikâyesidir.” diyor. Bu hikâye çok etkilemiştir sanatkârımızı. Ve bunun üzerine yazar olmayı kafasına koymuştur. Beni de ilkokul yıllarımda okuduğum Refik Halit Karay’ın “Eskici” hikâyesi çarpmıştı. Hepimiz bir şiir veya hikâye ile karşılaşıyor, ondan sonra yolumuzu çiziyoruz. Bu bakımdan okul ders kitaplarında seçilen metinler çok büyük bir önem arz ediyor.

Milliyet gibi bir gazetede büyük bir iştahla haftada üç gün yazı yazar. Köşesinin altında da tefrika romanı yayımlanmaktadır. Berekete bakın! Yazmaya o kadar sevdalıydı ki, askere giderken bile yedeklediği hikâyeleri bırakır. Kendisi vatani görevini yaparken, tüfek çatarken, nöbet tutarken, gazete ve dergilerde hikâyeleri okuyucuya ulaşmaya devam eder. Askerlik dönüşü Yelpaze dergisinde Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapan Önal, 2 bin 400 satışı olan dergide 8 sene boyunca vazifesine devam eder. Peyami Safa ile köklü dostluğu da bu sıralarda başlar.

Güne şiir okuyarak başlayan bir aşina insandan bahsediyoruz. “Şiir okumak lazım.” diyen, şiir okuyanların, yazdıkları hikâyeleri, romanları ve senaryoları beslediklerine inanan sahih bir sanatçı. Sonunda şunu söylüyor: “Gitgide inanmaktayım ki şiir, bütün sanatların üstünde kutsal bir dal olarak karşımıza çıkıyor.” Ona göre şair, hepimizi kullandığı kelimelerle bir duyarlılığa, bir hassasiyete alıp taşıyor. Bu bakımdan mısralara sonsuz bir gönül hissi ile bağlıdır.

ÖTELERE YOLCULUK

Safa Önal 30 Temmuz 2023 tarihinde 93 yaşında vefat etti. Bu veda sanat dünyasını etkiledi. Hepimiz hüzünlere gark olduk. Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze namazına sinema dünyasından birçok isim katılmıştı. Filmlerinde rol alan tanınmış isimler, gözyaşlarına hâkim olamadılar. Sevilen sinema ustası, ardına bakmadan, vazifesini yapmış olmanın iç huzuruyla çekip gitmişti. Oğlu Umut Önal cenaze töreninde yaptığı konuşmada, “Babamın binlerce kitaptan oluşan çok zengin bir kütüphanesi var. Onun adına bir kütüphane veya müze kurulabilir.” demişti. Çok haklı ve pek doğru bir fikir, inşallah tahakkuk eder. Bu kütüphane bir an önce kurulmalıdır. Kütüphanenin bir bölümü mini bir müze olarak düzenlenebilir. Unutulmasın ki sanatımıza büyük katkılarda bulunmuş böyle sanatkârlar için bu tarz güzel işler, harika jestler, asla bir lütuf değil bir vefa borcudur, kadirbilirliktir. İnşallah en yakın zamanda, böyle hayırlı bir müessesenin İstanbul’da kurulduğuna dair müjdeyi alırız. Aziz Safa Önal’a Cenab-ı Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Ruhu şad, kabri nur, mekânı cennet, menzili mübarek, makamı yüksek olsun. Ailesine, sinema dünyasına, edebiyat âlemine ve bütün sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum.

 Mehmet Nuri Yardım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir