MAVİYE ÖZLEM

Göz açıp kapayıncaya kadar gelmedi. Ağır ağır merdivenden çıkar gibi bencileyin nefes nefese göründü. Yunus diyor ki: “Ey aşk eri aç gözünü, yeryüzüne eyle nazar, / Gör bu latif çiçekleri, bezenerek geldi geçer. // Bunlar yazın bezenirken, dosttan yana uzanırken, / Bir sor ahi sen bunlara, nereyedir azm-i sefer. // Her bir çiçek bin naz ile, öğer Hakk’ı niyaz ile, / Her kuş hoş bir avaz ile, o padişahı zikreder.” Yaz mevsimi bin naz ile gelince, çiçeklerin de bin naz ile açması doğal değil mi? Tatil yapma imkânı bulanlar, kendilerini serin maviliklere atıyorlar. Yılın seçim geçim yorgunluğundan arınmaya çalışıyorlar. Henüz bu imkânı bulamayanlar da maviliklere özlem duyuyor, şiirler aracılığıyla duygularını dile getiriyorlar.

1984 yılının Temmuz ayında aramızdan ayrılan İbrahim Zeki Burdurlu’nun “Yavaş yavaş” adlı şiirinde de maviliklere özlemden söz ediliyor:

Fısıldıyorum yıldızlara
Alsınlar gönlümü yeryüzünden
Yeniden dokusunlar
Öz versinler yeniden
Doğanın sonsuz maviliğinden.

Fısıldıyorum ışıklara
Kaçırsınlar gözlerimi senden
Uzak renk şölenlerinde
Değiştirsinler bebeklerini
Gözbebeği diye versinler seni.

Fısıldıyorum Samanyolu’na
Sana göre olsun bir yuva, uçta
Işık türküleriyle taşan
Ne çıkar ben olayım
Uzun mavilikler boyu yorulan.

Fısıldıyorum Ege’ye her sabah
Uzaklaşmasın pencereden
Çalsın mutluluk için en renkli besteyi
Hani fırtınalı bir gece takvimden
Silivermişti ya geceyi.

Fısıldıyorum meleklere
Bir esrik çağımızda geliversinler
Seni ben etsinler, beni sen.
Biliyorum tümce eremeyeceğiz,
Kurtulmadıkça yeryüzü zincirlerinden.

Kendine has bir anlatımı ve şekil güzelliği olan Muvaffak Sami Onat, Çalışma Bakanlığı’nda Genel Müdürlük ve Danıştay üyeliği yapmış bürokrat şairlerimizden biriydi. Onat’ın şiirlerinden biri “Mavi Senfoni” adını taşıyor:

Renk alır bulut maviden,
Renk verir göğe mavi.
Mavi gecelerde yaşanır “Sefil Cümbüşler”
Müsavi.

Nasıl eğri yağarsa yağmur.
Öylesine mavi düşer yaprak denize.
Mavimsi sabırlar uzunluğunda beklenir:
Mûcize.

Bütün musikiler mavidir.
Taş sesi, toprak sesi, su sesi.
Ah! O dudaklar bile bazen,
Öpülesi.

Aşk da mavidir şiir de,
Göz mavi bakar severken.
Mavi damarlar örttükçe güzeldir sade,
Ten.

Selviler mavidir geceler boyu,
Gündüzler kadar.
Mavidir, akşamlar sessizliğinde bütün;
Dualar.

Hayal dünyasının tül ardındaki görüntülerini artistik bir anlatım ustalığı ile dile getiren şairlerden biri de Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Şimdi Tanpınar’ın mısralarında mavinin çağrıştırdıklarını sunmak istiyorum.

Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdı
Boşluğu ve üzüntüsü
İçinde ne garip yazdı…

Garip, güzel, sonra mahzun
Işıkla yağmur beraber,
Bir türkü ki gamlı, uzun,
Ve sen gülünce açan güller.

Beyaz, beyazdı bulutlar
Gölgeler buğulu, derin;
Ah o hiç dinmeyen rüzgâr
Ve uykusu çiçeklerin.

Mor aydınlıkta bir çınar
Veya kestane dibinde;
Mahmur süzülen bakışlar
İkindi saatlerinde…

Birden gülümseyen yüzün
Sabahların aynasında
Ve beni çıldırtan hüzün
İki bakış arasında.

Kim bilir şimdi nerdesin
Senindir yine akşamlar
Merdivende ayak sesin
Rıhtım taşında gölgen var

Bu güzel şiirlerden sonra sözü ülkemizin bir mavi köşesine getirmek istiyorum. Tertemiz suyu, doğal plajları, güzel konuksever insanları, ucuz tatil imkânlarıyla bu cennet köşemizi, deniz kenarında bir sahil beldesi sanmayınız. Denizden 1240 metre yükseklikte, Elazığ Sivrice sınırları içerisindeki Hazar gölünden söz ediyorum.

Hazar gölünü, Uluslararası Hazar Şiir Akşamları etkinliklerine katıldığım yıllarda tanıdım. Şimdi nesil, yerel ve mülki yöneticiler değişti. Yıllar oldu. Gitme imkânım olmadı. Giden şair arkadaşlarımın anlattığına göre, aynı güzelliği taşıyormuş.

Bir akşam, Hazar gölünün mavi renginin önce laciverde sonra karaya çaldığı sırada karşıdaki Hazar Baba dağının zirvesinden doğan dolunayın altında şöyle yazmışım:

Bağlanamaz ne zamana ne mekâna.
Bir duygudur bu;
Bir sevgilidir,
Bir kardeş, bir bacı, abla, baba, ana!
Örneğin,
Parmakların saçlarında gezinir bir sokak çocuğunun,
Çocukların gelir usuna.
Kopuşunu duyarsın bir şeylerin
İçten içe, sızım sızım sızlar yüreğin.
Bastırmak istersin kanayan yarana.
Sarıp sarmalamak onu.
Bir duygudur bu. Duygu, güzel duygu.

Sen bilir misin Hazar Baba dağını?
Doruğundan doğar bir dolunay!
Aksi vurur Hazar gölüne.
Gölgelenir yıldızlar.
Bir tatlı titreyiş, sihirli hışırtı, kıpır kıpır
Işıkla suyun oynaşması.
Yansıması sanırsın çayda çıraların,
Harput’tan aşağı:
“Hop hop nanay nanay, nanay güzelim nanay…”
Ezginin mi kanatlarında yükselmekte ay!
Ezgiler mi senin benliğinde yaşamakta?
Bilinmez. Bilinen bir şey var;
Sürmeli gözleri anımsatır Elazığ geceleri,
Gözbebekleri ışıl ışıl, ama sır vermez oldum olası.

Uzakta;
Ağustos böcekleri kurbağalarla söyleşir.
Bir rüzgâr,
Kadife gibi okşar şakaklarını belli belirsiz,
Gül kokusu sarar dört bir yanı
Gonca dudakları mı, gül yanakları mı çağrıştırır kim bilir?
Birileri ile yaşamak arzusu ile yanarsın bu anı.
Ortak etmek birilerini durasıca zamana.
Melankoli diyorlar buna. Oysa;
Bir duygudur bu. Duygu, güzel duygu.

Ahmet ÖZDEMİR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir