DERS

Cümle kapaklar çok sevimli geliyor bu aralar gözüme. Bütün tencerelerin yuvarlanıp kapağını bulmuş olması hayali… O cuk oturan kapakları düşünmesi bile huzur veriyor. Sonra mutfak dolaplarının menteşesi kendinden frenli olan, minik bir dokunuşla usulca kapanan kapakları yok mu, hele onlar, ne harika bir his uyandırıyor içimde anlatamam. Kapatan ben olmasam da olur, izlemesi bile yetiyor. Sonra bir, iki, geri; üç ileri tekniği ile kapanan kavanoz kapakları… Şişelerin iyice çevrilince sımsıkı kapanmış olan kapakları… Saklama kaplarının yanlarından “Çıt” edince kilitlenip kapanan kapakları… Bütün bu kapanmaları izah etmenin bile bana ayrı bir huzur vermesinin asıl nedeninin ne olduğunu buldum. Özellikle bu aralar “Üstü örtülen” şeyleri sevmemin, her çeşit kapağa karşı ayrı bir ihtimam göstermemin meğer sebebi derinlerdeymiş de her şey su yüzeyine çıkınca anladım. Önceden de anlamıştım da dile dökmemiştim. Ya kendimi kendime anlatmaya vaktim olmamıştı ya da henüz izah etmeye hazır olmadığım şeyler için üst üste erteleme tuşuna basmıştım. Onun da üstünü kapatacağım diye içimde sıkış tepiş de olsa bir yerlere itmeyi mi tercih ettim, kim bilir. Halbuki düzeni çok severim. Tipik kadın düzeni işte, fazlası değil. Derli topluluk işlerimi kolaylaştırmıştır, beni sakinleştirmiştir hep. Ayarlar bozulunca kapaklarla dengeyi sağlarım sanıyor insan heralde. Olmuyormuş.

Tezgâh üstündekiler uzun ömürlü olsun, içine çer çöp düşmesin, çekmece içindekiler yerini bilsin, düzenli dursun diye hepsini korumaya almışım kapaklarla. Bir türlü kapatamadığım meseleleri, kapanmayan şeyleri aklımca böyle halletmek için uğraşmış durmuşum.

Hâlbuki tek bir kapak varmış, onu gözden kaçırmışım. Hem de ortalıkta dağınıklık namına ne varsa, gözü rahatsız, insanı huzursuz eden ne varsa, hepsi, her biri, tek tek kayboluyormuş. Göz kapakları… Sahi ya “Göz kapaklarını kapatınca” hiçbir aksilik, çirkinlik kalmıyor. Hepsi bir anda “puff!”, görülmez oluyor. Göz kapakları tabii ya! Uyuyunca ya da ölünce kapanan göz kapakları… Var bir hikmeti. Aldım, kabul ettim. Bundan sonrasını da uzun uzun düşüneyim derken bu kez de kolumdan başka bir soru tuttu çekti beni.

Niye gözün kapakları var da kulakların yok ki? desem şimdi baştan aşağı isyana boyanmış sözler söylemişim gibi olacak, ayıp olacak. Ayıp etmek, haddi aşmak istemem. Ama kendimce anlık da olsa çareler bulmaya çalışıyorum. Gözümü kapatınca görmediğim şeyleri, duymak istemediğim şeyler için de yapabilecek bir gücüm olsun istedim işte çocukça. Mesela kulağımın da bir kapağı olmasını isteyiverdim birden. Çünkü ben uyuduğumda da etrafımdaki sesleri susmuyor bir türlü. Hadi bu da neyse de. Bu aralar size de olmuyor mu Allah aşkına? Madem şu “İnsanı” kapatamıyorsunuz bari benim kulaklarımı kapatın n’olur diyesiniz gelmiyor mu hiç? Sizin de bazen ruhunuza iğne gibi batan, kafanıza çivi gibi tak, tak, tak! diye durmadan çakılan bunu da müzik deyip önünüze sunulan bir sesi, susturabilmenin yolları geçmiyor mu içinizden? Hadi müzik evveliyatından beri suskunluğu yırtma çabasıdır onu anladım. Üstelik ben de severim sesi, nefesi nağmeyi ama bana kalsa sessizliğin sesinden daha güzel bir parça çalmadı şimdiye kadar. Üstelik kimi seslerin sessizliğin içinde makamı varken bazılarının da çok ağır bedelleri var.

Göze layık görülen kapak, kulağa münasip bulunmamışsa eğer vardır bunda da almak gereken bir ders. Çıkar bakalım çıkarabiliyorsan müsaade edildiği yere kadar!

Gamze Koç

Gamze Koç

“DERS”için bir yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir