“Doğduğum günden beri günlük ortalama uykum iki saat yoktur desem inanmazsınız ama öyle… Kendimiz için uyuruz lakin hiç uyumadan yazı yazarken kimin için uyumadığımızı bilmeyiz! Tek ümidim uğruna uyumadığım insanların kalitesi, onların kalitesine hep inandım. Bana konuşur gibi yazıyorsun diyorlar. Üst bir dille kendimi tenzih ederek bağırıp çağırmadan konuşur gibi yazdığım doğrudur, sorun şu: Kiminle konuştuğumu bilmiyorum!”
Bülent Akyürek’e rahmet dileyerek yazıma kitaptan aldığım bu bölümle başlamak istedim. Benimle de konuştuğunu bilsin isterdim. Günlerdir evimde yazdıklarının sohbeti yankılanıyor. Ketebe yayınlarından okurla buluşan “Geriye Doğru İleri” adlı kitabında doksan altı başlıktan oluşan yazıları yer alıyor. Edebi türler arasında sohbet ile deneme birbirlerine pek yakın türlerdir. Ben bu yazılarda daha ziyade bir sohbet tadı aldım. Her yazısında onunla konuştum. O anlattı, ben dinledim. Bazen o yazılarda kendimi eleştirdim, çoğu kez kendi düşüncelerimden izler buldum. Her düşüncesine, her tespitine gönülden hak verdim. İçindeki gamı, kasveti, ölümle hemhal olmuş hali anlamaya çalıştım. Yazdığı gibi yaşamak sancısını hissettim.
Uzun yıllar ateist yaşayan Bülent Akyürek’in rüyasında gördüğü Ankebut suresinden sonra hidayete ermesi, yirmi binin üzerinde kitap okumuş olması; hatırı sayılır tespitleri, mukayeseleri ortaya çıkarmış. Kitapta altını çizdiğim pek çok yer oldu. Her biri üzerine sayfalarca yazılabilir.
Hidayete ermesinin ardından çok eleştiriye maruz kalmış olacak ki “Sırattan Önce Son Çıkış” başlıklı giriş yazısında şunları söyler:
“Hele de sıkı bir ateistin AK Parti döneminde hidayete ermesi onun işini çok zorlaştırır, yapmacık durur. AK Parti zamanında rüyama aksakallı dedenin girmesinin bana verdiği hasarı anlatmama dilin imkânları yetersiz kalır, mahvoldum.”
Sıfır en büyük rakamdır insan için, bire ulaşmak için sıfırlanmak gerek, diyen Akyürek eski yaşamını sıfırlamanın bedelini hasta haliyle epeyce omuzlamış. Doğduğundan beri hastalıklarıyla ölüm yükünü omuzlarında taşıyan Akyürek’in “ölüm” temalı pek çok yazısıyla karşılaşırız haliyle.
Kitapta ölüm, ateistlik, kibir, sezgi, yanlış Batılılaşma, Batı’nın gerçek yüzü, Müslüman vasıfları, siyaset, ayetler, kişisel gelişimciler karşıtlığı, teknoloji, eğitim, hayvanlar ve daha birçok önemli konuyla ilgili tespitlerle karşılaşırız. Anekdotların, etkili söylemlerin altını çizmeden geçemezsiniz.
Hz. Yakup’u, Hz. Yusuf’un gömleği ile özdeşleştirdiği Mursi’yi, Ebu Cehil’i, Ebuzer’in yalnızlığını, Peygamberimizin Veda Hutbesi’ni, çöl aslanı Hz. Hamza’yı, Uhud Savaşı’nı, tepeyi terk eden okçuları, Vahşi’yi, Hz. Hasan ile Hüseyin’i, Hz. Bilal’i, Hz. İbrahim ve İsmail’i, Hz.İsa’yı, İmam Gazzali’yi kendi bakış açısıyla yorumlar.
Hemingway’ın “İhtiyar Balıkçı”sına, Kafka’nın felsefesine (ki Kafka keşke bizim ateistimiz olsaydı diyerek gerekçelerini sıralar), Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’una, İranlı Gulam Hüsey’in “Bayel Ağıtları” kitabına, Charlie Chaplin’in “Modern Zamanlar” filmine, Darwincilere, günümüz bilim adamlarına, sanatçılarına, din adamlarına ve daha birçok isime, esere, söze atıfta bulunur.
Öncelikle iç dünyasından, yaşamından sunduğu bazı kesitleri pay etmek isterim:
“Göbeğimi yaslayacak buz parçası bulamamış bir fok balığı gibiyim. Modern dünyaya karşı siperi öyle derin kazdım ki kazdığım siper mezarım oldu. Akıllı telefonum yok, kredi kartım yok, internetim yok. Geçen gün hastane kantininde kâğıt parayla çalışmıyoruz, kart geçerli deyip elimden çayı geri aldılar. Cebimde para var ama yok gerçeği değil sanalını istiyorlar.”
Buradan da anlıyoruz ki yazdıklarıyla tutarlı bir yaşam sergilemek için mücadele vermiş.
“Konuyla hiç ilgisi yok ama bekârlığın en trajik tarafı zili çalmadan anahtarla kendi evine girmektir, sizi kimsenin beklemediği bir eve… Diyeceksiniz ki ne ilgisi var? Haklısınız lakin bu cümle yıllardır elimde patladı bir yere koyup unutmak istedim, fena mı oldu?”
Derviş ruhlu insanlar özel yaşamlarını pek deşifre etmek istemezler. Bülent Akyürek evli mi, bekâr mıydı, sorusun cevabı buradan çıkar galiba.
“Anne, biliyor musun bir gün ikimiz de öleceğiz, yeter artık, altmış yaşına doğru gidiyorum, sen ölümsüz birini doğurmadın, kaç defa ölümcül hastalık atlattım, senin korkundan fırsatları geri teptim, ayrıca biliyor musun anne; ben bütün kitaplarımda ölümün güzelliklerini anlattım!”
Gerçekten de yazılarında üst düzeyde ölüm güzellemeleriyle karşılaşırsınız. Anne duyarlılığı da yazılarında dikkat çeker. Annesiyle olan sohbetini okurlarına açarak adeta ölüme bakış açısını, ölüm gerçeğini kabullenişini sergiler. Herkesi de ölümü hatırlamaya davet eder, mezarlık ziyaretlerini salık verir. Hatta bir gün şehrin tüm sokaklarında ambulans ve cenaze araçlarının dolaşmasını ister devlet yetkililerinden. İnsanlar ölümü her an hatırlasın ister.
“Bundan iki yıl kadar önce akşam namazını kıldım ve Kızılay Meydanı’nda yürüyorum. Adamın biri ‘Filanca bar nerede?’ diye sordu. Eski bilgilerimi hatırlayıp tarif ettim ama içime de bir kurt düştü. ‘Lan’ dedim kendi kendime. Hani şekilcilik önemli değildi, senin suratında, kıyafetin ve sakalında Müslümanlık emaresi olsaydı, o adam sana bar sorar mıydı? Mesela ben o şahsa ‘Filanca cami nerede?’ diyemezdim, her halinden akşamcı olduğu belliydi, oysa ben akşam namazından çıkmıştım fakat Müslüman olduğum anlaşılmıyordu.”
Bu anekdotu ile para ile imanın kimde olduğu belli olsun artık, diyen Akyürek’in serzenişini buluruz.
Kitapta en sevdiğim tespit abdestin farzına verdiği yanıttı diyebilirim:
“Örneğin, ‘Huzur İslam’da değildir.’ veya ‘Sarhoşu bile Allah diye nara atan bir milletten umut kesilmez.’ dediğimde çoğu zaman başlığa takılıp yazıyı okumadan, okusa bile anlamadığı için manayı yakalayamayan arkadaşlar klavyeye sarılıp bana abdestin farzlarını sorabiliyorlar! O zaman ‘Abdestin ilk farzı kirli olduğuna inanmaktır.’ dediğimde çılgına dönüyorlar.”
İnsanımızın genetik kodunu iyi çözmüş olacak ki şöyle bir yorumda bulunur: “Amerika hepimizin imanını tazeleyecek! Hatırlayın; Anadolu’ya Moğollar girmeyinceye kadar bu topraklardan Hz. Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş çıkmadı! İman etmek için hep Moğollara ihtiyaç duyuyoruz… Ezana kulakları sağır olanlar, Moğol atlarının nal seslerini duyunca namaza koşuyorlar… Tırnak içinde söylüyorum: ‘Çok yazık!’ “
Ateistleri devlet olarak İsrail’e benzetir. Dünya haritasına bakıldığında mercekle bile görülmeyen İsrail’in kompleksini, örgütleri, sermayesi, yaydığı korku ile tıpkı kabaran bir hindi olarak resmeder. Günümüzdeki zulme ve bu zulme sessiz kalışa sık sık değinir. Bu bağlamda şu tespitini pek yerinde buldum:
“Eskiler Hacca yaya giderlerdi. Yürüdükleri için Hac yolunda düşman varsa onlarla savaşırlardı. Şimdi Hacca uçakla giderken Suriye’deki, Irak’taki, Yemen’deki savaşları görmüyor, yaşanan tüm acıların üstünden portakal suyu içerek geçiyoruz. Hac yolları Amerika’nın işgali altında, eğer oraya yaya gitseydik hepsiyle savaşmak zorunda kalacaktık, neyse ki uçak var, dönüşte zemzem bidonlarımızla memlekete döner, havamızı atarız, sorun değil!”
Batı’nın yıkıcı zihniyetini birçok kez sorgular. Onların akıntının tersine yüzerek medeniyetlerini kurduğunu belirterek şöyle der: “Düşünün ki insanlar ölümsüz doğsalardı vallahi Batılılar ‘ölümü’ bulmak derdiyle uykusuz kalır, hazineyi oraya akıtırlardı.”
Müslüman neyi kazanacağını değil neleri terk edeceğini bilen adamdır, diyerek kapitalizme, şeytanın sunduğu renklere, Batılılaşmaya direniş sergiler yazdıklarıyla.
Helal olan birin, haram olan kırktan iyidir sözünü “bereket” olarak tanımlayıp seküler adamların münafık kelimelerine değinir: “Yıllardır ortalıkta ‘sinerji’ diye bir kelime dönüyor. Bereket demekten çekinen seküler adamlar münafık kelimeler türetmekte ustadır. Daha önce de inşallah dememek için “umarım” denen zırva kelimeyi icat etmişler.”
Yedi yaşına kadar ne ustası olacağı anlaşılan eski kuşakların yerini uzatılmış eğitimler sayesinde otuz yaşına kadar ne olacağını bilmeyen insanların almasından, eğitim sistemimizden yakınır lise terk biri olarak. Bill Gates’in pul toplar gibi parmak izlerimizi biriktirdiğini, dijital insanın, online insanın, kablolu insanın şah damarında gezindiğinden şikâyet eder. Dataizm ifadesiyle sosyal mecra ağlarıyla oynanan oyuna dikkat çeker. Adeta yeni bir din oluşturmak üzere olduklarını belirtir. Şeytan yeni elmasını herkese ısırtıp ceplerine koymayı başardı, diyerek Apple teknolojisinin logosu olan ısırılmış elma üzerinden mesaj verir. Yapay zekâ yazarlar suç işleyip hapis yatacaklar mı, fikir suçlusu robotlar görecek miyiz ilerleyen zamanlarda diyerek dokundurmalarda bulunur.
Akyürek’in en sık değindiği hususlardan biri de kibirdir. İnsanın kibirli olmasını ölene kadar kınayacağım, der. Kendi içindeki kibirli durumu da şöyle anlatır: “Ateist yaşadığım dönemlerde şeytana ‘İlk muhalif, ilk sivil itaatsiz’ diyordum. Çünkü inançsızlığımın sebeplerinden biri de belki benim içimdeki kibirdi, şimdi anlayabiliyorum bunu!”
İnsanlar para peşinde koşmaktan koşturmaktan mezarlık göremeyecek, tüm cenazelere çiçekçiler gidecek, diye yakınır. Ölü yıkamanın meslek olmasına eleştiri getirir. Öyle ki bu durumda ölülerden uzaklaşan kalplerin katılaşacağını, zalimleşeceğini, merhametini kaybedeceğini belirtir. Ölülerimizi artık göremeyişimizin sitemi yankılanır.
Acı çekmeye vakti olmayan yeni insanın vaktinin olmayıp hemen psikoloğa koşmasını eleştirir. Ona göre insan, kişisel tarihini acıyla başlatır.
Yaşadığı dönüşümle, yazdığı otuz eserle, hastalıklarla ve yoklukla geçen ömrüyle, konferanslarıyla iz olan bir Bülent Akyürek geçti bu dünyadan. Yazdıklarıyla okurlarla konuşmaya devam edecek olan Akyürek’in mekânı cennet ola.
Süheyla Karaca Hanönü

- GENÇLERE HİTAP - 13.03.2026
- ATEİSTLİKTEN MODERN ZAMAN DERVİŞLİĞİNE - 17.02.2026
- İKİNCİ ABDÜLHAMİT HAN’I ANMA VE ANLAMA PROGRAMI - 15.02.2026
- II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİ - 12.02.2026
- SOYKIRIM KISKACINDA DOĞU TÜRKİSTAN - 10.02.2026
- BOZKIRDAN İNSAN MANZARALARI - 09.02.2026
- BOZKIRIN AYNASINDAN YANSIYAN YÜZLER - 03.02.2026
- AFGANİSTAN’DAN AMERİKA’YA DEVRİ ALEM - 27.01.2026
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAT SANATI - 20.01.2026
- ESKADER BÂBIÂLİ SOHBETLERİ’NDE GÜNEY AMERİKA RÜZGÂRLARI ESTİ… - 18.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 13.01.2026
- MAGNA FORTUNA ÇEBİ’YLE PERU’YA YOLCULUK - 12.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 06.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 04.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 30.12.2025
