ÇİFTE SULTANLAR

Ümmet-i Muhammed’in can-paresi Hz. Hüseyin Efendimiz (ra) ve beraberindeki masumların önce aç susuz bırakılıp sonra kadın-çocuk demeden haince şehit edilişinin, yıllar geçse de ızdırabı hâlen içimizde. Bu sebepten Muharrem ayına ve özellikle de 10. gününe medeniyetimiz büyük bir ehemmiyet vermiştir. Bu yazımızda İstanbul’un kalbinin Kerbela’sına gidip elimizden geldiğince bu manevi atmosferi aktarmaya çalışacağız.

Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan ve adına Kızlar Manastırı denilen bir yer bulunmaktaydı. Burası Bizanslılara Hristiyanlığı kabul ettirdiğine inanılan, havarilerden Hagios Andreas (Aya Andre)’a ithaf edilmişti. Lakin bu mekâna asıl manasını başka birileri verecekti. Bilindiği gibi Kerbela’da hasta olan Zeynelâbidin Efendimiz (ra) dışında bütün erkekler şehit edilir. Rivayete göre sağ kalan kadınlar ve kızlar önce Şam’a daha sonra da Mısır’a götürülmeye zorlanır. Bu sırada kafileye saldıran Bizanslılar buradakileri esir edip İstanbul’a gönderir. Bu esirler arasında Hz. Hüseyin Efendimiz’in (ra) iki kızının olduğu fark edilince az önce ismini verdiğimiz Kızlar Manastırı’na hapsedilirler. Bu sırada İmparatorun kızı Katarina da sık sık bu iki sultanı ziyaret eder. Babasından onların serbest bırakılmasını istese de İmparator bu fikre karşı çıkıp Hz. Hüseyin Efendimiz’in sevgili kızlarını iki şövalye ile evlendireceğini söyler. Bunu işiten hanım sultanlar gece-gündüz Cenab-ı Hakk’a niyaz ederek: “Yâ Rabbi! Bizim pâk neslimize, iffetimize ve îmânımıza bunlar kast etti. Sen intiharı haram eyledin, buna müsaade buyurmadın ancak senin merhametine ve inâyetine sığınıyoruz, sen bize bu zilleti revâ görme, bizleri bu işten muhafaza eyle, yardım eyle!” diyerek gözyaşlarıyla yalvarırlar. Bu olanlara şahit olup gönül yakınlığı duyan İmparatorun kızı, İslam’ın sırrına ererek yüzyıllarca “Sarı Sıdıka” olarak anılacağı ismi alır. Vakit gelir ve İmparator kızları evlendirmek için harekete geçtiğinde duaların kabul olup nur çiçeklerinin cennette açmak üzere solduğunu görür. Onlardan ayrılmaya dayanamayan Sarı Sıdıka da Rabbine kavuşur ve manastır mânâsını bulmuştur. Oradaki rahibeler bu mezarlardan çıkan nuru görünce onların kutsiyetleri olan kişiler olduğunu anlar ve böylece seneler boyu buraya hürmetle tazimde bulunulur. Yıllar sonra Latin işgaliyle yıkılıp kaybolan mezarlar, Ehli Beyt âşıklarını beklemeye koyulur ve 1453’te beklenenler gelmeye başlar. 

Turuk-u Aliyye’nin en büyüklerinden Halvetilerin Cemaliyye kolunun kurucusu olarak geçen “Çelebi Halife” namı ile bilinen Şeyh Çelebi Muhammed Cemaleddin, o sıralar Amasya’da irşad vazifesine devam ediyordu. Onun o feyizli halkasının müdavimlerinden biri de Şehzade Beyazıt idi. Aralarındaki gönül bağı onları koparamaz ve şehzade tahta çıktığında Çelebi Halife’yi İstanbul’a davet eder. Koca Mustafa Paşa da şeyhten İstanbul’da kalmasını rica ederek ona tekke tahsis edeceğini söyler. Parçalar oturuyor ve gönül gönlü çekiyordur. Koca Mustafa Paşa, Bizans’ın Kızlar Manastırı’nı tekkeye dönüştürür ve böylece hem beklenenler gelmiş olur hem de Halvetilik kandilini İstanbul’da yakmaya başlar. Şeyh Çelebi Halife’nin hac yolunda vefatıyla vasiyeti üzerine irşad postuna Hazret-i Pîr Yusuf Sünbül Sinan oturur. Bilindiği gibi kaybolan Hazret-i Hâlid Ebu Eyyub el-Ensârî’nin kabrini Hazret-i Pîr Akşemseddîn-i Velî keşfederek ortaya çıkartmıştır. Hazret-i Hüseyin(ra) Efendimiz’in kızlarının mübarek kabirlerini bulmak da Sünbül Sinan Hazretleri’ne nasip olur ve buranın nuru tüm kalpleri uyandırır.

Ehli Beyt aşığı ecdadımız sanki canından can bulmuşçasına kavuştuğu bu kabirlere sahip çıkmış ve burada pek çok merasim icra etmiştir. Muharrem ayı başta olmak üzere her önemli günde, özellikle Eyüp Sultan’dan sonra burayı ziyaret etmek yerleşmiş bir adettir. Bu ziyaretlerin en önemlisi 10 Muharrem’de gerçekleşir. Kerbela’nın acı hatırasını anmak üzere tekke mensupları tarafından düzenlenen bu merasime halk yoğun katılım göstermiştir. 10 Muharrem günü Sünbül Efendi Dergahı’nda icra edilen merasim ayrıntılı bir şekilde şöyle anlatılmaktadır: “O gece nafile namaz kılınır. Sabah ise İstanbul’daki bütün tekkelerinin şeyhleri ve ileri gelen mensupları Sünbül Efendi’nin halifesi Merkez Efendi’ye ait külliyenin hamamında toplanırlar, abdest alırlar ve sabah namazlarını eda ettikten sonra Kerbela şehitlerine mersiyeler okuyarak tekbir ve tehlil getirerek, kafile halinde Sünbül Efendi tekkesine gelirler. Hüseyin Vassaf, Sünbül Efendi’nin sünneti olarak şeyh efendinin Sünbül Efendi tekkesinin hamamında, müridanıyla abdest aldıklarını anlatır. Bu esnada Sünbül Efendi’nin zamanından beri her sene devr olunan sudan kurnaya dökülür, şeyh huzurundan sıra ile geçen müridanın başlarından birer tas su döker. Öğle namazının edasından sonra misafir şeyh ve dervişlerle birlikte on iki rekât Husama namazı (Bir nafile namaz türü. Vassaf, bu namazın dört rek’at kılındığını söyler. Sefine-i evliya’da Husema kelimesi, zühul eseri Hasma olarak yazılmıştır) kılınır ve sonra mevlid, mersiye ve Ehl-i Beyt sevgisini dile getiren kasideler okunur. Vassaf, özellikle Yazıcızade’nin irşad ettiği mersiyenin okunduğunu, hatm-i şerif indirildiğini ve dua edildiğini bildirir. Akşam yemeğinde tekke mutfağında pişen aşure yenir. Yatsı namazından sonra da en kıdemli şeyhin idaresinde yetmiş bin kelime-i tevhid çekilir ve devran yapılarak ayin son bulurdu. Öğleden sonra camide zikir yapılırdı. Bir Mevlevi dervişi bir köşeden nat-ı şerif okur, dervişler halka olurlardı. Bu zaman şeyh efendi bir fatiha çektikten sonra dervişler ayakta zikir ederler devran yaparlar. İstanbul’un farklı tekkelerinde 10 Muharrem dolayısıyla özel meclisler toplansa da anmanın en geniş katılımla Sünbül Efendi Tekkesi’nde yapıldığı ve caminin adeta bayram yerine döndüğü nakledilmektedir. O gün için özellikle su dağıtımı sırasında camide oluşan izdihamı denetlemek için alınan inzibati tedbirleri gösteren arşiv belgesi, 10 Muharrem’e verilen önemi göstermektedir.

Koca Mustafa Paşa Camii’nin üzerinde yükseldiği mahal İstanbul kuşatmaları neticesinde çok sayıda sahabinin ve müslümanın şehid düştüğü ve medfun olduğu maneviyatı yüksek bir yer olarak kabul edilir. Dolayısıyla Çifte Sultanlar türbesinin de etrafında sahabi mezarlarının olduğu söylenir. Evliyâ Çelebi’ye göre sahabiler caminin çevresinde medfun oldukları için bu camide olan ruhaniyet başka hiçbir camide yoktur.

10 Muharrem günü Koca Mustafa Paşa Camii’ndeki mevlid ve mersiye merasimi bugün de devam ettirilmektedir.

Hülasa bize de düşen bu türbeleri ziyaret edip aşk u niyaz etmek, anlattığımız bu merasimleri yaşamak ve nesillerimize yaşatmaktır.

Ey şehîd-i pâk-dil hep ins ü cin ağlar sana

Ser-te-ser mâtem tutup kevn ü mekân ağlar sana

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi(ks)

Emir Sivri

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir