– Osmanlı Bankası’nın hazineleri saklı o kulede akıllım, çil çil altın dolu içi.
– Uzaylılar istila etmiş köşkü. O yüzden kimse yaklaşamıyor. Kuleye üs kurmuşlar.
– Hayır onlar uzaylı değil, peri…
Biz küçücüktük, bina görkemliydi ve mutlaka bir bit yeniği olmalıydı işin içinde. Yoksa böylesi güzel bir yapı neden atıl halde çürümeye terk edilmiş olsun ki.
Bulgur Palas; hikâyesiyle, yüksek duvarlarının ardındaki gizemleriyle ve bize yasaklı oluşuyla çocukluğumun en merak edilen bilmecesiydi.
İki kanatlı ahşap kapısının tam karşısındaki ilkokulda geçti beş yılım. Yüksek duvarlarının ardındaki ağaçlar bahçeyi boydan boya kapladığı için çatı katıyla, kulesini görebilirdik ancak okulun camlarından. Boyumuzun neredeyse üç katı yükseklikteki görkemli kapısına asılmış zincirin ucundaki asma kilit Alice’in girdiği harikalar diyarıyla aramızdaki en büyük engeldi. Kapıyı zorlayınca açılan minicik aralığa tek gözümüzü dayar gözbebeğimizi kocaman açardık avludaki detayları hafızamıza kazıyabilmek için. Azılı düşmanımızdı o asma kilit. Tavşan deliğinden geçen Alice gibi, tek gözümüzün zor sığdığı o minicik aralıktan geçemeyeceğimizi kabullenince duvarlarında bir gedik arayıp, o büyülü bahçeye adım atabilmenin yollarını düşündük. Çocuk adımlarımızla etrafını turlamamız saatlerimizi alırdı. Hem ölesiye isterdik içeri girmeyi hem de ödümüz kopardı ya gerçekten uzaylılar varsa diye.
Yıllar sonra restore edilmeye başlandığını öğrendiğimde kalbim tıpkı çocukluğumdaki gibi hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Gün be gün takip ettim açılacağı zamanı. Takvim yaprakları Şubat 2024’ü gösterdiğinde ardına kadar açıldı kapıları. Ne zincir vardı ne de asma kilit. Çil çil altınla, uzaylılardan da eser yoktu. Fakat benim çocukluğum vardı avlusunda, tuğla duvarlarında…
Köşkün ilk sahibi olan Habib Bey’in servetiyle ilgili şaibeli hikâyelerden midir bilinmez kimseye yâr olamamış Bulgur Palas, şimdi binlerce kitaba ev sahipliği yapan şahane bir kütüphaneye dönüştü. Kuytusuna sokulup sayfaların arasında kaybolabileceğiniz alanları, bilgisayarınızı alıp masalarından birine kurulabileceğiniz çalışma odaları, kulesine tırmanıp İstanbul’u bir uçtan diğerine dek seyre dalabileceğiniz manzarasıyla Alice’inkinden çok daha fantastik bir diyar vadediyor.
Ayşenur Aydemir








- DOĞU TÜRKİSTAN’IN KÜLTÜR VE MEDENİYET TARİHİ - 17.02.2026
- ÇOCUKLUĞUMUN PERİLİ KÖŞKÜ; BULGUR PALAS… - 09.12.2025
- YUSUF EMRAH; RUHUMUN VAHYİ KESİLMİŞ, AKLIM PEYGAMBERİNE KÜSMÜŞ… - 07.12.2025
- KADIKÖY’ÜN BAŞINA BUYRUK SEMTİ; YELDEĞİRMENİ - 04.04.2023
- KÖSEM VALİDE SULTAN’IN HAZİNE ODASINDAN SANAT GALERİSİNE; İRENE KULESİ… - 17.03.2023
- SURİÇİ’NİN SESSİZ TANIĞI; TEKFUR SARAYI… - 05.03.2023
- ZAMANSIZ SEMT, ZEYREK… - 28.02.2023

Okurken bizde kendi hayalimizi kurduk. Samimiyetiniz ve o masum heyecanınız bize de geçti.Kaleminize sağlık 🌺
Her çocuğun perili bir köşkü vardır, olmalıdırda. Ferhatpaşa çftliği, gizemli mekanıydı çocukluğumun. Uzaylı ve çil çil altın tasavvuru yapmaktan ziyade, eski çağlara, arkaik dönemlere, insandan öncesine açılan bir kapı tahayyül ederdim.
Bir arkadaşımın babasının o çiftlikte bahçıvan olarak çalıştığını, arkadaşımın da o evde büyüdüğünü, sıradan yaşamların sürüldüğünü öğrendiğimde, gerçekler bir balyoz gibi hayalleri yıkıp geçmişti.