Bir Zemheri soğuğunda, eski zaman kahvehanelerine hayli benzeyen bir mekandayım. Sütlü kahve fincanımla hem-hâl olmuşuz. Sütün masumiyetine kahveyi karıştırmış, o esrarlı kesîf renge meftûn olmuş haldeyiz
Arada bir ahşap oymalı tavan süslemesine dalıp gitmekteyim. Bir vakitler tatlı bir ağaç olan ve hâlâ müşfik varlığı ile ruha şifa sunan bu muhterem ile bir bağ kuruyorum.
Hasbihâle başlıyoruz içten içe. Bana diyor ki:
” Neden şaşıyorsun bende bulduğun yakınlığa? Ben senin için yaratıldım. Çocukken tırmandın ince dallarıma, gezindin kollarımda. Salıncağımda keyiflendin, uçtun semâlara.
Baharlarda, yazlarda çiçeklerimle neşelendin, bedenime yaslanıp dinlendin. Gölgemde eylendin, yaprağımın yeşilinde ferahlandın.
Ben hep sabırla bekledim, dikildiğim yerde emrine âmâdeydim. Ne zaman gelsen yanıma, derdini döksen seni dinlerdim. Hiç vefâsızlık etmedim.
Sandık oldum, bohçalarına kucağımı açtım. Kerevet oldum, evinde rahat ettirdim. Mahremini işlemeli kapılarla gizledim, sözlerini kimseye söylemedim.
Kalem oldum yonttun beni, defter oldum çizdin beni. Bülbüller şakırdı dalımda, birlikte gül için ağlardın inlerdin. Şarkılar söylerdin sevgiliye..
Yârin ismini nakşettin vücûduma, baş harflerini yazdın özene bezene. Hasretin günlerini bir bir çentik eyledin.
Topraktayken de seninleyim meyvemle, yaprağımla ; kesilip oyulup gelsem de sofrana kâse diye, kepçe diye, her dâim hizmetindeyim işte..
Şimdi şaşırma, taaccüb etme ince nakışlarımla, süslemelerimle gözünü gönlünü okşayışıma. Tatlı rengimle, hârelerimle ruhuna sükûnet verişime.
Ben hep burada olacağım, ihtiyaç duyduğun her yerde. Dokunduğunda hissedeceksin samimiyetimi, sıcaklığımı. Ben sessizce bekleyeceğim hep seni.
Bekâ âlemine, Dostun hakiki diyarına sefer eylediğinde de ben olacağım yanında yine. Seni kucağımda ben götüreceğim ve ben bırakacağım toprağın aziz bağrına..
Beni cansız sanma, beni dilsiz sanma, beni hissiz sanma, sakın ha!.. Habibullah Efendimiz’in ilk mescitte hutbe okurken dayandığı hurma kütüğünü hatırla… Yeni mescide geçildiğinde Sevgili’den ayrılacağı için inleyişini hatırla.. Bu hasrete dayanamayıp ağladığını hatırla..
Ve neyden dinle biraz..
“Dinle neyden ki hikâyet etmede/ Ayrılıklardan şikâyet etmede” diyen Mevlânâ söylesin içli hikayesini. Dost’un diyarından ayrılıp dünya gurbetine düşen insanın âh ü figânını neye söyletir Mevlânâ. Kamışlıktan, öz diyarından koparılıp içi oyulan, nefesiyle ruha can veren ney de insana benzer işte. Ayrılığın en içli yakıcı sesini, inleyişini neyde bulursun ya… O da sazlıklardan gelmiştir, o da ağaçtandır işte..
Bende bulduğun yakınlığa , sıcaklığa şaşırma… Sana senden yakın olan Dost; beni sana gölgelik eyledi, yapraklarımla ruhunu bedenini serinletti, gözünü gönlünü şenlendirdi.
Ben senin için yaratıldım. Sana bir dostum, yoldaşım… Teselli aradığında orada durup seni bekleyenim..”
Bu hasbihâlin neticesi, içinden hiç çıkmak istemeyeceğim bir tatlı huzûr hâli idi ki tarifi zor.. Onu saklayabilmek için bir ahşap kutu aramaya başladı gözlerim. Vesselâm..
Filiz Çırpıcı
- ÂŞIK DERTLİ - 15.03.2025
- ARTIK KAPAN GÖZLERİM - 18.02.2025
- HATIRLA - 16.02.2025
