ORTA AVRUPA’DA BAZI TÜRK İZLERİ

Jozef Blaşkoviç “Osmanlıların Hakimiyeti Devrinde Slovakya’daki Vergi Sistemi Hakkında” adlı makalesinde Filek’in 1554’teki fethinden sonra civarda 600’den fazla, Uyvar’ın (Nove Zámky) 1663’teki fethinden sonra ise 700 kişinin Osmanlıların hâkimiyetini kendi rızasıyla kabul ettiğini aktarır. Blaşkoviç Osmanlıların elde ettikleri bu başarıyı, yani yerli halkı kendi tarafına kazanmalarını Avrupa tarihçileri bir türlü anlayamadığını söylüyor. Tabi o dönemlerde Slovak ve Macarların bir kısmında Habsburg yönetimine karşı bir alerji var.

Bu coğrafyada birçok şey var, yüzü Mekke’ye dönük defnedilmiş Müslüman mezarları var, birçok kültür izi var… Iboršak (porsuk), balta (balta), hambar (ambar), ibrik (ibrik), pabuče (pabuç), baklažán (patlıcan), orgovan (erguvan) kava (kahve), çay (čaj), višňa (vişne), çizme (čižmy) gibi kullanımlardan bahsediliyor. Omar, Otman, Ali, Fatima, Fanča, Elmira gibi yerel isimler var. Bu coğrafyada Turek, Turecky benzeri soyadlarına sahip kimseler bulunur. Bu kimseler için bazıları Osmanlı Türkleriyle savaştıkları için bu isimleri aldılar izahını getirmektedir. Ancak arkadaşımızın František adlı dayısı bu kimseler arasında Türk soyundan gelenler olduğunu söylemektedir.

Türklerden kültürel kodlar alındığından, Türklerin getirip diktiği kestane ağaçlarından, karpuz ve kara buğdaydan bahsediliyor. Imre Findura Rimavska Sobota’da yapılan evlerin Türk evlerine benzediğini söylüyor.

 

Križan Macar tarihçi Sabatos’tan da alıntı yaparak Slovakya’daki Türk hakimiyeti yaşamış yerlerden uzakta bulunan üç yapının Slovakların Türk algısı hakkında önemli ipuçları verdiğini söylüyor.

Batı Slovakya’daki Trenčín’de bulunan tarihi kale bir Türk’ün Fatima adlı sevgilisini kurtarmak için kazdığı derin kuyusuyla biliniyor. İkinci olarak Slovakya’nın merkezi bölgesindeki Banská Štiavnica’da, Osmanlı saldırılarına karşı gözetleme kulesi olarak hizmet veren ve bugün Türk eserlerinin sergilendiği bir kale var. Ve Doğu Slovakya’da, Kösice şehrinde Ferenc Rákoczi’nin sürgün yıllarında Tekirdağ’da yaşadığı evin birebir kopyası yapılmış. Bu yapı 1904 yılında Rákoczi’nin naaşının Kösice Katedrali’ne yerleştirildiği dönemde inşa edilmiş. Yazar bu üç yapıyı ilginç buluyor çünkü bunların hiçbiri Osmanlıların ele geçirdiği topraklarda bulunmuyor.

Bratislava’nın hemen dışında bulunan Senec kasabasında Turecký dom – Türk evi isimli bir bina var. Binaya Türk saldırılarına karşı koyduğu için bu ismi aldığına yönelik bir rivayet var, başka bir bilgiye ulaşamadık. Türk evi birkaç yıldır terk edilmiş ve çok harap durumdayken 1994 yılında restore edilmiş. Şu anda turizm ofisi, turizm danışma bürosu ve bir kent müzesine ev sahipliği yapıyor.

Senec’e 15 kilometre kuzeybatısındaki Pezinok kasabasında da Türk Evi isimli bir bina var. 17. Yüzyıl’ın ikinci yarısında inşa edilmiş binanın adının kökeni hakkında iki teori var. Birinci teoriye göre bu isim, 1663 yılındaki savaşlarda esir alınan Türk savaşçıların evin bodrumlarında hapsedilmesinden geliyor. İkinci teoriye göre ise Türk tüccarlar gizlice şarap almak için bu eve geldikleri için bu isim verilmiş. Bu iki kasabadaki en önemli iki üç tarihi bina arasında bunlar… Pezinok’taki Türk Evi’nin birinci kat köşesinde silindirik bir cumba var.

Çekya’nın ikinci büyük kenti Brno’ya 50 km mesafede, Lednice’de Avrupa’nın en yüksek minarelerinden birisi bulunur. 60 metre yüksekliğinde namı diğer Türk Kulesi… Türk kulesini yaptıran Liechtenstein prensi I. Aloys’tur (1759-1805). Minarenin mimarı ise kurşun kalem muciti Josef Hardtmuth’tur (1758-1816). Onu ürettiği Koh-i-noor kurşunkalemleriyle tanıyanlar çıkabilir. Lednice minaresinin daha sonra kalemin icadına ilham kaynağı olduğu söylenir. Şekli de bunu yansıtmaktadır. Minarenin alt kısmında, zengin dekorasyona sahip sekiz oda bulunmaktadır. Uzmanlara göre bu çalışma, İslam ülkelerinden gelen sanatçılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Minare, öncelikle Lednice-Valtice bölgesini izlemek için bir gözetleme kulesi olarak hizmet vermiştir.

Çekya’nın Batı kesiminde bulunan ve Türk kültürü tesirinde olan iki yapıdan daha bahsetmek gerekir. Humprecht Av Köşkü 1666-1668 arasında Humprecht Jan Černín tarafından İtalyan mimar Carlo Lurago’ya yaptırılmıştır. 1678 dolaylarında birkaç defa yıldırım düşmesi sonucu ilk yapı yanmıştır. İki yıl içerisinde onarılarak bir kat yükseltilmiş, 1680 yılından günümüze kadar hemen hemen aynı haliyle varlığını sürdürmüştür.

Belki de en önemli değişim, kulesinin üzerinde bir haç bulunuyorken yapılışından iki yüz sonra tepesine haç yerine hilal konulmuş olmasıdır. Bu hilalin yerleştirilmesi hadisesinin Çek Ulusal Uyanış hareketine katkıları bulunan ünlü bir rahip ve dekan olan František Vetešník’in teklifiyle gerçekleşmiştir. Hilalin konulmasını Chudenice kontu Heřman Černín’in anısına teklif ettiği yapının tanıtım sitesinde yer alan bir bilgidir.

Peki Heřman Černín kimdir? Bu av köşkünü yaptıran Humprecht Jan Černín’in amcasıdır. 1598-1599 arasında Kudüs ve Mısır’a seyahat eden, 1616-1617 ve 1644-1645 yıllarında Türk Sultanı’na gönderilen heyette imparatorluk elçisi olarak görev yapan ve lakabı Tureček yani “Küçük Türk” olan bir kimsedir. Türk dostu Heřman Černín”in 1644 yılında Budin’den edindiği Türk çadırı ve bazı Osmanlı kıyafetleri de bugün Jindřichův Hradec Şatosu’nda sergilenmektedir.

Bahsedeceğimiz diğer yapı Prag’ın güneybatısında ama başkente daha uzak bir mesafededir. Yapı aslen cami formunda yapılmış bir Türk pavyonu olup yine aynı aileyle bağlantısı vardır. Erken Barok bir yapı olan Lnáře Kalesi’nin yapımına 1660’larda başlanmıştı. 1675’te burayı Humprecht Jan Černín satın almış. İnşaatı da o tamamlamıştır ve oğlu Tomáš Zacheus Černín döneminde de 1683 – 1686 yıllarında Lnáře Kalesi’nde kapsamlı bir restorasyon gerçekleştirilmiştir. İşte bahsettiğimiz yapı bu kalenin bahçesinde cami formunda yapılmıştır.

Krakow notları

Polonya’nın en önemli üç şehrinden biri olan Krakow bugün sekiz yüz binlik bir nüfusa ev sahipliği yapar. İlginç bir şekilde yüz kilometre yarıçapındaki bir daire dahilinde ise sekiz milyon kişi yaşamaktadır. Temizliği ve düzenliliğiyle çoğu Batı Avrupa şehrinden çok daha keyifli bir şehirdir. Burada Rajska sokağında bulunan H11 ismindeki işletmenin bir dairesinde kaldık. Krakow’da Türkiye’den gelip restoran ve kafe işleten kimselere de rastladık.

Krakow’dan bahseden ilk tarihi kaynak 965 yılında Endülüs’ten gelip bölgeyi ziyaret eden İbrahim ibn Yakub’un yazdıklarıdır. Bir seyyah, bir tüccar veya casus olduğu konusunda tahminler vardır. Orta Avrupa hakkında yazdıkları kaybolmuş olup bu bilgiler ondan alıntı yapanlar sayesinde öğrenilmiştir. Aslen Yahudi’dir, İbrahim ibn Yakub olarak Müslüman ismi taşımasından ötürü sonradan Müslüman olmuş olmalıdır.

1038’de Kraków, Polonya devletinin merkezi olmuştur. 1241 yılındaki Moğol istilası sırasında şehir harap oldu. 1287’deki başka bir saldırı kısmen yeni inşa edilen surlar sayesinde püskürtüldü. Muhtemelen bu istilalara atıfla geliştirilen Lajkonik figürü, Polonya’nın Kraków şehrinin bir sembolü haline gelmiştir. Sivri şapkalı, Tatar’a benzeyen sakallı bir adam olarak tasvir edilen Lajkonik sembolü tren koltukları gibi birçok yerde görülebilir. Her yıl Corpus Christi’den sonraki ilk perşembe günü burada Lajkonik festivali düzenlenir.

Polonyalılarla ilişkilerimiz diğer Slav ülkeleri arasında özel bir yere sahip. Türkler tarihte Lehlerin bağımsızlık mücadelesine destek vermişler. Lehler arasında Osmanlıya sığınıp Osmanlı devletinde önemli rütbelerde görev yapanlar var. Bunlar arasında Nazım Hikmet’in anne tarafından büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa, Sefer Paşa, İskender Paşa, Sadık Paşa, Murad Paşa, Ahmet Rüstem Bey, Kont Ostrorog, Ludomil Rajski gibi kimseler bulunur.

Teodor Rajski Osmanlı ordusunda görev yapmış, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nda savaşmış bir asker. Bu savaşın sona ermesinin ardından İstanbul’dan Belgrad’a uzanan bir demiryolu hattının inşası üzerinde çalıştı. Bu dönemde kızlık soyadı Syroczyńska olan Józefa Rajska ile evlendi. En büyük çocukları kızları Janina İstanbul’da doğdu.

Krakow’a dönünce bugün Dluga Caddesi 31 numarada bulunan binada üç minareli bir ev yaptırıyor. Burada kıbleye dönük bir mihrabın yer aldığı ve kendisinin ezan okuduğu bilgisi var. Mısırlı bir eşi olduğu söylentisi olsa da buna yönelik bir kayıt yok. Torunu Ewa Mısırlı eşle ilgili bir bilgi olmadığını söylüyor. Aslında Rajski’nin karısı Józefa’nın minareli tasarım planlarında imzası var.

Geçen yıl Krakow’da vefat eden doğubilimci Jerzy Siemislaw Lątka, Rajski’nin torunu Ewa Prażmowska’nın büyükbabasının ikinci eşi hakkında hiçbir şey bilmediğini, ancak Teodor Rajski’den başkasının minareli odada namaz kılmadığını duyduğunu aktarıyor. Krakow’un resmi sitesinde yer alan tanıtım yazısında Rajski’nin İslam’a geçmiş olması muhtemel görünüyor, ancak bu sadece kendisi için mi yoksa karısı Józefa için mi geçerliydi, bu bir sır olarak kalacak deniliyor.

Bina bugün Dom Turecki yani Türk evi ismiyle anılıyor. Oğlu Ludomil Rajski de Osmanlı ordusunda Çanakkale Savaşı’nda görev yapmış bir pilot. Lakabı Effendi, Turek, yani Türk… II. Dünya Savaşı öncesinde Polonya hava kuvvetlerinin kumandanı oluyor. Binanın üzerinde de Ludomil Rajski’nin burada yaşadığını anlatan bir plaka konmuş.

Şehirde Türk izlerine dair bir başka iz ise Wawel Kalesi’nde bulunur. Buradaki müzede Jan Sobieski tarafından II. Viyana Kuşatması sırasında ele geçirilen büyük çadırın, Türk sancaklarının, seccadelerin bulunduğu birtakım eserler sergilenmektedir.

1886 yılında Leh Milli Komitesi’nin İstanbul’a gönderdiği bir mektupta Krakovya taraflarında “Santa Mariya” Kilisesi yanına Türk süvarileri atlarını bağlarlarsa Polonya için güzel günlerin geleceğinden bahsediliyor. Bir de Türk atları Vistül Nehri’nden su içtiği zaman Polonya tekrar bağımsızlığını kazanacak kehaneti meşhur olmuştur. 17. Yüzyıl’da yaşamış Ukraynalı kahin Mosij Wernyhora’nın kehanetidir. Ülkenin bağımsızlığını Türk birliklerinin Galiçya cephesinde görev aldığı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kazanması Polonyalılar arasında bunun gerçekleşmesi olarak değerlendirilmiştir. 535 subay ve 32 bin erden oluşan Türk kuvvetleri Uzunköprü ve Alpullu’dan hareketle 23 Temmuz 1916 tarihinden 1917 yazına kadar Galiçya cephesinde Rusya ile savaşan Avusturya-Macaristan’a destek vermek için sevk edilmiştir. Cephede 12 bin askerimiz şehit olmuş, yaralı askerlerimizin bir kısmı Krakow hastanelerinde tedavi edilmiştir. İdilbey İsmail Osman, Hüseyin Rasif, Abdurrahman Ahmed, Mehmed İsmail Hakkı, Raşid Mehmed, Ahmedoğlu Ahmed, Mustafaoğlu Ahmed, Abduloğlu Mustafa, Mehmedoğlu Ömer, Nazımoğlu İsmail, İsmail Hasan, Ali Osman, Yusuf Şaban Bekir burada defnedilmiştir. 1997 yılında bir anıtın dikildiği şehitlikte kayıtlara göre 53 şehidimiz bulunmaktadır.

Bazı mühim araştırmacılar…

Ukraynalı araştırmacı Valentyn Stetsyuk (d.1937) bundan yirmi yıl kadar önce Kürtlerin Karadeniz’in kuzeyindeki varlığıyla ilgili yazdıklarıyla tanıdığımız birisi. Osman Karatay tarafından Türkçeye çevrilip Karadeniz Araştırmaları dergisinde yayınlanmış “Kürtlerin Karadeniz’in Kuzeyindeki Anayurdu” adlı çalışmasında Ukrayna’daki 250’ye yakın yer adının Kürtçe olabileceğini ve bu yer adlarının daha çok Ukrayna’nın Hmelnitski (48 yer ismi), Vinnitsa (44 yer ismi) ve Ternopolski (38 yer ismi) illerinde bulunduğunu söylüyor. Stetsyuk’un başka tezleri de var. 2003’te yayınladığı “Doğu Avrupa’da Tarih Öncesi Etnogenetik Süreçlerin Araştırılması” adlı çalışmada Hun, Avar, Bulgar ve Hazarların Slav tarihindeki etkisinin Rus tarih yazıcılığında ihmal edildiğini savunuyor.

Hunların 420’den 558’e kadar yaklaşık 130 yıl ve altı kuşak, Avarların 558’den 805’e kadar 250 yıl ve on kuşak boyunca Slavlara tesir edip onları şekillendirdiğini, bu dönemlerin ise Rus tarihçiliğinde kasten yer almadığını öne sürüyor. Doğu Slavlarının Hazar Kağanlığına bağımlı oldukları veya Bulgar Kağanlığının Slavlara hükmettiği dönemleri de aynı şekilde yorumlayan Stetsyuk ayrıca Balto-Slav dilinin sadece geç antik dönemde değil bundan önce de büyük ölçüde Türk dillerinin etkisinde kaldığını iddia ediyor.

Önce İskandinavya’ya kadar ulaşan İskit ve Sarmat efendilerin sonra da Hun derebeylerinin Slav kabilelerine hükmetmelerinden, onlardan vergi toplamalarından, mobilize ettikleri Slavları savaşa hazırlamalarından bahsediyor. Yine tarımla uğraşan Agaceri (Ağaç-eri) kabilelerinin -ki bunlar da adlarından anlaşılacağı üzere Türki kavimdir- Balto-Slav kabileleriyle Heredot öncesi dönemde komşu olduğunu öne sürüyor.

Stetsyuk Slav dillerinde tarım, bahçecilik, aletler, kıyafetler, sosyal hayat ve binicilikle ilgili terimlerin Türk kaynaklı olduğundan, Rus dilinin iki ayrı alt dile ayrılabildiğinden ve Kuzey Ruslarının temelde Fin-Ugor kökleri olduğundan, Güney Ruslarının ise yine temelde Türk kökenli olduğundan bahsediyor. Fin ve Türk dillerinin Rus dilinin önceki bir tabakasına etkisinden, yapılan akademik çalışmalarda Türk yerine Çuvaş teriminin kullanılarak gerçeğin üstünün örtüldüğünden söz açıp Kiev Ruslarının bir Suvar klanı olan Barınlarla karışmasından doğan “Berendeyler”in Kiev Ruslarına ait ilk yazılı eserleri verdiklerini öne sürüyor. Stetsyuk, Slavlar göçlerle bugünkü Ukrayna topraklarına geldiğinde coğrafyanın bir kısmında İskitlerin devamı olan Bulgarların yaşadığını, aynı dönemde Kürtlerin de bu Bulgarların komşusu olduğunu anlatıyor.

Kırk yıldır etnoloji çalışmaları yapan ve bugün Lviv’de yaşayan Valentyn Stetsyuk’la yazıştığımızda bize Türkiye’den kimseyle bağlantısının olmadığını söylemişti. Facebook hesabında Peçenek ve Macarlarla ilgili yaptığı çalışmayı paylaşmış ve bunu sadece bir kişi beğenmişti. 312 arkadaşı arasında Türkiye’den bir kişi bile yoktu.

Bir başka araştırmacı Novosibirsk Pedagoji Üniversitesi’nden Yuri Tambovtsev Bask dilindeki ünsüzlerin kullanım sıklıklarını araştırmış. Bask dilinin ses dizisini diğer dillerin ses dizisi ile karşılaştırıyor. Tambovtsev Baskça ile 40 dili karşılaştırmasının sonucunda Baskçanın yakınlığının esasen Türk dilleriyle olduğuna dair bir tez ortaya koymuş. En yakın değerleri veren diller Kazakça (5.31), Tofalar (5.96), Tuvin (6.83), Altay-Çalkan (7.00), Şorca (7.04), Kırgız (7.09), Özbek (7.42), Hakas (7.70), Tatar-Kazan (7.73), Türkçe (7.84) çıkmış. Baskça “ama” ana, anne demek. “Nora” nere, nereye; “erlea” arı demek. Boğa anlamında kullanılan “zezen” de eski Türkçe’de süsene benziyor. Bu konuda öncü çalışmalar yapmış Hamit Zübeyr Koşay’ın çalışmalarında yer almayan birçok Baskça kelime olduğu muhakkak.

Küba doğumlu araştırmacı Georgeos Díaz-Montexano eklemeli özellikteki antik İberya dilinin de bir Batı Altay-Türk dili olduğunu iddia ediyor. Baba tarafı İspanyol, anne tarafından Yunan olan Díaz-Montexano Kolomb öncesi dönemde Küba, Karayipler ve Antillerdeki yazıt ve metinler üzerindeki çalışmalarıyla 1992’de The Epigraphic Society’ye üye seçilmiş. Son zamanlarda da Türk dilleriyle ilgili çalışmalar yürütüyor. Dile ait paradigmaların benzerliğinden bahsedip Eski Türk dilindeki “kıl” (kılmak, yapmak) Yakutçadaki “kin” ile Eski İberya dilindeki “kiar” ve “kien” arasında bağlantı olabileceğini söylüyor. Cordoba ile Castulo arasında yer alan antik Iliturgi şehrinin adının “Türk ili” adından gelmiş olabileceğinden bahsediyor.

Köln Üniversitesi’nden Klaus H. Dieckmann Almanların atalarının Türk kavimleriyle münasebetlerini masaya yatırıyor. “Die türkische Urverwandtschaft” adlı çalışmasında Almanca’nın Türkçe’yle bağlantılarını araştırıyor. Et-mek yap-mak- make, machen / kızan – kuseng, cousin / arka – raka, rücken / orta – ort / söylemek – sög, sagen / diş – tooth, teeth / boyun- bogun, bogen / kel – kahl / dolamak – dolmen /burk, burkmak- bruch- break / bükmek- bücken, biegen / öküz, ochse / engel – enge, engpass /erişkin- erwachsen / bayır – bauer / börek – brot / han- haus / mağra- mauer / kapmak- kapern / halk, folk- volk / kafa- kopf / pençe- punch / ata- alt, alter / Türkçe bir kelime olan “Alp” dağları – Alpen / ordu- ordo (latince) / bilmek, bilgi- billigung, billigen / yer, yerde- die erde / var- wahr /berk – berg / söz- satz” kelimelerini karşılaştırıyor. Dünyada böyle birçok kıymetli araştırmacı var. Misyon temsilcilerimiz, akademimiz, kültür merkezlerimiz onlarla daha fazla ilgilenmeli. Onları konferanslara davet edebilir veya ziyaretlerine gidebiliriz.

Mustafa Kadir Atasoy

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir