KAYBOLAN ANAHTAR

“Dokuz-on yaşlarımın tâtil günlerinde en büyük zevkim okumaktı. Ama her okuduğumu anlamam elbette mümkün değildi. Şu var ki, anlamaya uğraşmak dahi benim için ayrı bir zevk hatta eğlence olurdu. Meselâ Kısas-ı Enbiyâ’yı çok seviyordum. Abdurrahman Şeref Târihi de gene, dinlemeye doyamadığım masalların, Kafdağı’nı aşmışların hayâlî hikâyeleri değildi. Buna rağmen okuduklarım, artık ulaşamayacağımızı hissettiğimiz geçmiş zamanların istîlâ ve fütûhat hâtıraları olarak gene de çok câzip ve iç açıcı hikâyeler değil miydi? Öyle ki târih kitaplarının bana en sıcak görünen ve gönül çeken kısımları, Rumeli fütûhâtı, hele hele Macaristan ovalarında at süren Türk akıncılarının mâcerâları idi.”

Bu satırlar mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi’nin makalelerinden meydana gelen ve Kubbealtı Neşriyatı’ndan çıkan Kaybolan Anahtar isimli eserinde geçiyor. Hatıralarında çocukken Servet-i Fünûn ciltlerini karıştırmayı ve Cenap Şahâbeddin’in şiirlerini ezberlercesine okumayı çok sevdiğini belirten Ayverdi, şöyle devam ediyor:

“Amma elimden düşürmek istemedim kitapların başında hem eğlenceli hem zevkli bilgiler veren ansiklopediler gelmekte bulunuyordu. Öyle ki bu hikâyelerde, sanki bizim âile hayâtımızdan örnek alınmış yazılar vardı. Meselâ toplu halde su içmeye giden filler, ancak sürünün en yaşlısı, hortumunu suya değdirdikten sonra su içmeye başlarmış. Sanki sofra başında âile büyüğümüzün Besmele çekerek ilk lokmayı ağzına attıktan sonra, etrâfındakilerin de yemeklerini yemeye başlamaları gibi…”

Eserde sadece hatıralar yok tabii. Türk İslâm medeniyeti, geleneklerimiz, eski sosyal hayatımız ve kültür dünyamızın temel meseleleri de kitapta karşımıza çıkıyor. Takdimde belirtildiği gibi Kaybolan Anahtar, “Devrimizin, çok cepheli bir fikir, edebiyat, kültür ve îman insanı Sâmiha Ayverdi’nin ’yeniden dirilişimizin anahtarıdır.”

Yitik değerlerimizin anlatıldığı kitapta, insanı merkeze alan irfanımızı kaybettikten sonra yaşadığımız düşüşe dikkat çekiliyor. Yaşanmış canlı hatıraların eşliğinde insanımızın geçirdiği fikrî merhalelere ve ahlaki çözülmelere temas ediliyor. Aile kavramı, iyilik düşüncesi, esnafın dayanışması, ticaret ahlakı, mahalle anlayışı, dinî hayat ve kısacası bizi geçmişte ve bugün ayakta tutan dinamikler bu metinlerin satır aralarında bize göz kırpıyor. Din, dil, mûsikî, tarih ve mimari gibi temellerimiz üzerinde titizlikle duruluyor. Kaybolan veya kaybolmaya yüz tutan kıymet hükümlerimize sahip çıkmamız gerektiği vurgulanıyor.

Sâmiha Ayverdi Türkçe meselesinde de hassastır. Ona göre kaybolan anahtarlardan biri de Türkçedir. “Çünkü bugünkü genç, dedesinin, babasının dahi dilini anlamıyor” diyen yazar, “Bir Acı Gerçek” makalesinde eskiden beri bir dil politikamızın olmayışına üzülür ve “Demek ki biz Türkler… han, hamam, çeşme, sebil yapmış, fakat Türk’ü Türk yapan dilden onu mahrum ederek düşman askerinin eline bizi doğrayacakları kılıcı vermekten geri kalmamış, bunun adına da ’ilericilik’ demek gafleti içinde boğulup kalmıştık.” der. Batılılaşma rüzgârının bize nelere mal olduğunun altını kalın bir şekilde çizen Ayverdi, toplumun kurtuluşu için öze dönüşten başka bir çare olmadığını ısrarla söyler. Kitabın arka kapağında şu satırları okuyoruz:

“Târihi boyunca Türk, asla diktatörlüğe rağbet etmemiş, çatısı altına aldığı milletleri sevgi ve adâlet kanatları arasında kollayarak, Batılılar gibi onların kanını canını içmemiştir. Böylece de Türk, mânevî, millî ve târihî karakterinden gelen alışkanlığı muhâfaza ederek diktatörlüğe hiç benzemeyen bir merkeziyetçi olarak yabancı güçleri ve azınlıkları idâre etmiştir.”

Sâmiha Ayverdi’nin Kaybolan Anahtar ve diğer eserlerini okuduğumuzda büyük fikir, irfan, mana ve gönül maceramızı daha iyi idrak edecek ve bugünkü temel meselelerimizin çözümünü de belki de rahatlıkla bulabileceğiz. Muhterem mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi’yi rahmetle yâd ediyor, Kubbealtı Neşriyatı arasında çıkan külliyatını bütün dostlara tavsiye ediyorum.

Mehmet Nuri Yardım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir