Bayram veya kandil günleri yaklaşırken şehrin merkezî yerlerinde kartpostal ve tebrik kartları satıcıları yerlerini alır dinî, mizahî, manzara, ses veya sinema sanatçıları vb. muhtevalı envai çeşit kartpostallarıyla arzı endam ederlerdi. Herkes kendi mizacına, iletişime geçeceği kişiyle arasındaki samimiyet derecesine göre kartpostalını seçer, dinî, resmî bayram günlerinde veya özel günlerde onu hatırladığını gösterirdi. Vaktiyle sevdiği arkadaş, dost, akrabasından bir zarfın içinde kendisine gönderilen kartpostal veya tebrik kartını defalarca almış biri olarak o mutluluğu şu anda tarif etmem imkânsız. Hele mektuplar… Mektup yazmak âdeti, ülkemizde, küçüklüğümüzde başladığımız günlük yazmak dışında yazarlığa insanı hazırlayan “yazı kursları” gibiydi. Ne varsa bir veya birkaç A4 kâğıdına halinizi anlatmak, karşı tarafın hatırını, durumunu sormak, malumat vermek, bir sonraki mektupta malumat almak, kısaca içinizi dökmek için tek iletişim kanalıydı. Sevdiğiniz birinden aldığınız mektubun içinde ne yazdığını henüz bilmediğiniz halde postacının size uzattığı zarfı elinize aldığınız zaman sizi saran mutluluğu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalırdı. Hele ki askerlik yapmışsanız o mektupları askerden döndükten sonra bile saklardınız. Sadece askere giden fertler değil genelde gurbet ellerinde şafak sayanlar da aldıkları mektupları atmaz uzun süre saklardı. Ta ki aradaki mesafeler bir daha gelmemek üzere kaybolup fizikî beraberlik kalıcı hale gelinceye kadar… Sonra sabit telefonlar hayatımıza girdi. Mahallede sadece bakkal ve sayılı yerlerde mevcut bulunan sabit telefonlar ile direk görüşme imkânı olmadığından konuşmak istediğimiz kişiyle görüşmek ancak santral üzerinden o da ancak belirlenen bir zaman diliminde mümkün olurdu. Çağrı cihazlarından sonra cep telefonları ailemizin bir ferdi gibi hayatımıza girdi. Öyle ki ailemiz fertleri evlilik, vefat vb. sebeplerle aramızdan bir bir ayrılsa da onlar her şekilde muhkem yerlerini muhafaza ettiler, ediyorlar.
Gelelim günümüze… Ücretsiz konuşma, mesaj ve sosyal medya hesapları dâhil birbirinden farklı sayısız iletişim kanallarına sahip olduğumuz zaman diliminde iletişim kanallarının şekli ve sayısı artsa da kalitesi düştü, sıcak dostluklar yerini sahte ve göstermelik beraberliğe bıraktı. Popüler kültürün tesiriyle artık üzerimizde hakkı bulunan akraba, dost, arkadaşlar değil takipçi sayısı çok olan medyatik insanlar önceliğimiz oldu. Zor günümüzde hep yanımızda olanlar değil vefat etsek ruhu duymayacak ama bir şekilde sosyal medya hesaplarımızın listesine girmiş insanlar ilgi odağımız oldu. İletişim şeklimiz tam da harap olmuş kültürümüzle doğru orantılı olarak değişti. Peygamber Efendimiz, “Aranızda selâmı yaygınlaştırın” buyururken kast ettiği Allah’ın selâmı yani “Selamun aleyküm” Sözünü bile kısalttık. Allah’ın selamı üzerine olsun, benden sana zarar gelmez selamet üzere olasın manasına gelen güzel selamı vaktimizi alıyor endişesiyle veya asli şekliyle yazmaya gerek görmediğimiz şekilde “s.a” dedik “a.s” şeklinde cevaplar yaygınlaşınca başta “Allah’a emanet ol” sözü olmak üzere bilinen bütün güzel kalıplarımız kısaltılarak söylenmeye başlandı. Aramızdaki muhabbeti artırması gereken selam kısaltılınca bırakın artırmayı neredeyse tamamen etkisizleştirildi. Artık muhabbet değil riyakâr cümle kalıplarıyla iletişim kuran kalplerin sahipleri olarak Batı’nın uğradığı kültür erozyonundan nasibimizi aldık. Eğer şu anda iletişim kanallarını kullanırken yaptığımız hataları tek tek açıklamaya kalkarsak sanırım selâmı bile kısaltan sabırsız gençlerimizin tahammül sınırlarını zorlayan uzunlukta bir metin ortaya çıkar… En iyisi onu bir başka yazı konusu olarak tehir etmek ve en azından birkaç yapıcı noktaya temas etmek…
Akraba, dost, arkadaşlarımıza dinî, resmî bayram ve özel günlerde toplu mesaj değil tek tek isme ve samimiyet derecesine uygun mesajlar atmayı tavsiye ediyorum. Ben şahsen bana gelen toplu mesajlara bırakın cevap vermeyi yüzlerce kişiye aynı anda gönderildiğini bağıran mesajlara cevap bile vermiyorum. Fakat benimle samimiyet derecemize uygun özel bir hitap ile başlayan, beni yüzlerce tanıdığı içinde hatırlayarak müstesna hissettiren mesajlara cevap veriyorum. Bana her zaman “sen” hitabı içinde konuşan, çok yakın olduğumuzu düşündüğüm bir tanıdıktan gelen “siz” hitaplı bir mesafeye çekilmiş mesaj beni yakınlaştırmadığı gibi bilakis uzaklaştırıyor. O sebeple naçizane tavsiyem yüz kişiye mesaj atma imkânınız yoksa bile on kişiye tek tek samimi ve içten mesaj atarak onların kalbindeki yerinizi muhafaza etmeye gayret etmeniz… Mesajlarınızda o kişiyle aranızda geçen özel bir hadiseye çağrışım yaparak bu mesajın ona özel ve istisna olduğunu gösteriniz. Selam muhabbeti artırır, selamı Peygamber Efendimizin buyurduğu şekilde ve kısaltmadan veriniz ki maksat hâsıl olsun. Eğer bir akraba, dost veya arkadaşımızla ilgili cenaze, düğün, kaza, hastalık vb. durumları sosyal medya üzerinden öğrenmiş olsanız bile bu konuda temenni ve dualarınızı mutlaka ama mutlaka özel olarak arayarak bu da mümkün değilse şahsına özel olarak mesaj ile iletiniz. Elbette ki bu durum sosyal medyadaki paylaşıma beğeni tepkisi veya mesaj yazmanıza mani değildir. Hem sosyal medya paylaşımına destek verebilir hem de özel iletişimle destekleyebilirsiniz eğer ikisi birden mümkün olmayacaksa tercih edilecek yöntem az önce belirtilmiştir. “İyi ama o kadar yakın olduğumuz halde bana özel olarak bildirmedi, ben neden özelden arıyorum veya yazıyorum?” denilirse “eğer bizim bir yanlış karşısında farkımız olmasını istiyorsak yanlışa yanlışla değil mutlaka doğru ile mukabelede bulunmamız gerekir” deriz. Herkes kendi karakterine uyan tavrı sergiler. Belki o dostumuz bizim bile tahmin edemediğimiz bir meşguliyet sarmalında ve fırsat bulamadı. Belki o da bizi suçluyordur “dost en kara günde yanımda olandır ama yanımda olmadı, başıma geleni sosyal medyadan öğrenecek mesafede bulunmayı tercih etti” diye… Her ne olursa olsun yanlışlar silsilesine dur demek için önce bizim adım atmamız gerekir. Aksi takdirde uyanık olduğunu düşünen insanları uyandırmaktan daha zor imtihanlarla baş başa kalırız. Önceliğimiz kemiyet değil keyfiyet, nicelik değil nitelik olmalı… Sayının değil kalitenin çokluğuna önem vermeliyiz. Binlerce tanıdığımız olacağına on tane samimi dostumuz olsun. İnsanların birbiri üzerinde hakkı vardır. On kişinin hakkını, hesabını vermek binlerin hesabından kolaydır… Üstad Necip Fazıl ne güzel açıklamış kaliteyi…
“Olmasın son günümde çelengim, top arabam
Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam”
Allah bizleri kendi değerlerini muhafaza eden, iletişim başta olmak üzere Batı’nın kaybolmuş samimiyetini taklit etmekten imtina eden, ecdadına layık torun olarak onların karşısına çıkan kullarından eylesin… Vesselâm…
Serdar Üstündağ
- AİLE KÜLTÜRÜ - 18.12.2023
- KAYBOLAN İLETİŞİM - 17.07.2023
- KALBİN DİLİ - 22.06.2023
