MEHMED İSMAİL’İN “İZ”İ

Ait olunmayan kavganın, savaşın sonsuzluğa çektiği canlar, o canların dönüşünü izlerin varlığına umut bağlayarak bekleyen sevenler. Azerbaycan’ın bir köyündeki insanların hayatını, hayatlarının Türk gelenekleriyle nasıl yoğrulduğunu, Sovyet kolhozlarının etkisini, İkinci Dünya Savaşı’nın köye getirdiği bereketsizliği, oranın havasını soluyan hatta oradan var olan yazar Mehmet İsmail, destansı-masalsı bir anlatımla yazmıştır.

Azerbaycan’ın Esrik köyünde doğan yazar, gerçeğin izlerini bırakmış romanına. Kendi hayatından anlar gördüğümüz romanını ümit ve ölüm merceğiyle bakılmak üzere okura sunmaktadır. Roman, bir cenaze sahnesiyle başlamaktadır. Daha ilk sayfalardan belli oluyor ki doğa, doğa tasvirleri köydeki hayatın her anına eşlik edecektir. Ölüm dahil… Yazar, bizi bir geçmişe bir geleceğe götürür. Tüm bu zamanlarda doğanın sunduğu her nimet ümide bel bağlayanlar için bir dayanak niteliğindedir. Özellikle de romanın hikmet sahibi kişisi Şemşed Bey için.

Romanda karakterlerin içsel konuşmaları öne çıkmaktadır. Olay örgüsünün ilerleyişi duygu ve düşünüşlere de bağlıdır.

Henüz köyün erkekleri savaş için çağrılmamış ve ölüm her bir köşeye sinmemişken köylünün nasıl vakit geçirdiği anlatılır. Köylünün bir kısmı kolhozda çalışmaktadır. Yaşlılar ise cami yıkıldığı için toplanma yeri olarak Şemşed Bey’in bahçesini seçmiştir. Toplu etkinlik ise düğün eğlenceleridir. İşte burada Aşık edebiyatının insanların kalbine işlediği güzellikleri görürüz. Sürekli anlatılagelen destanların, söylenen koçaklamaların ise gençlerde uyandırdığı kahramanlık isteği açıkça görülmektedir. Köy halkı gelenekleriyle hep iç içedir. Bu yönüyle roman aynı zamanda kültür aktarıcılığı görevini üstlenmiştir. Atasözleri, Allah’a dua, hadisler, ilençler her an ve her olayda köylünün dilindedir. Zaman zaman yarı gerçekçi inanışlar, destansı özellikler roman boyunca devam eder. Kimi zaman bir elma, bir at, bir mektup, bir saz bir inancın, bekleyişin, sonun sembolüdür.

İşte o vakit gelmiştir. Savaşa gitmek üzere yola koyulan erkekleri, aileleri ve sevenleri uğurlamıştır. Varlıklarının tüm izini köye bırakarak gitmişlerdir. Bundan sonrası köyde bir haber bekleyerek günlerini geçirenler için zordur. Onlara ait her iz korunmaya çalışılır. Aradaki bağ kopmasın diye. Bu noktadan sonra savaşın kişiler üzerindeki etkilerini görürüz. Pişmanlıklar, özlemler… En ufak şey artık bir umut aracıdır. Hitlere lanet okuyup durur köylü. Tabii ki savaşın kaçınılmaz sonucu fakirlik de köy halkını zora sokacaktır. Yazar yok oluşu öyle derinden anlatmıştır ki… Ancak ümit de hiç eksik olmamıştır. Birçok düşünceyi sorgulatır yazar. Romanda savaşın izini en iyi anlatan düşünce, ölmek mi daha zor, daha acılı; ölümü bildirmek mi ikilemidir.

Gidenlerin arkasından izler ne kadar korunabilir? Acı da bir iz midir? Ebedi olan nedir? Yazar, iz deyince neleri düşünmeliyizi sıralıyor adeta. İzler de gömülür, dedirtiyor. Aslolanı kavrayabilmek asıl mesele. Mehmet İsmail, izlerin kutsallığını inanç etrafında örmüş ve gerçeği anlatmıştır. Ruhi düşünüşlerle başlayıp devam eden roman yine ruhi kavrayışlarla son bulur.

Şeydanur Şimşek

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir