Yüz on yaşındayken 17 Kasım 2024’de kaybettiğimiz ülkemizin en büyük Sümerolog’u Muazzez İlmiye Çığ, Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramı olduğunu anlatıyor.
Değerli bilim adamına göre, Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.
Türklerde güneş çok önemli… İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. İşte güneşin bu zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Buna nardugan diyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı: NARDUGAN
Nar = Güneş…
Tugan, Dugan = Doğan…
Nardugan = Doğan Güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları Tanrı’ya gitsin diye de ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrı’dan.
Bu bayram için, evler temizleniyor.
Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yaş ve kuru meyveler, özel yemekler, tatlılar yiyip içiyorlar.
Bayram, tüm aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.
Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra batılıların bu gelenek görenekleri onlardan aldıkları söyleniyor.
Özetle söylemek gerekirse, İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok. “Doğum, güneşin yeniden doğuşu.”
Ben yıllardan beri gazetede yılbaşı yazılarımı “Nardugan’ınız kutlu olsun.” başlığıyla yazarım. İlk yıllarda garip karşılanmıştı. Giderek kabul gördü, bu düşünce yaygınlaştı.
Noel kutlamalarının saf dini inanca sonradan katılan bir bidat olduğuna inananlardanım. Görülmekte ki, antik çağlardan beri kutlana gelen Pagan ve Şaman kış festivalleri Roma’da da yayılmış Hristiyanlık sonrası Noel’e dönüştürülmüş.
Hıristiyanların Noel’i onların olsun, biz de kutlayalım, onlarla birlikte tüm insanlığa güzellikler dileyelim. Ama kökünün bizim atalarımızın Nurdogan’ı olduğunu bilelim.
Değişik kaynaklarda, Orta Asya ve Anadolu’da İslamiyet öncesi Şaman ve Pagan inanışlarında Noel Baba’ya benzer özellikler taşıyan figürlerin yer aldığını belirtiliyor.
Anadolu Uygarlıkları konusunda önemli araştırmaları ve eserleri bulunan Araştırmacı İsmet Bertan şöyle diyordu:
“Kafkas Bölgesi’nde destanlarda geçen bir Ülgen ya da Ülgen Baba karakteri vardır. Altın Saray’da yaşar, kırmızı kaftan giyer. Yeraltında yaşadığına ve yılbaşlarında yeryüzüne çıktığına inanılırdı. Baharın ve yeni yılın gelişini müjdelemek için yeryüzüne gelir hatta ölüleri yolda karşıladığına inanılırdı. Türk Destanlarında bu şekilde yer alır ve yaklaşık 2 bin 500 yıllık bir tarihi vardır.”
Öte yandan bilim adamlarımızdan Ali Faik Demir de şöyle demiş: “Türk Kültürü’nde bir Ülgen karakteri vardır. Bu tanrıdır ve yeni yılın gelişini kutlar kırmızılar giydiğine inanılır. Aralık Ayı’na bakıldığında Türk geleneklerinde ve Pagan kültüründe ölülerin dirileri ziyaret ettiği zaman görülüyor. Hatta bunlara yapılan veya adanan hediyeler, kurbanlar var. Bu nedenle bu ayda bir hediye verme kültürü gelişmiş.
Hristiyan bizden almış, tepe tepe kullanıyor, biz alıp aslına döndürmeye, hicap ediyoruz. Şöyle bir Şaman Kültürü’ne bakalım:
Anadolu’da “Bacacı Baba” ya da “Bacacı Dede” denilen bir figürle karşılaşıyoruz. Dedeleriniz, nineleriniz, kiminin babaları anaları bilirler. Bu da hediye alma, hediye verme bunları bacadan bırakma, hatta çorabın içine koyma, çocukları sevindirme gibi özellikler taşıyor.
Ağaç kültü de çok fazla kullanılır. Özellikle çam ağacının seçilmesi de yaprak dökmediği için hiç ölmediği algısı yaratmasından kaynaklanıyor. Bizde çaput bağlanması da bu temelden geliyor. Noel Baba’nın uçması da Şaman’da çok kullanılan bir eylem olan uçmayla örtüşüyor.
Geyik kullanılması, hayvan olarak geyiğin seçilmesi de Türk kültürüyle benzeşiyor. Çünkü Şaman inancında geyik kutsal bir hayvan. Orta Asya kültüründe yalnızca krallar ve liderler tarafından avlanabiliyor. Noel Baba ile Türklerin ilk inançları Pagan ve Şamanizm inançlarında pek çok benzerlik olduğunu görüyoruz…”
Aslen Yozgat Akdağmadeni’nden olan Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Ünan bir araştırmasını şöyle nakletmişti:
“Bir araştırmamda Altay’ların ‘Çam Bayramı’ kutladığına rastlamıştım. Çam bayramı, kışın en soğuk zamanında 25 Aralık’ta yapılırdı. İnsanlar, Ülgen’e dua ederler, güneşin dönüşü için ona teşekkür ederlerdi. Duaların işitilmesi için Ülgen’in sevgili ağacı olan çam süslerlerdi. Onu eve getirirler, dallarına parlak kurdeleler bağlarlar, yanına hediyeler yığarlardı. Bütün gece eğlenirlerdi. 25 Aralık’ta, bütün insanlar, hatta en kötüler bile, iyi ve cömert olmaktaydılar. Ülgen bugün torba içinde hediyeler getirirdi. Çocuklar onu ararlardı. Onlar, şarkılarla dolaşırlar, tekerlemeler söylerlerdi…”
(Ülgön) Han ve Moğolcada Ulgan Han. Göğün 16. katında yaşar. Kayra Han’ın oğludur. Türk mitolojisinde (Tengricilik döneminde) Türklerin iyilik tanrısıdır. Tek Tanrı inancında Göktanrı’nın oğlu ve gökyüzünün hükümdarı olarak görülmüştür.
Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra, pek çok Şaman ritüellerini mitolojilerini İslami inanışlarla örtüştürdüler, kaynaştırdılar. Gelenekleri görenekleri içinde yaşattılar. Kimi Dede Korkut oldu, kopuzuyla bize Oğuzili’nin yiğitlik destanlarını söyledi, insanlara yiğitliği, mertliği, doğruluğu, güzelliği öğütledi. Boy boyladı, soy soyladı.
Boz Atlı Hızır oldu, evimize, bahçemize, yurdumuza yeşillik, bereket ve ümit bağışladı.
Boynunda haçı, sırtında koparılmış çam fidanı ile bize her şeyi yabancı olan Noel’i, annelerimiz, ninelerimiz, dedelerimiz bizlere anlatmadı. Dinlediğimiz masallarda, destanlarda yahut tarihimizde, türkülerimizde Noel Baba yok.
Ama halkımızın sevdiği Boz Atlı Hızır, milyonlarca çocuğumuz için yine de var. İşte o Hızır bize zembil dolusu cicili bicili aldatmacalar değil ama ümit ve ferahlık getirirdi.
İnanırdık ve bilirdik ki Hızır Aleyhisselâm bizi darda, yolda, karanlıkta bırakmaz. Hem öyle allı pullu esvaplarla, durup dururken bacadan da inmezdi. Çok sıkılıp çaresiz olduğumuz demlerde onu Allah yollardı. Tipide, fırtınada, bir tehlike anında Hızır’ın gelmesi demek; “Hayatta çaresizlik yok, Allah bizi unutmaz ve kurtarır” demekti.
Rahmetli Ahmet Kabaklı bir yazısında şunları yazıyor:
Yalnız ve yoksul soframızda güler yüzlü anam; bazı geceler bizi yıkayıp giydirdikten sonra:
– Temiz olun, dua edin, hiç de üzülmeyin, Hızır Aleyhisselâm belki bu gece gelebilir, evimiz neşeyle, bet bereketle dolar, derdi.
Bizim halk şiirimizde Noel’le ilgili hiçbir iz yoktur. Ama Hızır’la ilgili yüzlerce deyiş, türkü vardır.
Elaman mürver huzura geldik
Yardım Eyle bize Bozatlı Hızır
Yüz sürüp yerlere yardım diledik
Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
Seni seven canlar elini açmış
Hızır günü diye dua’ya durmuş
Nebilik, Velilik tek tek sana gelmiş
Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
Kemter Derviş diler özüne himmet
Mahrum etme beni eyle mürüvvet
Evliya, enbiyanın yüzü suyu hürmet
Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
Bizde bir yılbaşı kutlaması Nevruz bayramında yapılmakta…
Türkler, güneşin Koç Burcuna girdiği gün olan “Nevruz”u, yani yeni günü, yılbaşı olarak kabul etmişlerdi. Hayvanlı Takvim’e göre, Hunlarda yılbaşının, ocak ile şubat arasında kutlandığı biliniyordu. Yine Türklerin bir dönemde kullandığı Celâli takvimde de 21 Mart günü, yılbaşıydı
Türkler, İslâmı benimsedikten sonra, hicrî takvimi kullanmışlardı, yılbaşı 1 Muharrem günüydü. 1. Mahmut döneminde Rumî takvim kabul edilmiş ve yılbaşı 1 Mart olmuştu. 1917 yılından sonra Gregorius takvimine geçilmiş yılbaşı 1 Ocak olmuştu.
Anadolu insanının ne hicrî, ne rumî, ne milâdî, ne musevî, ne celâli takvimlerle ilgisi yoktu. Toplum hayatında “Balkan Harbi”, “Seferberlik”, “Erzincan Depremi” gibi iz bırakan olaylar bir bellek taşı olarak kabul edilir ve üzerine yıllar konulur, yıllar çıkarılırdı.
Anadolu’da yılbaşı olarak kutlanan Kış Bayramları’nın temeli ak umutlardı. Kuzuların, yüz günde anasının karnında canlandığı, tüylerinin çıkmaya başladığına inanılırdı. Bu Ocak ayının on beşi ile yirmisi arasına rastlardı. Anadolu’da yüzyıllardan beri sevgi ve hoşgörü ortamında birlikte yaşadığımız Hristiyanların yortuları da bu günlerdeydi. Kutlamalar birbirine karışırmış.
Ahmet Özdemir
- MEHMET CEMİL CEM’İ TANIYOR MUSUNUZ? - 03.09.2025
- NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU - 26.08.2025
- M. FARUK GÜRTUNCA: “SEN NE GÜZEL BULURSUN, GEZSEN ANADOLUYU” - 08.08.2025
- AHMET KUTSİ TECER VE ÂŞIK VEYSEY’İN KEŞFİ - 28.07.2025
- DERDİM ÇOKTUR HANGİSİNE YANAYIM - 21.07.2025
- CAHİT KÜLEBİ: “SİVAS YOLLARINDA GECELERİ / KATAR KATAR KAĞNILAR GİDER - 24.06.2025
- HALİDE NUSRET - 14.06.2025
- HAK İÇİN KURBAN MI, KÜP İÇİN KAVURMA MI? - 02.06.2025
- ŞAİR EŞREF : “KENDİMİ HECVEYLEMEZSEM KAFİRİM” - 23.05.2025
- ŞU SONSUZ KOŞU - 17.05.2025
- TRAKYA’DA DALLIK, HIDIRELLEZ, KAKAVA, TAYA KADIN ŞENLİKLERİ - 05.05.2025
- YAYLALAR YAYLALAR - 30.04.2025
- ABRIL ESİNTİLERİ - 20.04.2025
- MISRALARIN NOTALARIN KANADINDA BAYRAM GEZMESİ - 29.03.2025
- ÂŞIK VEYSEL’İN HAYATA BAKIŞI - 21.03.2025
