MİRAS

“Yabancıların en yakınıydın sen,” diye yazdı kocasına ve gitti bir kadın. Adı Nilgün Marmara olunca ve künyesinde şair yazınca çok konuşuldu. Kocası ise intiharından sonra “Şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı,” diye talihsiz bir açıklama yapan bir eş olarak geçti tarihe.

Dün yine bir kadın öldü bu topraklarda. Kadınlardan bir kadın… İçimizden biri eksildi sadece. Büyük ihtimalle yine çabucak unutulacak diğerleri gibi. Şair değildi ya; ardında yıllara, yollara mal olan tumturaklı cümleler de bırakamadı. Ne yazık ki bu hâl ölümünün son tüketim tarihini daha da kısaltır. Şimdilik ölmesi konuşuluyor sadece. Bakkal çakkalda açık televizyon ekranında alt yazı geçiyor ve gelen müşterinin aldıklarını poşete doldururken aklınca haber veriyor adam. Ölmüş. Kim? Ormana gitmiş bir kadın vardı ya işte o.

Odur. Adı bile olmaz çünkü o kadınların. Ölse de öldürülse de yüzü gösterilmez buğulanır, adı da çok önemli değildir zaten “o kadın, şu kadın” bilgilendirme için yeterlidir. Daha toprağa girmeden ardından söylenilecek yalan yanlış haberler gelir.

İş yerinde ciddi baskılara maruz kaldığı için dört gün boyunca tanıdığı bildiği bir ormana sığındığı ve ortalama aklı başında olan herkesin rahatlıkla yolunu bulabileceği bu ormanda kaybolmuş olduğu, son zamanlarda çığlık atma terapisi aldığı ve o alanı bunun için tercih ettiği konuşuluyor da konuşuluyor. Otopsi raporunda ise açlık ve susuzluktan hâlsiz düştüğü, soğuktan ciddi etkilendiği ve bir kene tarafından ısırılmış olduğu yazıyor.

Belli ki kendine göre ayakta kalma çabaları varmış. Uğraşmış. Yoksa bir kadın çok mutlu olduğu için çığlık atmak isteyebilir ve bunun için bir ormanı tercih edebilir, diye düşünmek çok komik olur.

Belli ki çok susmuş. Bir kadının susup konuşamadığı çok şey olduğu için ya da konuşsa da anlaşılamayacağını düşündüğü için kendini oraya atmış olabileceği hiç konuşulmaz nedense. Arama kurtarma çalışmaları devam ederken eşinin “Ben evdeydim dinleniyordum. Gittiğinden haberim bile yoktu. En son birlikte üç dört yıl önce gitmiştik oraya,” demesi de bazı açıklamalara ne kadar da çok benziyor. Ve nedense bu da çok konuşulanların içinde yer almıyor.

Neden her yerde erkeğin “Elde tutulma” biçimlerine dair türlü türlü reçeteler yazılır da kadın için bu özveri çok lüzumsuz görülür? Neden erkeği elde tutmak denince zihnimde hep zincirlerinden boşanmasın diye sıkı sıkıya bağlanmış ağzı köpüren azılı bir köpek canlanır?

Kadın neden uysal bir mahale bekçisi edasıyla gece gündüz her şeyi kayıt altına alan, hane sakinlerinin taşkınlıklarını sineye çeken, hararetleri yatıştıran, onca kişinin arasını bulmaya çalışan, üç kuruşa kanaat eden taraf oluyor, neden? Kim ezberletti zihnimize bunca kötü çağrışımları?

Kadın niye elde tutulmaya uğraşılmaz, kapıyı çekip gitmesiyle anılmaz da çantada keklik sanılır? Kadını ihtiyaç duyulan değil de muhtaç konumda görmek, bir ata yadigârı mıdır?

Bütün bunları, oğlumun “Zihin gücü”nü konuşturarak katıldığı bir turnuvanın bitmesini beklerken devasa bir spor salonundan yazıyor olmam ne tuhaf bir denk geliş. Oturacak yer olmayınca ve yan tarafta kadınlar gününe özel düzenlenmiş ve sadece kız çocuklarının “Beden gücü”nü kullanarak katıldığı bir turnuvanın tribünlerinde boş yer bulup oturdum diye sevindim. 

Yazarken kaptırmışım kendimi, hiçbir şey duymamışım. Taraftar ailelerin coşku dolu tezahüratlarını duyunca yazmayı bırakıp ben de sporcu kızlarımızı izlemeye koyuldum. Sorular da peş peşe düşüverdi hâliyle zihnime. Acaba hangi gerekçelerle başlamışlardır bu canım kız çocukları bu ellerini yumruk yapıp rakibine vurma ve tekme atma üzerine kurulu bu spora? Hangi sebep başlatmıştır bu hikâyelerin ilk cümlesini. Peki, ya bu pırıl pırıl kızlarımızdan acaba motive olsunlar diye karşısındakini kim olarak hayal etmeleri isteniyordur?

Ölmemek için kendini savunmayı öğrenmenin adı ne zaman spor olmuştur?

Ya ben böyle bir spora neden hiç ilgi duymamış ihtiyaç hissetmemiştim.

Bilmiyorum.

Bildiğim tek şey, ölen bir kadından bütün kadınlara miras kalır. Ve her kadın kendi payına düşen kadarını alır!

Gamze Koç 

 

5 “MİRAS”yanıtını veriyor

  1. Her kadın her insan çok değerli bir bilebilsek… Elinize kaleminize sağlık…. Daha güzel daha umut dolu yarınlarımız olsun…

  2. Yine kaleminiz değil gönlünüz konuşmuş Gamze Hanım.Gönlünüze , kaleminize sağlık

  3. Yine kaleminiz değil gönlünüz konuşmuş Gamze hanım.Kadın olmayı sizlerle duyarabilmenin mutluluğuyla Telekkür ediyorum

  4. Zihnim çok dolu ama kaleminize, yüreğinize sağlık değerli Gamze Koç…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir