OYUNDAN ROMANA: KORYOLANUS FACİASI

Koryolanus Faciası, Shakespeare’in insanın büyüklük konusundaki aşırılığını işlediği trajedisidir. Şerif Aydemir bu oyunu zengin tasvirlerle ve eklemelerle romanlaştırmıştır. Bu eklemeler oyunda olmayan kişiler, kişilerin ayrıntılı iç konuşmaları gibi önemli noktalardır. Roman, kitap sayfalarında canlandırdığımız bir oyundur, dolayısıyla betimlemelere ihtiyacı vardır. Koryolanus Faciası romanında, Roma’nın yiğit ve yılmaz savaşçısı Markus’un kendi vatanından yine kendi kararıyla kopup hiçliğe doğru sürüklendiği yolculuğuna şahit oluyoruz.

Romanda bir tarafta savaşçı bir gücün sonucu oluşan iktidar hakkı ve bu hakkın o savaşçı tarafından korunamayıp nasıl zarara uğradığı; bir tarafta halkı yönetmeyi -oynatmayı- görev edinmiş kişilerin yönetim gücüne sahip olma hırsı ile yaptığı aldatmacalar yer alıyor. Markus’un kibri halka karşı, halkın kibri ise otoritelere karşı gelişmiştir. Ayrı bir tarafta ise savaşçı Markus’un ailesi yer alır, özellikle annesinde oğlunun ne kadar sert, güçlü olduğuyla ilgili övünçleri dolayısıyla duygusal yönden bir tatmin arayışı vardır. Roman boyunca her karakter belli amaçlar doğrultusunda hırslar edinir veya bunlara sahiptir. Bir şeyleri yönetme isteği, büyük olma isteği görülür. Yalnızca tek bir karakter saf bir mutluluğu, huzurlu bir hayatı ister, Markus’un eşi Vörcilya. Ancak Markus eşinin korktuğu gibi büyük istekler ve hırslar yüzünden acılar çektirecek ve çekecektir. Bu durumda huzur ve kibir birbirine uzak duygular gibi gözükür.

Roma’nın yöresindeki güzelliklerin anlatımıyla başlayan roman bizleri bir kargaşanın içine doğru götürür. Meydanda toplanmış halk (plebler) bazı haklar talep etmektedir. Romandaki çatışma halk ve soylular (patrisyenler) arasındaki anlaşmazlıktan doğmaktadır. Bu çatışmayı tüm özellikleriyle ve hatta fazlasıyla kendinde barındıran kişi Markus’tur. Markus, vatanı için her türlü tehlikeyi göze almış, savaşlarda kahramanlığıyla ünlenmiş cesur bir kişidir. Onun korkusuzluğunun getirdiği bir özelliği vardır ki kimsenin karşısında boyun eğmez. Koryolanus’u fethettiklerinde Markus’a kahramalığının göstergesi olarak Koryolanus adı verilir. İnsan kendisine son olacak bir yerin adını alabiliyormuş, diye düşündürüyor roman. Kazandıkları Koryolanus zaferinden sonra halktan senatoya girmek için oy istemesi gerektiğinde her şey tepetaklak olacaktır. Markus bu zaferin getirdikleriyle gücüne güç katabilir, vatanını daha iyi temsil edebilirdi. Bunun olmasındaki engel Markus’un gururudur.

Markus’a göre savaş meydanında aldığı yaralar halka sergilenmek için değildir. Roma için yaptıkları Roma’nın kendisi için olup dolduruşa gelmeye müsait halkı dışarıda tuttuğu bir yaklaşıma sahiptir. Eserin akışı içerisinde gördüğümüz üzere halk gerçekten onları yönlendiren kesimce Markus’un aleyhine kullanılır. Markus kendi inançlarıyla zorunluluklar arasında büyük bir çatışma yaşar. Savaş meydanındaki çatışmada çok iyi olmasına karşın hayat ve toplum mücadelesinden hiç anlamaz. Kibir içten içe onu kemirip kurutacak, canı pahasına koruduğu vatanını fevriliği yüzünden terk ederek düşman ellerde var olmaya çalışacak.

Var olduğun yerden, kanını akıttığın topraktan, havasını soluduğun doğadan uzaklaşmak… Uzaklaşmak ki mesafeler kat etmek değil, kopmak, bağların yırtılması hem de kibir yüzünden. Savaşta ansızın çekilen kılıca hızla karşılık vermek gerekirken hayatın akışına fevrilik ters düşer. Kibir, dik başlılık onu öylesine kuşatmıştır ki annesi, karısı ve çocuğu dahi onu vatanında tutmaya yetmeyecektir. Ne kendinden ne vatanında elde ettiği başarılardan heybesine hiçbir şey yükleyemeden gittiğini anlayınca iş işten geçmiş olacak. İnsanın sahip olduğu pek çok değer, insanı yücelten o meziyetler, var olduğu yerden çıktıktan sonra başka yerde sahipsiz gibi kalır. Toprağı uğruna ölesiye yaşayan bir kimse o topraktan ölesiye ayrılabilir. Nefret büyür ve yerini intikam duygusuna bırakır. İntikam, onu Roma’dan ayıranlara karşı beslediği tek duygu olur. Kendisiyle veremediği savaşı ise hiç düşünmez. İntikam Markus’a her şeyi unutturur, eski düşmanına Romaya saldırmayı teklif eder. İnsanın kendi duygularının tatmini için yapabileceklerinin sınırı yok mudur? Buna, yoktur, demek bir dile çok büyük ağırlıktır. Evet, sınır bilmeyen Markus da bu ağırlığın altında kalacak ve ders almaya vakti olmayacaktır. Eski düşmanı Afidus, Markus aklından pişmanlıklarını geçirirken bir işaret verir. Markus’un kibri artık büyük değildir.

Şeydanur Şimşek

“OYUNDAN ROMANA: KORYOLANUS FACİASI”için bir yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir