ŞİFA

Vakit, taburcu olma vakti… Toplanıyoruz. Sadece biz hastalar değil tepeden tırnağa her şey ama her şey yavaş yavaş toparlanıyor. Yeryüzü de gökyüzü de haberdar sanki bu toparlanıştan. Mısmıl tüm düzenler, birbiri içinde yarışıyor adeta. Ne var ne yok sanki her şey kendi içinde yola gelmiş vaziyette. Herkes nasibince düzelmiş bir halde. Kimi en onulmaz yaralarına derman buldu kimi de buradan kolay kolay çıkamaz denilse de üzerinde sadece yara bere izi kaldı. Kimi kontrol altında olacak kimi de upuzun reçetelere sadık kalarak devam edeceğine söz verdi. Hepimizin ayrılmadan önce tek isteği; dosdoğru olan yolda yaşamanın şifasını öğrenmek.

Canlı cansız, börtü böcek sanki herkes emir büyük yerden deyip usul usul toparlanıyor. Gün, gece dahi nasipdar bundan. Sert ve kaşları çatık bir askeri komutla değil de evladının usturupluca belini bıkınını toplayan anne misali toparlanıyoruz. Herkes neyini döküp saçtıysa ortaya, onu toplamaya uğraşıyor. Zaman daraldı diye kimse dağınık bırakmak istemiyor ardını.

Artık parmak hesabı yapacak kadar az kaldı. Bu az, yolun sonuna yürümek gibi değil de her şeyi ilk kez tatmak gibi. Her son, bir bitişin habercisi değilmiş meğer. Yoksa yolun sonuna yaklaşanların hissettiklerine benzerdi halimiz. Yolun başına yaklaşıyoruz. Belli. Herkesin hikayesi de çıkışı da bambaşka… Tepeden tırnağa bir yenilenmişlik… Tanıdık tanımadık bütün insanlara selam vermek geçiyor benim içimden. Bütün yaşlıları başımın üstünde ağırlamak, bütün çocukları sevindirmek gibi bir istek peyda oldu nedense. Bir başkalık var ama adı henüz verilmedi. Adı belki bir “büyük” tarafından kulağına fısıldanırsa öyle anlarım ama huzurdan da öte bir şey bu. Bir kuş hafifliği, bir serçe naifliği…

Her kafadan çıkan sesleri duyan yorgun kulaklar gitmiş. Demliğin ucuna takılan süzgeç misali eleyerek alıyor sanki artık söylenilenleri. Lüzumundan fazla olanlar sığamayınca kapıda kalıyor giremiyor içeri. Kalpten girenler de apayrı. Onun için bile ruhsat var. Elini kolunu sallayarak girmek dileyene de razı değil gönül. Hele ağzın bellediği ders, içlerinde en çetin olanı.

Başta her şey azalıyor sanıyor insan. Sözler, sesler, uykular, sofralar… Meğer bu azalmada çoğalan şeyler varmış. Misal sessizlik içinde büyüyen, büyüdükçe göze de gönle de hoş gelen uzunlu kısalı yalnızlıklar… Adına inziva, adına itikaf denilen yalnızlıklar… Tünelden çıkmadan önceki son makam… En son o durağa da uğrayıp ardında kalan günlere selam veriyorsun. Gecenin karanlığında sana aydınlık olana, yoluna engel çıkmışken köprü kurana vefanı göstermek için bir fırsat çıkıyor karşına. İyileşmelerin habercisi olan dualar sarıyor etrafını. Yedi düvel “gelmiş, geçmiş olsun” diyor ve sen bütün şifa bulmaların şerefine en sonunda bayram ediyorsun. Bundan güzel taburcu olmak bundan güzel hastane mi var? 

Gamze Koç

Gamze Koç

3 “ŞİFA”yanıtını veriyor

  1. Vakit, Ramazan’ın taburcu vakti… Oruçla dağılan ruh, iftarla toplanıyor. Her şey usulca düzeliyor; yeryüzü, gökyüzü, gönüller. Kimimiz sahurda şifa bulduk, kimimiz teravihle yaralarını sardık. Yolun sonu değil, başı bu kuş hafifliği, serçe naifliği… Azalanlar çoğalıyor sessizlik, dua, yalnızlık. Bayram geliyor, “geçmiş olsun” diyor herkes. Bundan güzel oruç, bundan güzel bayram var mı?

    Gamze Hanım, Ramazan’ı bu kadar yalın ve derin anlatmışsınız ki, yazınızı okurken içimiz ferahladı. Ellerinize sağlık, bayramınız mübarek olsun.

  2. Çok güzel bir yazı.Kalemine sağlık adaşım 🌸şifalanalım diğer zaman dilimlerinede yayılsın inşallah bu şifa🤲♥️

  3. Şimdiden herkese hayırlı bayramlar. Rabbim yenilerine ulaştırsın. Elinize kaleminize sağlık…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir