BİLMEK YETERLİ Mİ?

Hayatın içinde rüzgârda savrulan yapraklar gibiyiz. Peki neden hep bir savrulma, kendini bulamama, kaybolmuş hissiyatında yaşıyoruz?

Kendimize mi çok uzağız, yoksa ne aradığımızı mı bilemiyoruz?

Bilmek, neyi bilmek gerek?

Bilmek yeterli mi? Bilirsek kendimizi de bulacak mıyız?

Bilmek, bizim her şeyin çözümü zannettiğimiz ama hiçbir şeye yetmeyen, bir durum belki de.

Bilgi çağında aradığına ulaşmak, istediğini bulmak çok kolayken, insan hala bu bilgi denizinde kaybolmuş hissiyatında yaşar…  Öyleyse asıl olan bilmek değil, anlamak, kavramak, derinliğine inebilmek olabilir mi?

TDK’ye göre anlamak, bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; fehmetmektir. Bu bağlamda anlamak, aslında bildiğine emek vermek, algılamaya çalışmak, bunu özümsemek olabilir. Kendi haline bırakılmış bilgiyi akıl, kalp süzgecinden geçirdiğimiz zaman, artık o bizim bir parçamız haline gelebiliyor.

Bazen bir kitabı okuyoruz, içeriğinde ne anlattığını biliyoruz. Bir süre sonra tekrar okuduğumuzda daha önce hatırladığımız şeylerden farklı anlamlar çıkarabiliyoruz.

İşte bu noktada anlamak bilmeyi gerektiriyor ama bilmek anlamaya yetmiyor. Bilgiyi anlamak için kalbin o bilgiye açılması gerekiyor. Ne anlattığını aldığımız nefes gibi özümsememiz, derinlerde hissetmemiz lazım. Bunun için bazen onu yaşamak, bazen yılların geçmesi, bazen de göz önünde olanı görmemiz gerekiyor.

Cahit Sıtkı’nın dediği belki de bunu anlatır.

“Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış.”

Bilgiyi aramak, anlamını aramak, yola düşmek lazım. Çünkü aramazsak, anlamaya çalışmazsak, sorgulamazsak hiçbir zaman aradığımızı, neyin içinde olduğumuzu bulamayacağız.

Her bilgiyi ve anlamını bulabilir miyiz? Orası tabi ki muamma ama yaşadığımızı hissetmek, hayatı kavramak, neye doğru akıp gittiğimizi fark etmek için merak ettiklerimizin peşine düşmeliyiz belki de.

Atike Yılmaz

“BİLMEK YETERLİ Mİ?”için bir yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir