Otobüsün camından dışarıya bakıyorum. Yol uzun. Hava soğuk ve karanlık, dışarısı gözün alabildiğince kar. Otobüs kalabalık, insanların kimisi uykuda, kimisi yarı uyanık uyumaya çalışıyor. Güneşin doğmasına dört saat var ya da yok. Şoföre iki koltuk mesafede oturuyorum. Birden radyoda Neşet Ertaş türküsü yankılanıyor;
“Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın? Ben de gülemedim; yalan dünyada sen beni gönlümce mutlu mu sandın? Ömrümü boş yere çalan dünyada
Ah, yalan dünyada, yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada…”
Derin bir iç çektim. Gözümden yaşlar süzülürken, canım babamın hatırasını bir film şeridi gibi hatırladım. Şen kahkahası ile bana bakar, gözlerinin içi gülerdi. Saçlarımı okşar, narçiçeğim diye severdi. Şimdi onun vefat ettiği yaştayım, başarmak isteyip de yarım bıraktığı hayalleri bir bir aklıma geliyor. İçimi tarif edemediğim garip bir hüzün sarıyor.
Dünyanın ne kadar yalan olduğu gerçeği, beşerin acziyeti, dehşetli ölümle nasıl da hissediliyor. Ölüm bir nefes kadar yakın, hepimiz bugün var, yarın yokuz.
Çoluk çocuğum ne olur kaygısı gütmeden, göğsünde imanı, vatan, millet aşkıyla kendini bu yola feda etti. Beni bıraktığı yaşta değilim, büyüdü artık, o küçük kız. Bunca geçen zamanda “baba” kelimesi koca bir boşluk olarak kaldı içimde. Sahi değer miydi haklı bulduğu dava uğruna, kendini ateşlere atmaya, arkasında gözü yaşlı bir eş ve iki küçük çocuğu boynu büyük bırakmaya? Davası için gittiği yerlerde onun ayak izlerini takip etmeye çalıştım. Hani neredeydi o kadim dava arkadaşları. Herkes onun ölümüyle adeta derin bir sessizliğe bürünmüştü.
Gözümden yaşlar süzülürken; bizi dizinin dibine oturtup, dedesinden dinlediği ve hiçbir zaman unutmayıp sürekli anlattığı hikâye geldi aklıma;
“Altaylı bir avcı, yorulunca dallı budaklı bir sedir ağacının altında gecelemeye karar verir. Geniş sedir ağacının altı sıcaktır. Oraya rüzgâr vurmaz. Çok ihtiyar olan sedirin üstündeki dallar, aşağı doğru eğilmiştir. Dibinde ise onun ince yapraklarından yumuşak bir yatak vardır. Avcı, bu yumuşak yatakta rahatça uyur. Sabaha karşı sessiz ve iniltili bir sesle uyanır. İhtiyar sedir ağacı, yanındaki genç sedirle konuşmaktadır.
“İhtiyar sedir ağacı, artık dayanamayacağını ve ayakta duracak halinin kalmadığını” söyler.
Genç sedir, “O zaman neden direniyorsun, dün de aynı şeyleri söylüyordun.” der.
İhtiyar sedir, “Evet” der. “Fakat şimdi dibimde yorgun bir avcı uyuyor. O yüzden kendimi tuttum.” der. Konuşmaya şahit olan avcı üzülür. Ağacı birkaç kez kucaklar. Pek çok zor günde bu ağaca sığındığı hatırına gelir. Kendisini koruyup kollayan bu ağaca bir daha sarılır ve kenara çekilir. Ağaç hafif bir iç geçirdikten sonra yere düşer.” Ve ağaç ölür.
Yaşlı sedir ağacını kendine benzetir, görevlerini yerine getirip, uzun ve hayırlı bir ömür geçirdikten sonra bu dünyadan göçeceğine inanırdın. O zamanlar çok küçük olduğumuz için, ölümün ne olduğunu, ideallerin uğruna hayatını nasıl ortaya koyduğunu bilmiyorduk.
Kendini adamış olduğun bu ulvi davada nice canlar gitti. İnandıkları davaya vatan, millet aşkıyla gözlerini bile kırpmadan yürüdüler…
Canım babam, nefsin sonu gelmez arzu ve isteklerine gem vurup, Allah, vatan, millet aşkıyla haklı bulup savaştığın davanda asla pes etmeden, en sonunda o çok sevdiğin Rabbine yürüdün. Gönlü imanla, vatan ve millet aşkıyla yanan senin gibi genç yaşta hayatını kaybeden tüm yiğitlerin mekanları cennet olsun…
Zehra Betül
- GENÇLERE HİTAP - 13.03.2026
- ATEİSTLİKTEN MODERN ZAMAN DERVİŞLİĞİNE - 17.02.2026
- İKİNCİ ABDÜLHAMİT HAN’I ANMA VE ANLAMA PROGRAMI - 15.02.2026
- II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİ - 12.02.2026
- SOYKIRIM KISKACINDA DOĞU TÜRKİSTAN - 10.02.2026
- BOZKIRDAN İNSAN MANZARALARI - 09.02.2026
- BOZKIRIN AYNASINDAN YANSIYAN YÜZLER - 03.02.2026
- AFGANİSTAN’DAN AMERİKA’YA DEVRİ ALEM - 27.01.2026
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAT SANATI - 20.01.2026
- ESKADER BÂBIÂLİ SOHBETLERİ’NDE GÜNEY AMERİKA RÜZGÂRLARI ESTİ… - 18.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 13.01.2026
- MAGNA FORTUNA ÇEBİ’YLE PERU’YA YOLCULUK - 12.01.2026
- YAPAY ZEKA ÇAĞINDA MEDYA VE YAYINCILIK - 06.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 04.01.2026
- HEGEMONYA, MEDYA VE İŞGAL ANLATISI BAĞLAMINDA SURİYELİ VE FİLİSTİNLİ KADINLAR - 30.12.2025
